26 Ocak 2017 Perşembe

GÖLGESİNE EL SALLAYAN BİR KIZ TANIYORUM. 👋 O, BENİM KIZIM. 😍


CANIM KIZIM & MİNİK KIZIMIZ

Hamile olduğumu öğrendiğimde  Nasıl doğuracağım?  diye düşünmüştüm. Doğurması zor, büyütmesi  kolaymış gibi. Neyse ki hem doğurdum hem de biraz büyüdü.

Kızım bir yaşını dolduralı 3 aydan fazla oldu. Zaman hızlı falan geçmedi. Her günü hatırlıyorum. Hatta bazı günler ve geceler ağır çekim geçti diyebilirim. İlk zamanlar zaten çocuğun alışma süreci oluyor. Sık sık uyanmalar, ağlamalar, sağlık sorunları vs. En çok zorlandığım dönemlerdi.  

EL SALLA EL SALLA
Gurbetin makyajsız yüzüdür çocuğunu herkesten uzakta tek başına büyütmek. Çok defa sabrımın taştığını ve boğulduğumu söyleyebilirim. Üst kat komşum Türkçe biliyor olsaydı da şuraya iki satır yazsaydı. Çocukla birlikte ağladığım çok oldu.Eşim 'Ne oluyor bu kadına?' diye kesin içinden geçiriyordu fakat çok ta dile getirmiyordu. Onun hayatında henüz ciddi bir değişim yoktu hani. Arkadaş çevresinde 'çocuğa kadın bakar' zihniyeti vardı. Kadınlar için sol şerite kayan hayat erkekler için halen sağ şeritte devam ediyordu. Eşim şirket çalışanları ile futbol maçından geri kalmazken ben wc ye gidecek zaman bulamıyordum. Bir gün hiç unutmam saat 15:00 olmuştu ve ben halen açtım. Nasıl olmuştu hatırlamıyorum ama karnımı doyurmaya vaktim olmadığı dün gibi aklımda. 

Bebeği emzir,  bezini değiştir, uyandığında pışpışla vs.hepsi ellerimden öpüyordu. Sonuçta bu çocuğu sperm bankasından yapmamıştım. Sistemin ayarlarını değiştirme vakti gelmişti. Sorumluluğumun yarısını eşimin eline tutuşturdum. Memesi süt veriyor olsaydı emzirme olayını bile paslamayı düşünürdüm. Arkadaşlarım destek olmaya çalışıyorlardı fakat böyle durumlarda en büyük desteğin çocuğun babası olduğunu düşünüyorum. Nitekim Mostafa başlarda biraz zorlanmış olsa da daha sonraları bebek bakmaya alışmıştı. 




Altı aylık olduğunda ek gıda süreci neymiş diye internetten araştırdım. Öyle karışık anlatımlara denk geldim ki sanırsınız at ile deve. Facebook' ta ek gıda ile ilgili guruplara denk gelip burada ne konuşuluyor diye dahil olduğumda çocuk kendi yesin hayır ben yedireceğim tuz olmasın şeker olmasın. Farklı farklı görüşler. Güllerin savaşı kısacası. Hanım apla sen orada daldın gidiyorsun çocuk açlıktan duvarları kemiriyor. 😂 Ek gıda ile ilgili ortamlardan hemen çıktım. Youtube kanalında süper bir doktor tavsiyesi dinledim, onu uyguladım. Hamilelik dönemimde yalnız kalmamak ve bilgi alışverişi için sanal ortamda (hamile kadınların olduğu bir sitede)  benimle aynı dönemde doğum yapacak  arkadaşlar edindim. Daha sonra kurdukları facebook gurubuna dahil oldum.

İLLA Kİ BURSASPOR💚
 O dönemler kafamı dağıtmak ve aynı yolda yürüyen kadınlarla bir arada olmak iyi gelmişti. Halen aklıma geldikçe yüzümde tebessüm oluşturan  paylaşımlar hatırlarım. Kızım büyüdükçe daha fazla ilgi ve dikkat  istiyordu. Bu günler geri gelmeyecekti. Facebook ortamından çıktım. Kendimce bir çok sebebi vardı ve o zaman öyle olması gerekiyordu. Gruptan bazı kişiler ile iletişime devam etmiştim ve daha sonra onlarla da yolun sonu görünmüştü. Bazen sonucu görürsünüz fakat anı olsun diye yaşarsınız. Neticede o insanları tanımak çok güzeldi. Yollarımızın kesişmesi ise  tesadüf değildi. Hayatlarına konuk ettikleri ve hayatıma konuk oldukları için hepsine teşekkür ederim. Bu arada o ortamdan tanıdığım bir arkadaşım ile halen görüşürüm. Adı Şükran... tanıdığım en güçlü ve güzel anne. Hayatı tek başına göğüsleyen güzel insan iyi ki seni de tanımışım. 

Guruba dahil olmak için  açmış olduğum  facebook hesabımı kapattım fakat ailemden uzak olunca ister istemez gerçek bir facebook hesabımın olması gerekiyordu. Türkiye' de yaşıyor olsaydım belki de hiç ihtiyaç bile duymazdım. Ailem hamileliğim ve doğumumda gelememişti. Açıkçası isabet te olmuştu.  Perişan halime tanık olmalarını hiç istemedim. 

Eşimin ailesi beş saat uzakta benim ailem ise ayrı kıtada yaşıyor. Eşimin ailesi defalarca gördü kızımızı benim ailem ise sadece internet ortamında gördü Zeyneb julia' yı. Hamileliğimde yolculuk yasaktı. Doğum kış ayında gerçekleştiği için uzun süre kımıldayamadık derken 2016 yılında ailemi görmeye niyetlendik fakat benim iyi niyetim yeterli olmadı.  

BİZ👪
Fas' a gelirken kedinin kaderini düşünen ben çocuğum olursa diye hiç düşünememiştim. Bir çocuğu anneanne, dede, teyze ve dayısından mahrum etmek. Büyük haksızlık etmişim gibi hissediyorum. Dünyaya benim bedenimden geldiyse onun da kaderinde bu varmış diyerek içime su serpsem  çiçek açar mı? Ne dersiniz?

Çocukları severim fakat hayat programımda "Anne" olmak planı yoktu açıkçası. Dolayısıyla evlendiğimde 'illa ki çocuğum olsun ' diye bir düşüncem de olmadı.  Mostafa benim gibi düşünüyor olsaydı yani onun da hayat programında "Baba" olmak gibi bir plan olmasaydı sanırım iki kişi olarak yola devam edecektik. Eşimin "Çocuk olursa iyi olur, olmazsa da nasip kısmet, hayırlısı olsun" sinyalini fark ettim. "Bu adamdan çocuk yapsam gerçekten ne güzel olur" demem ve çocuğun programında "Sevgide seni seçtim" diye cevap vermesi sonucu, minik bir melek benim bedenimden Dünya' ya "Merhaba" dedi. Sana da merhaba canım kızım, sütlü çikolatam. İyi ki hayatımıza dahil oldun. Edi ve Büdü gibi boş boş takılıyorduk zaten. 😂

Çok seviyorum kızımı. "Öyle ki içime sokasım ve geldiği yere geri gönderesim var" dermişim. Şaka bir yana evlat sevilmez mi? Bir çocuk dünyaya gelecekse gerekirse iki ayrı kıtadan iki insan bir araya gelirmiş. Dil, kültür cümbüşünü bol tutan, böylesine 
mücadeleci bir kız sevilmez mi? SEVİLİR HEM DE ÇOK SEVİLİR. 



canım KIZIM
Bu arada itiraf etmeliyim ki hamileliğin ilk başlarında kilo almayı bırakın kilo bile vermiştim fakat istirahatler "amannn boşver" ler ile 30 kilo aldım. Çocuk 3 Kilo 200 gram doğdu. 😂 ANA OLAYIM DERKEN DANA OLMAK denilebilir bu duruma.  Hoş,  bu ülkede kızlar dana gibi olmak için özel karışımlar içiyorlar. 😂 Umut fakirin ekmeği  bu da Sevda' nın tesellisi...

O, Babasının Kuzusu 
Çocuk doğar, kadın ANNE olur. Erkek yapım sürecindeki rolü itibariyle haklı olarak BABA makamına kurulur. Anne ve baba çocuğa hayatı öğreteyim derken çocuk, anne ve babasına dünyanın kaç bucak olduğunu öğretir. En azından bizim evde durumlar böyle. Çocuk düşünen varsa gözünüz korkmasın gayet güzel durumlar.😂

Programında ANNE ve BABA olma planı&hayali olan herkesin bu duyguyu hayırlısıyla yaşamasını diliyorum. Severek izlediğim Melis Aygen' in bir zamanlar sunduğu 'DÜNYA KÜÇÜK' ( İtalya ) gezi programında ünlü birinin evinin tavanında
"Kısa ve öz çoğalın. Yeni jenerasyonlarınızla çoğalın." yazıyordu. Biz +1 çoğaldık daha fazla almayalım be canım.

Kimsenin tesiri ve baskısı altında kalmadan seçimlerinizi gönlünüzce yapmanız, çoğalarak veya tekil kalarak istediğiniz yerde, istediğiniz kişilerle, gönlünüzden geldiği gibi yaşamanız dileğiyle. 

Aşk bazen emziği paylaşmaktır.😂 

Bu arada kızım terazi burcu. Hassas terazi. Uyumadan önce müzik dinletelim dedik ağladı. Biz de her zaman kullandığımız tekniği kullandık. Yani darbuka ile oynatıp uyuttuk.  

