29 Mart 2017 Çarşamba

GÖKKUŞAĞININ ALTINDAN GEÇTİM, SAÇLARIM HER RENKTEN NASİBİNİ ALDI.


Hoşgeldiniz efendim. Tanıştırayım. Sağ taraftaki kız Clementine,  sol taraftaki kız benim. Dış cepheden bakınca andırıyor gibi. Yeter ki kaderim benzemesin. 😂

Bilmeyenler için açıklayım. Clementine Fransız yapımı bir çizgi film. Şarkısı neşe saçıp çocukların ilgisini çekiyor fakat içerik itibariyle korku filmini andırıyor.  Bir nesil sırf bu çizgi film yüzünden ergenlik çağına kadar yatağına işedi.😄😄

 Israrla uzun zaman clementine model saç kullandım. Bunun nedenini güzel  clementine bağlıyorum. Vitaminsiz bir kızdı Clementine. Kaç bölüm izledim,  hiç uzamadı saçları. Babası zengin, durumları da iyiydi aslında. 😂

 Clementine saçlardan sıkılınca saç uzatma işini zamana bırakmadan çıt çıt kaynak yaptırdım. Daha sonrasında Fas' a evlilik işlemleri için geldim. O dönemler eşimin arabası yok. Tren istasyonunda bekleyen Kazablanka plakalı kırmızı bakımsız bir taksi ile yolculuk yaptık. Taksinin varoşluğundan huylandım ve bitlendim diye düşünüp kaşınmaya başladım.  Tamamen psikolojik fakat buna rağmen bit şampuanı aldırdım. Çıt çıt saçın kullanımı beni zorladı. Uyurken kafama batması, ağırlık yapması, saçı tararken dikkatli olma zorunluluğu . Üç ay dayandıktan sonra  "ehh yeter yahu !"dedim ve tek tek kuaförün emeğini  saçımdan söküp attım.

İnsanlar bunalımdayken saçıyla oynar ama her saç değişimi de bunalım belirtisi değildir. Şimdi anlatacağım  tamamen bunalım belirtisi 😂😂

Ülke değiştirildiğinde alışma süreci biraz zorlar. Ülke değiştirmekle birlikte işten ayrılıp ev hanımı  olmak,  evlenmek dahil  üç sınav birden vermem gerekiyordu. Bu süreçte  psikolojim bana el sallayıp kısa süreli tatile gitti. Bende  acısını saçımdan çıkardım. Kuaföre gitmeyip saçımı evde  kesmeye çalıştım,   olmadı. Kuaför buldum, saçımı kısa kestirdim ve sarıya boyattım.  Saçımı boyayan genç,  bekleme sürecinde mola veriyordu. Ne içiyorsa artık, 😲 kafası güzel geliyor ve işine yalap şalap devam ediyordu. Kulağım,  ensem çamur gibi boya olmuştu. Sonuçta beni Kraliçe Elizabeth' e benzetti ve üstüne de iyi para aldı.

Gökkuşağının hemen hemen tüm renginden nasibini alan saçlarım var ki biraz da bundan bahsedeyim. Bekarken saçımı sarı, turuncu, pembe, kırmızı, mavi, mor, yeşil, mavi siyah, siyah ve kahve tonlarında boyamıştım. Katlı, düz, omuz hizası, kulak memesi hizası diye de  gidiyordu denediğim saç kesimleri.

Değişimin güzel olduğunu düşünüyorum. Saç rengi ile yüz ifadesi bile farklılaşıyor sanki. Uzun saç ve kısa saç ta insanı çok değiştiriyor tıpkı saç rengi gibi.  Fotoğraflarıma bakın mesela. Hepsi aynı kişi ama saç rengi, uzunluğu nasıl da etkiliyor... (Yaş ve kilo farkı da cabası :)
Saç renk ve modellerimden az sayıda derlemeler. 
Saç kesimi ve saç boyama işlemi dışında gölge attırma vs. işlemleri var ki onları es geçiyorum. Evde saç rengimi  açmaya çalışırken ve kınalı saça perma yaptırma işleminde saçımı yaktığımı da söyleyim tam olsun. Bir daha da evde saç açma işlemi yapmadım.  Ölmeden önce yapılması gerekenler listemde  beğendiğim her renk saçı kullanmak ve bazı model saç kesimini denemek var. Hepsini denedim. Kısmetse 50 li yaşlara geldiğimde platin sarısı ve beyaz rengi de denediğimde tam olacak.