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

24 Ocak 2017 Salı

FAS' LI ARKADAŞLARIM İLE TÜRKİYE MACERAMIZ- 2


İstanbul' da ilk gezi rotamız çarşılar... Çarşıda yolun ortasında durup poz vermek kızların, kalabalık içinde resim çekmek te benim işim di.  Çantanı kolla, kızlara dikkat et, kameraya sahip çık, pazarlık yap, cami kapısında kızların çıkmasını bekle, günün sonunda esnafın ortasından elinde poşetlerle salına salına otele dön.  Ben bir gün içinde alışveriş biter sanmıştım fakat bitmedi. Çarşıdaki esnaf o kadar kalabalığın içinden bizi nasıl fark ettiyse. "Abla dün de buradan eli kolu dolu geçtiniz. Onları buraya da getirsene yaparız bir iyilik" diye bağırıyordu. Turist gezdiren ve prim alan biri gibi görünüyordum sanırım.

Kızlara camileri, kiliseleri, tarihi yerleri gezdirdiğim gün "Ben dışarıda bekliyorum" dedim. Çay bahçesi önüydü. Turist gezdirme avına çıkmış bir adam "Beraber gezdirelim parayı kırışalım" gibisinden teklifte bulundu.                                                 Şaka gibi...

Kızlar geldikten sonra Sultan Ahmet Camisi civarında hediyelik eşya dükkanına davet edildik ve kızlar da istediği için içeri girdik. Adam elimizdeki poşetleri, çantaları güvenilir bir yere koyduktan sonra çalışanına "Kapıyı kilitle" dedi. Hoppala...  Kızları zengin Araplardan sandı. Bu arada adam meğer Fas' lı birini çalıştırıyormuş. Fas' lı çocuk  kızlarla biraz sohbet edince "Konuşma! Dikkatlerini dağıtma. Alışveriş yapsınlar" diye de payladı çalışanını. Hadi kızlar Türkçe bilmiyor ya ben? Tek kelime ile İĞRENÇ bir ortamdı. O kadar bakındıktan sonra kızlardan biri kol saati aldı, Adam "Bu kadar mı?" diye sorunca bir an bu adam kapıyı açmayacak hapis kaldık burada diye düşündüm. Alışveriş için değil gezmek için İstanbul' da olduğumuzu söyledim. Kızlara gidelim işareti yaptım. Meğer mağaza içinde başka bölüm daha varmış. Oraya bakan adam bir anda ortaya çıktı. Gitmemiz gerek dememe rağmen ısrarla "Onları, buraya getirsene, baksınlar. Neden ayrımcılık yapıyorsun, hangi mağaza ile anlaştın?" diye söylenip durdu. Ben dışarı attım kendimi kızlar da ister istemez peşimden. Kısacası ekmeğinin derdinde olabilirsin ama bu kadarına PES dedim. Saat geç olmuştu. Otel mesafesine uzaktık. Taksi durağında taksi ücreti için pazarlık yaparken Türkçem nasıl bozulmuşsa artık "Abla sen Kıbrısta mı yaşıyorsun? Türkçen biraz tuhaf ta" dedi adam. Arkamdan konuşsaydın da yüzüme söylemeseydin keşke... Çay isterken de Türk çayı diyordum. Şaşkın gurbetçi olmak sanırım böyle bir şeydi.


İSTANBUL
Baktım alışveriş bitecek gibi değil Büyük Ada programını devreye soktum. Kahrolsun bağzı şeyler. Biz de faytona bindik. 30' lu yaşlarda bir genç kullanıyordu faytonu. Yemek yediğimiz restaurantın önünde bizi beklerken acıkmıştır diyerek ekmek ve dokunmadığım köfteyi ona ayırdım. Adam JÖN çıktı. Rahmetli Sadri Alışık' ın  filmlerde ayar veren cümleleri gibi cümleler kurdu. "Ben artıkçı mıyım? Dilenci miyim? "  Zıkkımın kökünü ye. Sen yemezsen ben yerim dedim içimden. Kızlar dizi filmlerin çekildiği villaları gördüler onun dışında çok ta ilgilerini çeken bir şey olmadı.  Boğaz Turu yaptık. Taksim meydanında gezdik, gece Galata' ya ZENO ya gittik. Biraz eller havaya yaptıktan sonra ortaya gelen elmalı nargileyi test amaçlı başlayıp epey tüttürdük. Kızlardan biri fenalaştı, tuvalete giderken yüzü yeşildi dönerken  beyaz. Kızın haline hunharca güldük. Baktım saat çok geç, çalışan ağabeyi tanıyordum. Mostafa ve teyzem ile de bu mekana defalarca gelmiş
ve sohbet etmişliğimiz vardı. Taksi çağırmasını ve yola kadar bize eşlik edecek birini yanımıza vermesini  rica ettim. Taksiye bindik şoför bir muhabbetçi çıktı ki offf yani. Nargileden çarpılan kıza gülüyordum ama takside yüzüm alacakaranlık kuşağı gibi olmuştu. Bozuntuya vermiyordum. Otele kadar kendimi tutmayı başardım. Otele geldiğimiz gibi hemen lavaboya koştum. Nargilenin gazabına uğrayıp içi dışı bir insan oluverdim. Kocaman bir kızın yıkılışını izlemek sanırım kızlara eğlenceli gelmişti.

Sabah karga kahvaltısını etmeden kalkıp gece geç vakitlere kadar  İstanbul kazan biz kepçe öyle çok gezmiştik ki... Sırada Bursa& Mudanya' ya yolculuk vardı. Nihayet azıcık ta olsa ailemi görecektim.

Deniz otobüsü ile gidecektik. İstanbul' da kaldığımız günlerde  hava genelde güneşli ve güzeldi. İstanbul' dan ayrılacağımız gün bir yağmur başladı ki deniz otobüsüne gitmek için mantıklı tek ulaşım taksiydi.

Deniz otobüsünün kalkmasına az zaman vardı. Taksi şoförü  "Bana güvenme kardeşim. Bu yağmur ve trafikte yetişemeyiz." diyordu.   Ben de "Sana güveniyorum. Sen ne yapar edersin, bizi yetiştirirsin." diyordum.  Sanırsın adamın taksisi kanatlı,  uçuracak ta götürecek.

Şoför defalarca "yetiştiremem", ben de inatla "yetiştirirsin" dedim. Baktı ben biraz değişiğim " Sizi yetiştirmeye çalışacağım" diyerek ara yollara girdi ve sonunda bizi zamanında yetiştirdi.  Bunu biliyordum. Taksi şoförüyse kestirme yolları da çok iyi biliyordu.

Deniz Otobüsünü ufukta gördük. Zaman daralmıştı. Koşmamız gerekiyordu. Taksiden indik, elimizde valizler deli gibi akan trafiği yara yara valizleri çekeleye çekeleye yolun karşısına koştuk. Benim omzumdaki siyah şal uçtu ve İstanbul'da  kötü yola düştü . Dönüp almadım bile. Kızlardan biri arkamdan koşarak geliyordu o trafikte şalımı yerden alması ile beni çok şaşırttı. Koştur koştur derken nihayet Deniz Otobüsünün içine girmeyi başardık. Halimize yine kahkahalarla güldük. O koşturma sahnelerine Hint müziği koy,  klip olur.Denizin ruh hali kuduruk. Sefer iptal olmasın diye dua ettik. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete amanin.

... sonunda doğduğum büyüdüğüm topraklar karşımda.  GÜZEL MUDANYA...


MUDANYA
Feride ve Neşe bizi karşılamıştı. İskele meydanında çay bahçesine oturduk. Baba tarafından bir akraba "Geri mi döndün?" diye sordu. Yani Fas' tan temelli mi döndün?....  demek istiyordu. Sorduğu soruda hiçbir iyi niyet yoktu.  "Arkadaşlarımı gezdirmeye geldim " dedim kibarca. 'Temelli dönecek olsaydım kına paketini unutmazdım' demeyi düşündüm.

Ailemin evinde kaldığım süre içinde babam ve annem beni pek göremediğinden,  erkek kardeşim ise onu dinlemediğimden dert yanmıştı. Ben ise herkesi bir günlüğüne dondurmak, sadece uyumak istiyordum.
Programı yapan bendim ve hemen uyuma lüksüm yoktu. Para hesabı, gideceğimiz yer gibi gibi sabah yapacağımız gezinin programına varana kadar ne varsa kontrol ediyordum. Az uyku, çok gezmek, sorumluluk , derken yorgun düşmüştüm. Kimse İngilizce bilmeyince olanı biteni tercüme etmek ise ayrıca yormuştu.



MUDANYA SAHİLİ BİR ZAMANLAR...

Bu kadar emeğin bir karşılığı olmalıydı. Sonuçta Mudanya, Bursa ve İstanbul ekonomisine katkıda bulunmuş bir de kültürel değerlerimizi tanıtmıştım. Heykelimi dikecek zamanım yoktu ben de Hisar Kuyumculuğa gidip adımı altın harflerle yazdırdım 😅😂



Üçüncü ve son bölüm ile haftaya yine buradayım.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY





22 Ocak 2017 Pazar

ANNEME UN DİYE KİREÇ VERMİŞİM =( :P :D

Aslında bu olayı youtube kanalımda anlatmak isterdim fakat sabaha karşı aklıma gelince yazmak daha kolayıma gitti.

Evim evim  kirada oturduğum evimin  duvarları açık sarı renkti. Aslında sıcak ve asil bir hava katıyordu eve.  Saçlarımın rengini sarı, pembe, kırmızı, kahverengi, mavi, yeşil, kızıl, turuncu , siyah gibi renklere dönüştürüp  yeterince değiştirdikten sonra saçlarımın ruhuna el fatiha okumuştum. Saçımı hallettikten sonra sıra evin duvar rengine gelmişti. Sarı renk güzeldi fakat evi kiralarken duvarları hiç boyatmamıştım. Açık mavi renk duvarlar için güzel bir seçim gibiydi.. Beğenmezsem sarı renge döndürmesi de kolaydı. Duvarları boyamayı becerebilir miydim, buna zamanım, enerjim olur muydu  bilmiyordum. Bir arkadaş boyarım demiş daha sonra gelememişti.  Otelde çalışan Ferit ağabeyden rica etmiştim. Allah rahmet eylesin o da ücretsiz boyarım demişti. Vefatını duyduğumda çok ama çok üzülmüştüm. Nurlar içinde yatsın.

Aynı mahallede oturuyorduk zaten. İş çıkışlarında bir kaç gün geldi ve sonunda duvarlar açık mavi renk oldu. Açıkçası eski rengi daha güzeldi ama yeni rengi de fena değildi. Kediler sarı, mor, mavi ve yeşil rengi algılıyormuş. Dolayısıyla en net gördüğü iki renkten (mavi ve yeşil) MAVİ rengi seçmiştim. Eminim onun dünyası bile renklenmişti. Fotoğrafa bakarsanız duvarlar boyandıktan sonra bakış açısı bile değişmiş gibi duruyor.
 
Gözü tok, gönlü güzel insandı Ferit ağabey. Ücret talep etmedi. Açıkçası benim de maaşımdan artan bir param yoktu ki. Her ay elektrik faturası Mustafa Keser gibi elinde mendil, halay başı olup maaşımın bir kısmını yanına alıp gidiyordu.Ferit ağabeye  emeği için güzel dileklerde bulunup, dua edebilmiştim. Biraz da komiklik yapıp güldürmüştüm. Boya yaptıktan sonra malzemeler artmıştı.  Onları da mutfak tezgahının altına koymuştum. Sonuçta ev bir oda bir salondu ve başka da müsait yer yoktu.

Bazen ablam bazen annem bazen de arkadaşlarım uğrardı bana. Tek başıma yaşadığım için yemek yapmazdım. Gelen kişi hazırlıklı gelirdi. En kötü ihtimal makarna haşlardım. Tost, hazır yiyecekler ise favorimdi. İş hayatı yeterince zaman alınca mutfağa zaman ayırmak saçma geliyordu. Annem evde fırının bozulduğunu söylediğinde ben fırını nasılsa kullanmıyorum diye düşünerek  evimdeki fırını anneme vermiştim. Kedim halıları yolduğu için kedi halıların canına daha fazla okumadan halıları da anneme vermiştim. Yemediğim sebzeleri verirken mutfak tezgahının altındaki poşete gözüm ilişmiş "Aaa burada bir poşet UN var. Bunu da al." demiştim. Meyve sıkacağı ve çaydanlık benim hayatımı zaten kurtarıyordu.  Aradan belki bir hafta geçmişti.  Cep telefonum çalmaya başladı, Arayan annem di. Üç kere çalmasını bekledim dermişim. Tabii ki hayır 😁 hemen cevap verdim.


BENSİZ KEÇİ BACAĞI YİYENİN 👽
Hal hatır sorduktan sonra "Kızım bana verdiğin un ile keçi bacağı yapayım dedim. Unu, malzemeleri koydum.  Karıştırdıkça HARS HURS ses gelmeye başladı. BU NASIL UN BÖYLE? derken yavaş yavaş elim katılaşmaya başladı. Elim taş gibi oldu. Sen bana un değil kireç vermişsin." dedi. Attığım kahkaha desibel rekoru kırmaya yetecek güçteydi. . Annem "Gülme!" diyordu telefonda. Haklıydı da ama un diye kireç verişim, annemin malzemeleri karıştırması, ellerinin hali ve annemin yaşadığı şoku hayal ettikçe...

"Ellerimi zor çözdüm gülme. Dünyanın da malzemesini koymuştum, ziyan oldu" diyordu.
Çocukken çok karikatür dergisi karıştırırdım. İster istemez beynim karikatür olarak ta gösteriyordu olanı biteni.  "Doktor bey ellerimde kireçlenme başlangıcı var... 😜.  

Neyse ki  annem bana pek sinirlenememiş, benimle birlikte gülmüştü. Aslında şaka yapmak için un niyetine kireç vermek güzel bir fikirdi ama anneme değil. 



Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

20 Ocak 2017 Cuma

HAYATIN NERESİNDENSİN? 14- FİNAL & "KINAYI GETİR ANEY"

KINAYI GETİRMEYİN... AĞLIYOR
Türkiye' ye dönmem ile raylarına iyice oturan hayatım hızlı tren misali gitmeye başlamıştı. Hayata gelmeden önce birileri ile sözleşme yapıyorsak eğer iş hayatım için yaptığım sözleşmenin final sahnesi gerçekleşiyordu. Herkes rolünü oynamış ve perde kapanmıştı. Evlilik tarihini 2012 yılının ilk günleri olarak düşünürken biraz daha öne çekme kararı almıştık. Her Kasım ayında KASIMDA AŞK BAŞKADIR paylaşımları görürdüm. Neymiş bunun esprisi dedim ve Kasım ayında evlilik için eşimle sözleştim.

Kedimle teras katı güzel bir evde yaşıyordum. Bir ev dolusu eşyam vardı. Evi boşaltıp Fas' a gitmek için ise iki aya yakın zamanım. Ciddi ciddi gidiyordum. Ev sahibi ile konuşup eşyaları evde bırakmayı nedense hiç akıl edememiştim. Tek tek ihtiyacı olan birileri var mı aramış, sormuş ve ihtiyacı olan  arkadaşlarıma, tanıdıklara zor zamanlarda taksit taksit ödeyerek aldığım eşyalarımı severek dağıtmıştım.

BİR ZAMANLAR...
Ülkeye, insanlarıma, hayatıma veda ediyordum. Nişanlılığım boyunca yakın arkadaşım Elif  telefonla aramış ve "Gitme Sevda" demişti. Babasının  geç vakte kadar çalıştığı gecelerde evde yalnız kalmasın diye eve davet ederdim Elif' i. Bazen de ben Elif' e kalmaya giderdim. Ne çok anı biriktirmiştik. Bana gitme diyordu ama o da  evlenerek gitmişti. Bir aile kurmuştu ve bir de tatlı oğlu olmuştu.  Tek farkım başka bir ülkede yaşayacak olmamdı.

KOMŞU KOMŞUNUN ... 😅
Evdeki anılarım, ailem, arkadaşlarım, iş hayatım, söylenen sözler, kırgınlıklar hayat mücadelem yorgunluklarım... toparlanmaya çalışıyordum. Ablam işteydi ve  çalışıyordu, teyzemin arkadaşı ile programı vardı, ailem zaten gitmemi istemiyordu. Büyük bir  ağırlık çökmüştü  üstüme. Hem giderim hem ağlarım misali ne çok söylenerek ağlamıştım. Merhametli, kedi sever yeni bir komşum vardı üçüncü katta. Sanırım duymuştu ağlama seslerimi.  Kapı çaldı ve sakinleşmem için beni evine oturmaya davet etti. Eminim teşekkür etmişimdir fakat o gün için tekrar teşekkür ederim.

Komşuluk yapabildiğim söylenemezdi. Çalıştığım günler çok, tatil olduğum veya bana kalan zaman dilimi az dı. Fas' ta komşu olayına bulaşayım dedim. Kolumu kaptırmadan elimi ayağımı hemen çekmek zorunda kaldım. "Komşu komşunun külüne muhtaç." derler ama kendi küllerimden var olmayı öğrendiğimden beri komşunun külüne falan ihtiyaç duymuyorum. Bu ülkede çok ev taşıdık. İki defa komşum oldu. Onu ayrıca yazacağım zaten.

YANIMDA FERİDE, KARŞIMDA NEŞE
Yanıma alacaklarımı  iki koliye sığdırmıştım. Ev eşyalarımın kalan bir bölümünü de ev sahibim Sebahat abla ile konuşup evde bırakmıştım. Bir mahalle yukarıda, arkadaşım Feride vardı. Zaman zaman onda kalırdım ve sabaha kadar çok insafsız espriler yapar, gülmekten uyuyamazdık. Bir mahalle aşağıda sık sık uğradığım kütüphane, muhabbetini sevdiğim kütüphane yetkilisi Ayşe abla ve onun tatlı arkadaşları vardı. Mahallenin çocukları, evim, markete giden yokuş, işe giden yollar... Veda etmek ne kadar da ağır  geliyordu. Arkadaşken akraba çıktığım Neşe,  her koşulda beni sabırla dinleyen güler yüzlü arkadaşım Derya, "... gitsin"  sözünü sık kullanan fakat kendi hayatında pek uygulayamayan ince ruhlu kalın sesli güzel  arkadaşım Filiz (tamamını yazmıyorum Filiz. Bu kıyağımı unutma:), otelde çalışırken staj yaptığı dönemde tanıştığım dünyalar tatlısı Şahika' m, işten fırsat buldukça uğrayıp kısacık zamana gıybet ve sohbet bir de çay sığdırdığım Hidayet, bir yolculukta tanışıp arkadaş olduğum ince ruhlu Ruken ve dahası vardı... Çok güzel insanlar biriktirmiştim. Hayatıma konuk oldukları ve hayatlarına konuk ettikleri için hepsine teşekkür ederim.