"Bu kadar saç boyamaya iyi ki kel kalmamışsın"  dediğinizi duyar gibi oldum. Ne mutlu bana ki öyle bir şey olmadı.  Saçıma haftada bir özel bakım yaparım.  Boyamadan önce ise çok fazla bakım yaparım. Sanırım evren saçımın hayata tutunma çabalarını gördü ve beni argan yağının olduğu topraklara roketledi. Argan yağı dışında sarımsak yağı da kullanırım. Bazı yerlerde 'zeytinyağı ile seyreltip kullanın ' yazar ama ben küçük bir şişe sarımsak yağının dörtte birini kullanırım. Daha sonra evin içinde duman dumana tüte tüte gezerim. Saçı yıkasanaz bile kokusu ikinci yıkamaya kadar kalır   Bu yağı şişede almak dışında evde kendinizde hazırlayabilirsiniz. Küçük boy kavanozun yarısına gelecek kadar zeyinyağı  koyun içine de  on diş soyulmuş bütün sarımsak atın. Kavanoz dolacak kadar zeytinyağı ilave edin. Ağzı kapalı iki hafta bekletin ve saçınıza kullanın. Görümcem vermişti bu tarifi. Umarım işinize yarar.

Hazır Afrika kıtasındayım nedir şu rasta örgüsü ? diyerek rastaya da merak sardım ve rasta ördürdüm. Kuaför salonunda  falan da değil evde, aile meclisinde.

Görümcem  avukat asistanı ama on parmağında on marifet var. Saatlerce uğraştı, ev hanesi ve akrabalardan gelenler de arada ördü derken  saçlarım mis gibi oldu.  Bir yaz tatilinde seve seve kullandım fakat tatil dönüşü bunalıp omuz hizasına gelecek şekilde kısalttım. İkinci rasta denemem ise  geçen sene oldu. "Bende rasta örebilirim" dedim ve  saçıma kahverengi rasta uyguladım. Açıkçası başkasına uygulasam zorlanmazdım ama insanın kendi saçını örmesi çok zahmetliymiş. Hele hele saçın arka kısımları.  Bir daha mı ? Tövbeler olsun.

 😨  Rasta örgüsünün  havalı bir görüntüsü var fakat ağırlık yapar, yıkaması kurutması hele denize girdiyseniz denizden çıktıktan sonrası tam perişanlıktır. Ben hafif yapay saç kullandım. Bunu gerçek saç ile uyguladıklarını düşünemiyorum. Saç diplerine ne büyük zulüm. Afrika kökenli kişilerin saç yapısı farklı oluyor. Rastayı da kısa saça uyguluyorlar. İlk rasta örgümde saçlarım kısaydı. İkinci rasta denemem de saçımı omuz hizasındaydı.

 Rastanın nasıl örüldüğü ile ilgili youtube kanalımda bir video yayınlamıştım. Saç diplerine zulüm edip örgü açıldığında tutam tutam saç döküldüğünü hatırladım ve yayından kaldırdım. Saç sizin sonuçta. İstediğiniz gibi kullanın ama bu yazdıklarımı da dikkate alın derim.

Çok gençken  (halen genç sayılırım ama  😄 ) iki defa da saçıma perma yaptırdım.  Yine kuaför salonunda değil evde. Yengem sağolsun. İlk permayı doğal ve boyasız saçıma uyguladık. Çok güzel oldu. Saçlarımın çok uzun ve kınalı olduğu zamanlarda ikinci perma için yine yengemi buldum. "Saçın yanar, yapmayalım" demesine rağmen dinlemedim. Saçım berbat olmuştu.  Permadan da böylelikle hevesimi aldım.

Saçımı hemen hemen iki günde bir yıkadığım zamanlarda saçım yavaş uzardı. Haftada bir kez yıkamaya başladığımdan beri güzel uzuyor. Haftada bir saç yıkamak sağlıklı diye okumuştum. Hele ki boya ve işlem görmüş kuru saçlarınız varsa. 👍 ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM. 😂 BAM ! 👊GÜM!  👊 😂😂

Şiddet demişken kuaför salonunda psikolojik bir şiddete maruz kaldım. O anımı paylaşayım sizlerle. Fas' ta geçen sene kuaföre gittim ve saçımda kalan hafif kızıllıktan kurtulmak istedim. Kuaför, sözlerimi  kulağıyla dinlemeyince olanlar oldu. Ben kızıl istemezken o gitti saçımı kızıl kahveye boyadı. Bir yıla yakın kına kullanmış ve bıkmış biri olarak saçımda kızıl kahve görünce hönkür hönkür ağlamak istedim.  Normalde sorun etmem fakat kadının özellikle istemediğim renge boyamasına sinir oldum.  İkna etme çabası için kurduğu ilk cümleyi içine gömünce hemen boya kataloğu ile yanımda belirdi. Salonda çalışan iki kişi saçımı açıp boyama işlemine girişti. Saçımın önlerinde işlem vardı. Oraya tekrar işlem uyguladılar. Boyanmış saça tekrar açma boyama  işlem yaptı derken saçım boyandı fakat yıprandı.