Evin anahtarını teslim edip teyzem ve ablamın yanına taşınmam ile kendimi daha iyi hissettim diyebilirim. Kendimle çok fazla kalmak ve düşünmek istemiyordum doğrusu. Gezmeler, içmeler derken zaman hızla geçiyordu. Teyzem ile kapalı çarşıyı gezerken duvaksız, gelinlik tarzı bir kıyafetin uygun fiyatı dikkatimi çekti. Bir anlık karar ile kıyafeti satın aldım. Bu kıyafeti giymek için ortam gerekirdi. Her Sevda bir veda 😆 Ben de veda gecesi yapmaya karar verdim. KINA EĞLENCESİ süsü verilmiş bir VEDA GECESİ düzenlemek için yer, salon  arayışım başladı. Sonunda çocukluğumun geçtiği Hasanbey mahallesine komşu olan İğneci aralığında oturan Eşref kardeşimi buldum. Eşref' in işlettiği Sima Cafe yi bir geceliğine rehin aldım. Sırada davetiye hazırlığı ve insanları davet etme faslı vardı.

SAİME TEYZEMİN EMEĞİNE SAĞLIK
Teyzem istediğim davetiyeyi tasarlayıp, hazırlamıştı. Tanıdığının baskı ücreti almaması da bana düğün hediyesi olmuştu Buradan çok teşekkür ederim. Davetiyeleri kısıtlı bir zamanda dağıttım. Ola ki unuttuğum birileri olduysa da kusuruma bakmasın. Olur böyle şeyler.

 Kına gecesi olması için damat adayının da olması gerekiyordu... Mostafa yoktu. Zaten bu organizasyondan son anda haberi olmuştu. İstese de gelemezdi. 😆

Kuaföre gittiğimde kına gecesi için makyaj olsun deme ihtiyacı duymamıştım. Zaten kına gecesi gelin başı gibi kelimeler işin içine girince fiyatlar birden uçukluyordu, daha fazla para ödemeye niyetim yoktu. Makyajım biraz ağır olmuştu ama öyle de güzelim böyle de diyerek geceyi geçirdim.

Kına yakılırken eğlenceli bir şarkı çalınsın isterdim. Bu  isteğimi dile getirmeme rağmen 'Kınayı getir aney' türküsü böğürmeye başlamıştı. Ben,  gülerek VEDA etme sahnesini oynayacaktım fakat yönetmen ' Gözyaşı gözyaşı gözyaşı',  'Halk bunu seviyor' diyerek finali değiştirmişti. Hiç ağlamadığım kadar ağlamıştım. Benimle birlikte tüm salon...  Bir ara eskiden otelde beraber çalıştığım  ofis arkadaşım Mesut' u camın önünde gördüm. Kına ortamından koptum ve ofis çıkışı deniz manzarasına karşı kocaman bir yaş pastayı ortadan ikiye bölüp yediğimiz günlere gittim. Çok fazla komik anımız vardı. Moral gibi gelmiş, ağlamam kesilmişti. İyi ki vardın Mesut. (Hayatın draması varsa rondo nun kreması mı vardı? )

RESMİ GEÇİT TÖRENİ 😆
Veda gecesi güzel bir fikirdi ve güzel de bir gece olmuştu. Yeni bir yıla sayılı günler kaldığı için kafenin içi harika süslenmişti. Davete katılan bütün insanlarımı sığdırabildiğim sıcak bir ortamdı.  Sima Cafe işletmecisi  Eşref Aymaz kardeşime emeği ve yardımından ötürü tekrar teşekkür ederim.

Hayatın Neresindensin 1. Bölümde ne yazmıştım?  "SEN BURAYA FAZLASIN" demişti kadın. Nerede yaşamalıyım? dediğimde "Bodrum" demişti. Evren bunu duymuş "görüyorum ve arttırıyorum" diyerek beni Afrika' ya, Fas' ın TANCA şehrine roketlemişti. Geçenlerde Canan Karatay' ın Bodrum' da yaşadığını öğrenince,  Bodrum olsaydı, bir de Karatay'a komşu olsaydım ne iyi olurdu dedim. Canan KARATAY' a evet Bodrum' a hayır. Ben, Bodrum' un enerjisini pek sevmiyorum da. En iyisi sevgili Canan Karatay Fas' a yerleşsin 😅

HAYATIN NERESİNDENSİN? 
Hayatın sunduğu seçenekler içinde yaptığım seçimlerin içinden bir yerlerden..  Sürprizlere, yeni yerleşim yerlerine, yeni koşullara BENİM İÇİN ve AİLEM İÇİN HAYIRLI OLDUĞU sürece açığım.

Peki ya sen,
SEN, HAYATIN NERESİNDENSİN?


Mutlu SON.😂😂👍❤💚✌

Okuduğunuz için teşekkürler
Sevda ELARABY


17 Ocak 2017 Salı

FAS' LI ARKADAŞLARIM İLE TÜRKİYE MACERAMIZ -1

Fas' ta edindiğim bir komşu sayesinde Fatıma Zohra ile tanıştım. Öğretmendi. Zaman zaman görüşmek için kafede buluşur, sohbet ederdik. Bir gün okuldan yakın bir öğretmen arkadaşı Jalila ile tanıştırdı beni. Bu arada Jalila kızıma isim seçerken (JULIA) bana yardımcı olan arkadaşım. İsim annesi diyebiliriz. Görüşmelerimize bir kişi  daha dahil oldu kısaca.

2014 Yılının ilk aylarında kızlar beni kafeye kahve içmeye davet ettiğinde bu defa Fatıma Zohra' nın akrabası Sara vardı. Baktım bir program yapıyorlar, Türkiye' ye gitmeye niyetliler fakat tur şirketine para harcamak istemiyorlar. Ülkemiz şu günlerdeki kadar karışık değil fakat bilmeyen biri için İSTANBUL biraz riskli. Ailemi görmeyeli bir buçuk yıl olmuş neredeyse... Uçak bileti masrafımı karşılamaları karşılığında ve Bursa' ya ailemin yanına uğramak şartıyla onlara yardımcı olabileceğimi söyledim. Otel, yemek, ulaşım vs. vs. masraflarını hesapladım ve belli bir para talep ettim. Bu konuda çok iyi olduğumu söyleyemem çünkü çok merhametli davrandım. Yani kazancım yok.  Sonuçta arkadaşlarım. Kızlar seve seve kabul ettiler. Eşim de tamam derse Fatıma Zohra, Sara, Jalila ve beni Türkiye macerası bekliyordu.

Mostafa kabul etti. Kızlar uçak biletini Roma aktarmalı aldı. Sanırım Roma' da uzun bir saat bekleyecektik. Açıkçası pek içime sinmemişti ama beğenmedim aktarmasız alın diyecek halim yoktu.  Bu arada Fatıma Zohra' nın program yaptığımız tarihte önemli bir sınavı çıktı ve bize katılamadı. Bilet parası da yandı. Ben internetten 'b' ile başlayan 'com' ile biten bir siteden Taksim civarında uygun fiyatlı otel odası baktım . Otel odalarının resimleri fena değildi. Rezervasyon ve ödeme işleminden sonra gezeceğimiz yerleri belirledim. Programımı not aldım.

SEVDAM AĞLIYOR
7 Nisan gecesi  Sara' nın tatlı ailesi bizi Tanca' dan Kazablanka havalimanına bıraktı. Valizleri teslim ettik, ailesi ile vedalaştık, güvenlik görevlisi döviz, bilet kontrolünde bizi esir aldı ve gidemezsiniz dedi. Vizeniz yok ile bir başladı mazeretlere (ki ülke vize istemiyordu çünkü aktarmalıydı ve 24 saatten az bekleyecektik. En azından şirket yetkilileri böyle anlatmıştı kızlara) ve valizleri geri verin diye emretti diğer görevlilere. Kızların bilet parası başta olmak üzere bütün hayallerimiz yandı. Başından kaynar sular inmesi, hüsran, yangında canını kurtarıp malını kurtaramamak.... yok yok bunların hiçbiri olmuyor. Yaşadığımız üzüntüyü anlatacak kelime ve cümle bulamıyorum. Sadece bizi görmeliydiniz.

Mostafa' yı aradım ve durumu izah ettim. Bilet alsam parasını ödeyebilir mi diye sordum ve tamam hallederim cevabını aldım. Kızlara döndüm "Olanları unutun. Gitmek istiyorsak bilet alacağız tekrardan" dedim. Mostafa' nın bilet parasını karşılayacağını ve program için halen sözümün geçerli olduğunu söyledim. Kar etmek bir yana zarar etmiştim ama halen aklıma geldikçe güleceğim anılarım oldu.

Kızların gözlerinde tekrardan ışıltı gördüm. Gözyaşlarının yerini gülümseme aldı. Önce bilet almak için gişe önünde saatlerce yetkilinin gelmesini bekledik  daha sonra yer var mı endişesi ve nihayet öğleden sonraya bilet aldık. Bilet fiyatı "yanarlı meyve" kıvamındaydı. Güvenlikte tekrar sorun yaşandı. Bu defa sadece beni sorguya çektiler. Roma aktarmalı uçak biletini gördüler ve neden Roma' dan gitmek istediğim, neden iptal olduğu, tekrar bilet almam, yanımdaki kızlar vs vs derken ben delirdim. Gözlerimden ateş çıktı resmen. İngilizce böğürmeye başladım. Öyle ki kimsenin konuşmasına fırsat vermeden makineli tüfek gibi bütün odayı İngilizce kelime dağarcığımla taradım. Ağlamış ta olabilirim sinirden emin değilim. Yetkili memur ikna oldu ve eliyle "salın şu deli karıyı" gibisinden işaret yaptı.

Kontrolden geçtikten sonra EPEY GÜLDÜK olana bitene. Çok şükür sonunda uçağa bindik. Buraya kadar yaşadığımız aksiyon normal birileri için aslında yeterliydi fakat biz daha fazlasını istiyorduk. . Dünyanın parasını ödedik uçak biletine diyerek polar battaniyeler, bardaklar vs vs herşeyi çantamıza attık. Daha doğrusu ilk olarak ben attım sonra da kızlar da benim gazımla ayıp olur diye diye çantalarına koydular.

Nihayet İstanbul' a indi uçak. Valizleri alırken Fas' tan İstanbul' a gezmeye gelen genç kızlara denk geldik. Biz de sizinle gezelim diye teklif ettiler kabul etmedim. Çok insan çok sorumluluktu. Havaş ın servisleriyle Taksim'e vardık. Kızlar hemen fotoğraf çekmeye başladılar. Gece olmuş, pek tekin olmayan bir yerden yürüyoruz. "Kızlar önce oteli bulalım" demem ile hızlandık. Taksim' e valizlerle giriş yaptık. Bir sokak sanatçısı bizi görür görmez başladı 'Meryem Meryemti' şarkısını söylemeye. Düğün gününde sevdiği adam ile evlenmek üzereyken Osmanlı askeri tarafından kaçırılan Meryem için yakılan ağıtmış eller havaya olarak güncellemiş insanlar.  Kalabalığı valizlerimizle yara yara yürüdük ve işte İstanbul'un kalbinde TAKSİM deydik.

Otel nerede kaldı diye bakınırken Taksim' in arka sokaklarında olduğu gerçeği ile yüzleştik. Yüzde yüz isabet denen bir şey varsa onu başarmıştım. Genelevin olduğu sokakta  bir yerlerde otel odası ayarlamışim. Kendimi alkışlıyorum tekrardan. Genelevin önünden geçerken camdan sarkan göğüsleri fora ablalar bizim hizamızda yürüyüp yanımızdan geçen kadına bizi gösterip   "Bunlar yeni mi kızzzz?"diye bağırıp kahkahalar ile güldü. Ben de kendimi tutamadım güldüm.  Kızların gözleri fal taşı gibi açıldı ve "Sevda, biz neredeyiz?",  "Bu kadınlar da ne böyle?"  diyerek başlarını yere eğip yürümeye başladılar. Acayip soğukkanlı davranmıştım. Yok bir şey dedim. Biraz ilerledikten sonra tercüme ettim. Kahkahalarla güldük.

Daha fazla ara yollara sapıp başımıza bela almayalım diye otelin irtibat numarasını aradım ve  yetkili ile bir noktada buluştuk.   Adam önde biz arkada yürüdük. Külüstür müstakil 2 katlı bir evin önünde durduk. Kapıyı ardına kadar açıp "Buyurun, işte burası" dedi. "Kamera nerede, nereye el sallıyoruz ?" diyesim geldi ama şaka olmadığı besbelliydi. Karanlık bir bina, bol merdiven basamağı...  Paramız yansa bile kesinlikle bu eve girmeyeceğim diye saniyeler içinde düşünürken Sara "Biz burada kalırsak sabah kıyafetsiz uyanırız" dedi. Çok kibar bir ifade kullanmıştı. Adama döndüm "Paramızı iade edin. Burası  hiç te güvenli değil" dedim.  Adam telefon görüşmesi yaptı ve parayı iade edemeyeceğini bizi diğer otele götüreceğini söyledi. "Beni takip edin" dedi.  Nereye götürüyor  bilinmez. Açıkçası güvenemedim ve hayır cevabı verdikten sona kızlara "Gidiyoruz buradan" dedim.

Taksim' e çıkmak için ara sokaklardan tekrar yürüdük. Bu arada mahalle arası bir kafede oturan iki kişiye denk geldik. Temiz yüzlü insanlardı. Onlara otel aradığımızı söyledim ve olanları anlattım. İsminin VOLKAN YAZICI olduğunu, sokak sanatçısı ve ARTVİN' Lİ olduğunu hangi ara öğrendim inanın hatırlamıyorum fakat güven veren biri olduğu kesindi.  Tanıdığı güvenilir bir otel olduğunu söyledi. Otel düzgünse kalacaktık değilse Bursa' ya yola çıkacaktık. Bizi Hotel Flash' a götürdü. Hangi yoldan Taksim' e çıkmamız gerektiğini söyledi. Hotel görevlileri saat geç olup döneceğimiz zaman oteli aramamızı, personelin  bizi olduğumuz yerden gelip alacağını söylemesi gibi bir sürü güzel imkan vardı, fiyat ta uygundu. Üç kişilik ferah bir oda verdiler. Resepsiyonda çalışanlardan bellboy a kadar herkese teşekkür ederim.

Volkan ağabeyin yaptığı bu güzelliğe karşılık onun çalıştığı mekana gittik.Meyve suyu içtik, onlara da içecek ısmarladık. Hesabı ödedik ve otelin yolunu tuttuk. Bir daha görme ve görüşme imkanımız maalesef yoktu çünkü zaman kısıtlı, programımız çoktu. Bir de araya hastalık girince vedalaşma fırsatı bile bulamadım. Bir insanın diğer insanın yoluna çıkmasını tesadüf olarak düşünmüyordum. Olması gereken kişi olması gereken zamanda yolumuza çıkıyordu.

Thanx girls (Sara & Jalila and Fatima Zohra) ❤
Uzun bir yazı olacağı için üç bölüme ayırdım. Birinci bölümün sonuna geldik. Kısmetse haftaya ikinci bölüm ile buradayım.



Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY

15 Ocak 2017 Pazar

HAYATIN NERESİNDENSİN? 13 - KAZABLANKA & TANIŞMA FAS' LI :)

UÇMAYI SİZDEN ÖĞRENECEK DEĞİLİZ. 
Eşimin ailesi ile tanışmak için teyzemi de önüme katıp Kazablanka' ya gittik. Uçaktan indikten sonra uzun zaman sıra bekleyip, valizleri aldık.

 Bir ara tuvalete girdik. (Burnumuzu pudralamaya😏) Meğer tuvaleti temizleyen kadın bahşiş beklermiş. Neyse... Bana para ver gibisinden işaret yapınca kadına para veremedim. Cimrilikten değil, üzerimde döviz ve Türk Lirası vardı. Henüz döviz bozdurmadığım için Fas Dirhem i de yoktu. Arapça bilmem, kadına bunu nasıl anlatayım diye düşünürken İŞARET DİLİ AKLIMA GELDİ. (Gelmez olaydı)  Kadına yok işareti yaptım. Kadın da tez elden cevap verdi ve bana 'iki asker diz çöker ayağa kalkar resim çeker ' diye bildiğim hareket ile cevap verdi. Anlaşmak için aynı dilden konuşmaya gerek yoktu. Çok güzel birbirimizi anlamıştık.

WELCOME TO CASA
Bu arada teyzem  pazarda annesinin elini bırakıp kaybolan çocuklar gibi kayboldu. Meğer çıkış kapısına gitmiş sigara içiyormuş. Mostafa beni karşıladı ve yana yana teyzemi aramaya koyulduk. Neyse ki kısa zamanda bulduk.

Geçmişe yolculuk için zaman makinesine gerek yoktu. İçinde bulunduğumuz taksi sanki bizi geçmişe götürüyordu. Tarihin tozlu sayfalarına... Bakkal dükkanları, sigara satan küçük kulübeler, 'fast and furious' misali kırmızı taksiler, sağına soluna bakmadan yola koşan insanlar dikkatimi çekmişti. "Ay yavaş", "öleceğiz bu gidişle"  diye diye neyse ki sağ salim aile apartmanına gelmiştik. Herkes bizi güler yüzle karşılamıştı. Eşimin anne ve babası mesafeli, kardeşleri ise yıllardır arkadaşım gibiydi. Bir haftadan uzun zaman kaldık. Kızlar ile birlikte kapısı olmayan Fas salonunda sedirlerin üstünde uyuduk.

KUSKUS YİYEMEZKEN
İki kız, iki de erkek kardeşi vardı eşimin. Babası dahil kardeşlerinin güzel mesleği vardı. Annesi ev hanımıydı, küçük kız kardeşi ise okuyordu. Gençler az çok İngilizce konuşmayı biliyordu. Ben de mükemmel konuşamıyordum ya zaten. Kaldığımız zaman zarfında bir şekilde gençler ile iletişim kurmuştuk. Aile büyükleri ile aramızda çeviri görevi yapmak onların göreviydi.

Eşimin dayılarından biri alt katta diğeri üst katta oturuyordu. Bir gün üst kata kuskus yemek için davet edildik Ufkumu geniş bilirdim. Bizim kuskus yemeği gibi sandım ve hevesle davet için sevindim. Daire masa etrafında oturmuş insanlar, ortada kocaman bir tajin kabı (toprak kap), üstünde buharı tüten haşlanmış ince bulgur, onun da üstünde haşlanmış sebzeler, tavuk eti. Ayrı kapta da özel sos suyu. Herkes yemeği eline alıp, avuç içinde  hoplatıp, zıplatıp biraz soğuduktan sonra ağzına götürüyordu. Bunu aşağı görmek veya kötülemek amaçlı yazmıyorum. Sonuçta bu bir kültür. Biz çatal, kaşık kullanarak büyümüşüz tabii ki onların yediği gibi yiyemedik. Belki çok uyumlu biri olsaydım ortama ayak uydurur ve onlar gibi yerdim fakat kendi cumhuriyetimizi ilan edip kaşık ile yemeye çalıştık. Bir kaşık yedim ve insanların bir kısmının İngilizce bildiğini unutarak " I don't like kuskus" dedim. Evin kızı da gözlerini kocaman açıp "You don't like kuskus" dedi. Aslında "Kuskusu beğenmedin mi? " demek istemişti fakat cümleyi yanlış kurmuştu. Normalde bizde de ayıptır beğenmesen de 'beğenmedim' diye söylenmez.  Sonuçta emek verilmiş, ikram edilmiş. Utanmıştım ama iş işten geçmişti artık.