- BABA burnuma pis kokular geliyor.
-Yanık saç kokusudur kızım
Kuaförler size sesleniyorum! 📣 Gelen müşteri ne istiyor dinleyin. ALO OMO SESİM GELİYOR MU? 📣 Yine müşterinizi iyi anlayabilmek için istediği model ve renkte görsel olarak ta anlaşın. Ne bileyim katalog olur, size göstereceği bir resim olur. Mesela ben o gün salondan çıkarken saçımın ruhuna fatiha okutan kuaför kadına bildiğim tüm küfürleri saydırdım. Bir müşteri size çok fazla müşteri kazandıracağı gibi çok fazla müşteri de kaybettirir.  Yine benim rahatsız olduğum bir konu var fakat bunun saç ile alakası yok. Lütfen gelen müşterinizi konuşturmaya çalışmayın. Mesela ben kuaför salonunda konuşmayı muhabbeti sevmiyorum. Saçım istediğim gibi yapılsın, ben dergi karıştırıp kahve içeyim ve kafa dinleyim istiyorum. 📨.........mesaj gönderiliyor ....... 📩mesaj gitti

Saçıma boya uyguladığım gibi kına uyguladığımı da öğrenmiş oldunuz. Ciddi ciddi muhteşem di. Parlak ve güzel bir renk tutturmuştum. Ben kırmızı tonu yakalamaya çalıştığım için kırmızı soğanın kabukları, şeker pancarı suyu, az limon, Fas' ta kına içine koymak için satılan küçük kurutulmuş çiçekler, kına, zeytinyağı, argan yağı ne bulduysam karıştırırdım. Saç için mesir macunu hazırlamak gibi bir durumdan bahsediyorum. Bu karışımdan sonra ölü saç bile dirilir. Nitekim saçımı gören saçımın nasıl parlak ve güzel olduğunu soruyor ve kına tarifi istiyordu. İstediği kadar güzel olsun kınaya da doymuştum bir müddet sonra. Ola ki saçlarınız çok işlem görmüş ve yıpranmışsa kınayı tavsiye ederim. Bir yıl boyunca uygulayın saçınız hem gürleşir hem dökülmesi durur hem de canlanır.

Geçen sene ve bu sene Loreal in iki rengini kullandım. Onlarla ilgili deneyimimi de paylaşmak istiyorum . İlk olarak Loreal 6.13 MOCHA KAHVE den bahsedeyim.


Kutunun üstündeki şu ışıltılı güzel renk sizi yanıltmasın. Saç renginiz kahve tonları veya biraz daha koyu kahve ise bu renk olmuyor maalesef. Boyanın rengi kutuda görünenden daha koyu oluyor. Sarı renk saçta iyi sonuç alınacağını düşünüyorum.

Gelelim bu sene kullandığım Loreal 8. 34  e. Boyadan çok renk açıcı. Eğer saçınız kahve tonlarında ise saçımı görüyorsunuz. İşte tam da o renk oluyor.


Kendi saç rengim koyu kahve. Dipten çıkan saç rengim üstünde ve boyalı saçın üstünde denedim aynı. Kutunun üstündeki sarı saç rengini elde etmek için saç renginizin açık kahve olması  gerekiyor sanırım. (Her koşulda hafif bakır rengi verir gibi geliyor) Saç diplerine uygulandığında da yıpratıcı bir özelliği olduğunu belirtmek isterim. Saçıma iki kez uyguladım. İlk uygulamada istediğim kadar açılmadığı için iki hafta bekleyip tekrar uyguladım. Saçımın rengi açıldı fakat üçüncüye bu boyayı saçıma uygulamak intihar olur. Çok kullanıldığı taktirde saçı yıpratıyor. Bilginiz olsun. Saçım istediğim renk olmadı ama bu rengi sevdim.

 Akdeniz ile Atlantik Okyanusunu birleştiren Tanca şehrinin, Malabata Sahilinde hazırladığım kısa video ile hoşçakalın diyorum. (Video açılmazsa linki tıklayın
 https://youtu.be/JecqAVozpL0 )


Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

22 Mart 2017 Çarşamba

SEVDİĞİ KIZA HAŞLANMIŞ MISIR GÖNDEREN MARJİNAL İNSAN 😁


Pamuk prenses ve yedi cüceler, Sindirella