Bir gün Naima yani eşimin kardeşi bizi pazara götürdü. Pazar dediğim talan edilmiş bir mahalleyi andırıyordu. Tavuk sever misin? diye sordu. O kadar safım ki severim demiştim. Kafesteki tavukları gösterip seç o zaman birini demişti. O piti piti karamela sepeti terazi lastik.... demedim tabii ki. Seçtim hemen.  Ben sanıyorum  tavuğu eve götüreceğiz de hayvanı besleyecekler. Satıcı tavuğu aldı, kellesini uçurdu ve kan görmeye dayanamayan ben kanlı bir şova tanık oldum... Gözlerim doldu, ağladım. Pişen tavuğu yiyemedim.

Baktım insanlar boyuna para harcıyor, biz de pazara gidelim çökelek mi deniyor neyse ondan alalım dedim. Dil bilmezsin ülke bilmezsin senin pazarda ne işin var? Satıcı adam elimizdeki paraları tek tek aldı ve elimize çökelek tutuşturdu. Belki o para ile 10 tane çökelek alınırdı ama yolunacak kazlar ayağına kadar gelmişken, ülkede açlık yoksulluk varken bu fırsat kaçmazdı.

KAZABLANKA SAHİL
Kazablanka' ya gelmişken şehri biraz gezmek hakkımızdı. Mostafa bizi meşhur Hasan II camisine götürmüş ve medinayı gezdirmişti. Bir gün de tüm gençler dışarı çıkmış, geceye kadar sahilde gezmiştik. Kazablanka' ya geldiğimiz dönem Ramazan Bayramına denk geliyordu. Üst kat ve alt kattaki akrabalar  hazırladıkları yiyecekler ile eşimin ailesinin evine iniyor, salon hamur işleri, tatlılar, nane çayları, muhabbet, kahkahalarla doluyordu. Üstlerinde yöresel kıyafetleri de ayrıca renk katıyordu. Teyzeme mavi renk bana da kırmızı renk kıyafet hediye etmişlerdi. Biz de ortama uyum sağlamak adına severek giymiştik. Bir çok insanın özlem duyduğu güzel bir ortamdı. Açıkçası hiçbir zaman bu kadar coşkulu bir Ramazan Bayramı geçirmemiştim.

GEZDİK, GÖRDÜK
Güzel ikramlar, gelen giden kalabalık, akraba ziyaretlerine gitmeler derken günler geçmişti. Bir de üstüne parti verilmişti şerefimize. Yemekler yendikten sonra kızlar yemek yediğimiz masaların üstüne çıkıp dans etmişlerdi. Yer gök dans eden insan ile dolmuştu. Kızın biri saçlarını savura savura dans ederken başı dönmüş, yere düşmüştü ve bozuntuya vermeden ayağa kalkıp tekrar dans etmeye başlamıştı. Ben teyzemi onların arasında bırakıp Mostafa ile terasa kaçmıştım. Hiç alışık olmadığım, görmediğim bir kültür ve ülkeydi. Alışabilir miydim? Gözüm korkmadı desem yalan olur. Hatta teyzeme "Ben yapamayacağım sanırım. İnsanlar iyi fakat her anlamda çok zorlanacağım gibi geliyor bu ülkede " dedim. (İlk seneler öyle bir zorlandım ki anlatılmaz yaşanır) Teyzemin "Tanca' da yaşayacaksınız burada değil" ile başlayan cümlesi ile kararlılığımı korudum.


Türk dizi filmlerinin beğenilerek izlendiği, Türklerin sevildiği bir ülkeydi Fas. Güzel karşılandığımız gibi güzel de uğurlanmıştık. Uçak Fas semalarında havalanırken düşüncelere dalmıştım. Hayatım ile ilgili çok ciddi bir karar veriyordum. Evlilik yemini geçiyordu alt yazı olarak:
Hastalıkta ve  sağlıkta, iyi günde ve kötü günde, yoksullukta ve bollukta, ölüm bizi ayırana kadar MOROCCO... bu alt yazı bana bir fıkrayı çağrıştırmıştı. ... fıkranın sonu ÖLENE DEK MOKOKO.


Yazarken o günlere geri gittim. Kazablanka halen tarihin tozlu sayfalarını andırıyor benim için. O günlerde gözümü korkutan uyum sağlama sorununa gelince bir kenarda kendi cumhuriyetimi ilan ettim hem ülke hem de kültür ile geçinip gidiyorum. Zaman zaman ben teyzeme, zaman zaman da teyzem bana destek olurdu.  Annemi ve babamı karşısına almak pahasına benimle Fas' a geldiği için,  kararsız kaldığımda da beni cesaretlendirdiği için teyzeme buradan çok ama çok TEŞEKKÜR EDERİM.

Ve bol gözyaşı ile final gelsin. Okumak için linki tıklayın http://sevdaelaraby.blogspot.com/2017/01/hayatin-neresindensin-kinayi-getir-aney.html

Okuduğunuz için sizlere de ayrıca  teşekkür ederim
Sevda ELARABY

14 Ocak 2017 Cumartesi

EKMEĞİNİ TAŞTAN ERKEĞİNİ BAŞTAN ÇIKARAN KADINLAR & FAS



 Bu fotoğrafı eşimin aile evinin teras katında çektim. Kadınlar o kadar hamarat ki yazma ihtiyacı duydum

Mesela bu kadınların internet ile ilişiği yok. Hayatı gerçek anlamıyla yaşıyorlar. Sabah uyanıp çalışanları işe uğurladıktan sonra ilk işleri birbirlerine uğrayıp, selamlaşmak hatır sormak daha sonra ekmek pişirmek oluyor. Ekmeğin unu dahil ekmeği de kendileri yapıyorlar. Hatta bazen erkekler de bu işe gönüllü yardım ediyor.

Sosyalleşmek ise en güzelinden yani evin içine hapsolmadan, terasta açık havada eğlenceli hale getirilerek oluyor. Şimdiye kadar boş vaktim var diyerek yatana denk gelmedim. Ekmek piştikten sonra sırayı çamaşır yıkama etkinliği alıyor. Makine var fakat kirlileri biriktirmeden günlük elde yıkamayı tercih ediyorlar. Yine açık hava, güneş ve muhabbet eşliğinde oluyor çamaşır yıkama faslı. Bazen çay demleyip ardından da çay içiyorlar. Sızlanmak diye bir kelime burada geçmiyor. Yemek, bulaşık faslı derken Türk dizi filmleri saati geliyor. Dizi film olmazsa olmaz. Ocaktaki yemeği ara ara kontrol ederek filmi de hatim ettikten sonra hava kararmadan, akşam ezanı okunmadan ipten çamaşırlar toplanıyor ve akşam oluyor. Çalışanlar bir bir işten dönüyor. Sofra kur, kaldır, bulaşık yıka derken bir gün böyle bitiyor.

Bazı günler evin yüz metre uzağındaki hamama gidiyorlar, ardından mahalledeki tatlıcıya uğruyorlar. Evden çıkmak için ve yürümek için de bahaneleri oluyor. Zaman zaman da mahallenin etrafında daire çizercesine yürüyerek spor yapıyorlar. Okuma yazmaları yok fakat geç kalmış sayılmayız diyerek yine mahalle civarında açılmış bir kursa gitmeye çalışıyorlar. Yani evde internet ve bilgisayar bile olsa kullanacak bilgiye henüz sahip değiller.

Kimse kimseye derdini, keyifsizliğini dramatik şekilde anlatmıyor. Sade cümleler ve geçmiş olsun dilekleri mütevazi şekilde kullanılıyor. Üst katta oturan Zouhra yenge kısık sesle, hanım hanımcık konuşurken, alt katta oturan Fatma yenge avaz avaz konuşuyor mesela. Her ne kadar tezat olsa da içten bir dil kullanıyorlar SAMİMİYET. 

Kadınların beklentisi hayatın onlara sunduğu kadarıyla yetinmek ve hallerine şükür etmekten ibaret. Bu bahsettiğim kadınlar doğum günü, evlilik, nişan gibi partilerde kahkahalar atan ve dans eden, orta yaşın epey üstünde mutlu kadınlar. Hatta akrabalardan bir tanesi  ateş ediyor, gitar çalıyor gibi dans edecek kadar çılgın. Fatma yengenin hayatı ablası, kardeşleri ve annesi ile görüşmekten ibaret. Zouhra yenge ise seyahati seviyor. Kayınvalidem uzun yıllar gözü görmeyen annesinin bakımı ile ilgilendiği için evden pek ayrılamamış ta ki annesi vefat edene kadar. Bazen Tanca' ya geliyor. Bazen de kızları, Zouhra yenge ve onun kızları ile bir program yapıp Fas' ın diğer şehirlerindeki akrabaları ziyaret ediyorlar. Evliliğimin ilk senesinde toplanıp bize de kalmaya gelmişlerdi hiç unutmam.  Sabah ezanı okunuyordu ve eve ayakkabılarla girip, halıya kadar ayakkabılar ile yürümüşlerdi. Terlik vardı aslında ama  bu ülkede halk  halıyı görene kadar ayakkabı ile yürüyordu. Her ülkenin adetleri farklı farklı. Bunu da öğrenmiş oldunuz. Neyse ki bizim eve geldiklerinde bu konuda hassas olduğumu öğrendiler. Kapıda veya kapıdan içeri girer girmez hemen ayakkabılarını çıkarıyorlar.

Hazır konu dağılmışken biraz daha dağıtayım ve Fas' lı kızlardan bahsedeyim. Okumuş kızların çoğu çalışıyor. Maaşlar çok yüksek değil bu ülkede. Devlet dairesinde güzel bir statüsü olan memur 10000 MAD yani Dirhem veya fazlası maaş alırken fabrika, özel sektörde çalışan 3000 MAD alıyor. Tahsil durumu, statüye göre maaş artıyor fakat genel anlamda maaşlar yüksek değil. Kariyerden, iş hayatından bıkmış kızların bir çoğu evliliği kurtuluş olarak görüyor. Bir çoğu evlendikten sonra çalışmayı düşünmüyor bile.  Evlenmek isteyen fakat belli bir yaşa gelmiş kızlar kolay kolay evlenemiyor. Malum genç kızlar dururken orta yaş ve üstü kızlara sıra gelmiyor. Eşimin bir arkadaşı kendisinin yarı yaşı kız ile evlendi mesela. Genç ve güzel olması tercih ediliyor diyebiliriz. Genç kızlar da bazen zenginlik bazen de Fas' ın gösterişli  evlilik partisini yaşamak için kendinde yaşça çok büyük erkekler ile evleniyor. Sanırım sayıca fazla olmalılar çünkü bu konu ile ilgili bir şarkı yapıldı. Genç yaşta evlenenlerin bir bölümü ise boşanıyor. Malum akıl, başa yürüyünce yanlış seçim yaptığını fark ediyor veya adam işe yaramaz biri çıkıyor.

İyi bir diploması veya parası olan, iş veya başka amaçla ülke dışına çıkmış Fas' lı genç erkeklere gelirsek genelde yabancı ülkenin vatandaşı ile evlenmeyi tercih ediyorlar  Almanya, Belçika, Hollanda, Türkiye, Amerika... diye gidiyor liste. Yani anlayacağınız Fas' ta benim gibi Fas' lı ile evlenen çok yabancı uyruklu kadın var. 😊 

Kızını evlendiren aileler 'aman kızımıza iyi davransın', 'gözümüzün önünde olsun' diyerek boş dairelerini açıyorlar.  Adam hem bedava daire edinmiş oluyor hem de bir karısı oluyor. Bunlardan da sayıca çok fazla var. Bu arada evlenen her kadının (en azından benim tanıdığım kadarının)  oryantal kıyafeti var. Zaten bütün kadınlarda dişi enerjisi var ve olabildiğince kıvraklar. Spor salonuna gittiğim yıllarda spor olarak oryantal yapılıyordu ve onlar gibi dans edemeyen tek KAZULET bendim. Dediğim gibi ekmeğini taştan erkeğini baştan çıkarmayı iyi biliyorlar.

Fas' ta dans stilini izlemeyi de unutmayın. Linki:
https://www.youtube.com/watch?v=xsRkpYoVE5E
moroccandance.com
Okumamış veya eğitim durumu düşük kadınlar, kızlar ise ev temizliği ve diğer temizlik görevlerinde çalışıyorlar. Belki çok iyi maaş almıyorlar fakat aldıkları günlük bahşiş, ev sahibinin vereceği kıyafet, yemek gibi yardımlarla bir şekilde geçimlerini sağlıyorlar. Bir kısmının ya babası ya da kocası maaşını elinden alıyor. Ülkemizde de olan şeyler. 

Ben Fas' a gelirken Türkiye' de bekar tanıdıklarım "Bize de Fas' lı güzel bir kız bulursun artık" demişlerdi. Fas' a gelmen için doğru düzgün bir şirketin uçak bileti fiyatının 1000 Tl den başladığını hatırlatırım canım kardeşim. Annen ve babanı da hesaba katarsan 3000 Tl sırf uçak bileti tutuyor. Bunun hediyesi, takısı var. Fas' lı kızın hayali Fas düğünüdür. Çok yakında bir tanıdığımız nişanlandı. Kız başta eşinin canla başla çalışıp biriktirdiği para ile ev alma isteğinı kabul etmiş  daha sonra "parti isterem" 😂 diye baskı uygulamış. Aramızda kalsın Fas' ta düğün organizasyonu neredeyse bir ev parası tutuyor. Sanma ki kızın ailesi, akrabaları altın takarlar, para takarlar. Battaniye, bardak çanak, ev eşyası hediye ediliyor bu kültürde.  Bir de Türkiye' de düğün yapman gerecek. Malum herkes Fas' a gelemeyecek. Fas' a uçak kaldıracak halin yok ya... Türkiye' de düğün yaptın diyelim. Dolar almış başını yürümüş. Yakında paralel evrene varacak. Ailenden birileri altın takar elbet kalanlar da 10 TL 20 TL bilemedin 50 TL. Kısaca her koşulda zarardasın. Bir de evlendikten sonra "Annemi özledim", "ailemi özledim" muhabbeti başlar. Ödeyeceğin iki kişilik uçak bileti parası ile millet tur paket programlarına katılıp süper tatil yaparken sen Fas' ı hatim edersin. Çocuk olduğunda masrafın üçe katlanır. Üç kişilik bilet parası ellerinden öper. Ben daha fazla yazmayım senin hayal gücüne bırakayım artık. İnternette evlilik sitelerinde Fas' lı genç güzel kızlarla tanışan kardeşlerim! sizin de kulağınıza küpe olsun. Evlilik teklif etmeden önce iki defa düşünün derim. Tabii ki bu yazıyı okuma şansınız olursa.

Bir sonuca bağlanmak ister bu yazı. Evet Türkiye Cumhuriyeti altında yaşayan kardeşlerim! EKMEĞİNİ TAŞTAN, KADININI BAŞTAN ÇIKARAN ERKEK OLUN ve  ülkenizden bir kız ile evlenin. Bu gece bir ağabeyim diyordu ki "Dediğimi yap, yaptığımı yapma." 😃  İşte tam da bundan. 😆
  

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

10 Ocak 2017 Salı

HAYATIN NERESiNDENSİN? 12 - ANNE BEN 'YES' DEDİM.



Mostafa’ yı ilk gördüğümde hangi dine mensup hangi ülkenin vatandaşı olduğunu bilmiyordum ama önemsemiyordum da. İyi bir İNSAN olması  benim için yeterliydi. Fas vatandaşı ve Müslüman olduğunu sonradan öğrenmiştim. Birbirimizi tanıma faslı bittikten sonra biraz kültürümüzü tanıtayım, yakın çevreyi gezdireyim dedim ve Bursa civarını imkanım ölçüsünde gezdirdim. Zaten iş nedeniyle  geldiği şirket yeterince ilgilenmiş ve benim gezdirmediğim bir çok yeri daha önceden gezdirmişti.


Kayra Su bebeği ziyaret
 Arkadaşlarım ile tanıştırdım. Zaman zaman arkadaşlarımla yaptığımız programlara dahil ettim.  Doğum yapmış arkadaşımın bebeğini görmeye bile  götürdüm. Çok kısa sürede benim çevremin içine dahil oldu. Baktım düzgün bir insan ve onunla zaman geçirmekten keyif alıyorum arkadaşlıktan terfi etti.

Trilye, Kumyaka, İstanbul...  gezerken bizden yaşça büyük tanıdığımız( Nusret Bey)  hiç ummadığım bir cümle kurup “Sen bu kız ile ciddi düşünüyor musun?” diye soruverdi.  Mostafa "ciddi düşünüyorum"  dedi veya o an  utandığı için öyle söylemek zorunda kaldı. Bir kadına ‘Senin niyetin ne, evlilik düşünüyor musun?’  diye niye sorulmaz? "Evlilik düşünmüyorum, şimdilik takılıyorum" dese (ki erkek der)…  Neyse efendim biz o soruyu ve cevabı unutup gezmeye, eğlenmeye devam ettik.

MEMLEKETTE ADAM ÇOK =)
Fransa’ ya gitmesine sayılı günler kala “ Ben tekrar geleceğim, görüşürüz” dedi Mr. Mostafa. Türkçe meali: ‘Elbet bir gün buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak’ oluyordu. Bırak gitsin dönerse senindir veya  dönerse sevindir gibi bir söz vardı. Ne senindir ne sevindir ile uğraşacak zamanım yoktu.  “Seni tanımak çok güzeldi ama sen beni unut, bir daha da gelme“ dedim. Yüzüme boş boş bakınca biraz daha aydınlatma ihtiyacı duydum ve IŞIK ! diye bağırdım Hayat bir oyun ise bunun set çalışanları da olmalı öyle değil mi?.. 
Bütün içtenliğim ile “Zaman ne gösterir bilinmez ola ki cazip bir teklif alırsam değerlendirip evlenebilirim” dedim.

 Veda vaktine sayılı günler kala “Sürpriz sever misin?” diye sormuştu. “Severim” diye cevaplamıştım. Eğlenmek için dışarı çıktığımız bir gece  “BENİMLE EVLENİR MİSİN?” diye sordu. Bazen evleneceğiniz kişiyi uzun zaman tanıma gereği duymazsınız sanki uzun zamandır tanıyormuşsunuz gibi hissedersiniz. İşte böyle bir şeydi. EVET dedim.  Nerede yaşayacağız? “ diye sordum. “Sen nerede istersen” diye cevaplayınca  “Fas’ta yaşamak istiyorum” dedim heyecanla. İlerleyen zamanlarda “ Ben cesaret edemezdim” cümlesini çok duyacaktım. Evren kimin yoluna kimi çıkaracağını bizden iyi biliyordu. 


Mostafa “Ailenden isteyim seni” dedi. Duyacağım cevabı bildiğim halde annemi aradım ve aldığım evlenme teklifi, verdiğim cevaptan bahsettim. Annemi şok etmekte üstüme yoktu. Bir şok daha yaşamış, kan dolaşımı ve kalp atışı sayemde hızlanmıştı. Babamın bu durumu kabul etmeyeceği cevabını almam ile birlikte aileden isteme durumu ortadan kalkmıştı. Annem ile yaptığım telefon görüşmesinden sonra Mostafa’ ya dönüp “Ailem büyük bir şok yaşıyor, durumu kabul etmeleri ve onaylamaları uzun zaman alır. Belki de hiç onaylamazlar “ dedim.  Annem ki olası bir evlilik durumunda İstanbul, Antalya gibi şehirlere gitme fikrime bile sıcak bakmazken AFRİKA’ YA gideceğimi öğrenmişti. Dizi filmde olsa "Bu kız olmadı Sami. Biz nerede hata yaptık?" gibi bir cümle geçerdi şimdi. 


Hayatımızı şekillendiren şey seçimlerimiz değil miydi? Her seçim bir risk değil miydi? Ben seçimimi yapmış, riski göze almıştım. Mostafa’ ya her koşulda  cevabımın evet olacağını açıklamam ile HİSAR KUYUMCULUK ta benim parmağıma altın yüzük, HİSAR GÜMÜŞ te  Mostafa’ nın parmağına gümüş yüzük takarak medeni durumumuzu NİŞANLI olarak güncelledik. 

Nişanlandıktan sonra Mostafa Fransa' ya gitti. Çevremde bir çok kişi geri dönmeyeceğini ve bu nişanlılık durumunun biteceğini umdu. Çok kötü yorumlar, düşünülmeden söylenen hatta hakarete varan sözler işittim. "Her ne olursa olsun yanındayız, desteğiz" gibi bir cümle de sevgiyi ifade ediyordu fakat öğrenilmiş köstek olma durumu  daha çok tercih ediliyordu. Arkadaşımın ablası gezi programında izlediği bir ülkeyi Fas ile karıştırınca "ONLAR KARINCA YİYİYORMUŞ. SENİ DE YERLER. BEMBEYAZSIN DİKKAT ÇEKERSİN..." gibi cümleler kurmuştu. Yüzümü güldüren tek yorum onun yorumu olmuştu. Çok sonradan "Aaa ben yanlış biliyormuşum. Fas değilmiş başka ülkeymiş günahlarını almışım" diye de düzeltmişti cümlesini.

UÇAKTAN İNDİKTEN SONRA
Umulan olmadı, Mostafa Türkiye' ye geri döndü, ailem ile tekrar görüşmek istedi, olumsuz sonuçlandı. "Mostafa iyi birine benziyor. Ona sözümüz yok fakat .biz senin Fas'a gitmeni istemiyoruz" cümleleri havada uçtu. Fas' ta yani Mostafa' nın  ailesinin evinde sıkıntı yoktu. Onlar durumu seve seve kabul etmişlerdi. Hem eşimin ailesi ile tanışmak hem de yaşayacağım ülkeyi görmek istiyordum. Sabrımın sonunda kanatlarım çıkarsa Fas' a uçarak giderim diye düşünmüştüm ama kanatlarım çıkmayınca THY den bilet aldım. Tek başıma gitmeme  teyzemin gönlü razı gelmeyince son anda programıma dahil olmuştu ve  VER ELİNİ KAZA BLA BLA NKA
Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY





3 Ocak 2017 Salı

HAYATIN NERESİNDENSİN? 11- SADECE ARKADAŞIZ


SADECE ARKADAŞTIK
İnternet olmadığı için yazamam diye düşünmüştüm fakat teknoloji yine bana hizmet etmeye karar verdi ve ben de uyku tutmayınca yazayım dedim. 
Geçen hafta yazımda ofis camından müstakbel eşim diye sesli düşündüğüm yabancı adam gözden kaybolmuştu. Sonrasında biraz daha çalışıp, bir iş gününe daha veda etmiştim.

Oturduğum eve giden favori yollarımdan biri sahil boyunca diğeri de postanenin olduğu caddeden dümdüz yürümekti. O kadar güzel bir evde oturuyordum ki eminim görseydiniz imrenirdiniz. Başka bir evde kirada oturduğum günlerde Sebahat ablanın evinin önünden geçerken “ŞU TERAS KATTA YAŞAMAK İSTİYORUM” demiştim.

YUPPİ !!!

Araştırdım ve arkadaşım Yasemin’ in yardımı, Sebahat abla ile aramızda geçen güzel bir diyalog ile evi bana kiraya verdiler.

4 Katlı binanın çatı katındaydı daire. Bir oda bir salon tam bir bekar eviydi. Kapıdan girince estetik boy aynaları ve yanında muhteşem bir  deniz manzarası olan devasa büyüklükte terası vardı. Daha sonraları terasın bakımını yapamadığım, ilgilenemediğim  için terasın büyük bir bölümünü ev sahibim iptal etmiş, bana küçük bir balkon kalmıştı. Salon ve mutfak bir arada olup (Amerikan mutfak) arka bahçeye ve parka bakan balkonu vardı. Çok şık bir şöminesi vardı fakat kaç defa yaktın derseniz en fazla dört veya beş diyebilirim. Kiraladığım gün şöminenin üstünde bir parfüm şişesi dikkatimi çekmişti. Far away Avon. “Aaa bu parfümden ben de kullanıyorum. Bu kimin parfümü?” diye sorduğumda evin  köpeğinin olduğunu öğrenmiştim. Halen daha aklıma geldikçe gülerim.

Haftanın her günü çalıştığım için vakit bulup çok fazla sefasını sürebildiğim, temizlik yapabildiğim ve ilgilenebildiğim söylenemez fakat  o evde yaşlanılmaz yaşanılırdı. Kışın gelen elektrik faturaları hariç bir cennetti diyebilirim. Üçüncü kat yani benim dairenin altına gelen kiracılar sık sık değişirdi. Gülfer abla ve kızı Gamze o daireye taşınan ve komşuluk yaptığım en içten insanlardı. Gülfer abla bir insanın başına gelebilecek en güzel şey bence. Keşke hepiniz onunla tanışmış ve bir dönem komşuluk yapmış olsaydınız. İnsanın ömrüne ömür katan insanlar vardır ya işte bu tarif tam da onu anlatıyor. Açıkçası bütün komşularım, mahallenin genç kızları ve çocukları çok güzel insanlardı. Aklımda hep güzel anılar kalmış. Ev sahibim Sebahat abla ve Fikret ağabey de  insaflı, merhametli, anlayışlı ve modern insanlardı. Hepsine selam olsun. Hayatımdaki rolleri için herkese teşekkür ederim.

 Ev konusu açılınca kendimi evden bahsederken buluverdim. Neyse konuya döneyim. O gün eve sahil yolundan gitmeye karar verdim. Olacak bir şey için evren elindeki tüm malzemeleri kullanır ve oluruna varırdı olması gereken. Bir ara gözüm banklarda oturan iki kişiye takıldı. Bunlardan biri müstakbel eşim dediğim  esmer ötesi adam diğeri de arkadaşıydı sanırım. Bir anlık birbirimize baktık, selam verdi ben de her ne hikmettense selamına cevap verdim  ve robot gibi yürümeye devam ettim. Epey yürüdükten sonra içimden bir ses “Arkandan geliyor, inanmazsan bak” dedi. Hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve önce yavaşladım sonra hafiften dönüp baktım. Ciddi ciddi arkamdan koşturuyordu. Sanırım biraz yavaşlamam için dua etmiş olacak ki içimdeki ses onun duasına cevap verdi. Sahildeki esnaflar tiyatro izler gibi bizi izliyordu. Bütün gözler üzerimizdeydi. Yabancı adama “defol git “ dememi bekliyorlardı besbelli. Çikolata gibi bir adamın tanışmak istemesinin neresi kötü olabilirdi ki? Rahatsızlık verirse polise gidip şikayetçi olacağımı söyleyerek arkadaş olmayı kabul ettim. Kulağa çılgınca geliyor ama öleceğini bilerek yaşamak kadar çılgınca olmadığı kesin. Telefon numaralarımızı verdik vedalaştık.

 Normalde yol ortasında konuşmam hoş karşılanmazdı. “Sami senin kızı gördük” diye başlayan bir cümle ile haber hemen babama uçardı. Sanırım insanların boş boğazlığından ve vakti zamanında her adımıma dikkat etmekten  yeterince bıkmıştım. Milletin ağzı boş ise dolduracak birileri de yoksa onun bunun hayatını konuşmaları olasıydı. İlk randevumuzda 10 dakika oturup bir çay içmiştim ve İngilizce kısaca kendimizden bahsetmiştik. Bir sonraki görüşmemizde Mudanya’ da biraz gezmiştik. Ablam ve teyzeme denk gelmiştik, SADECE ARKADAŞIZ diyerek onlarla da tanıştırmıştım. Koruparka gitmiştik ve giderken  “Arkadaşız derken evlenip gitme sakın” demişti ablam. “Hadi canım daha neler” diye cevaplamıştım. 


BÜYÜK LOKMA YE BÜYÜK SÖZ KONUŞMA! Atalarımız biliyormuş ta konuşuyormuş. 

Sadece Arkadaşız diye yola çıktık. Yol "benimle evlenir misin?  " tabelasına çıktı. Yeni bölümü Okumak için tıklayın :http://sevdaelaraby.blogspot.com/2017/01/hayatin-neresindensin-12-anne-ben-yes.html

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY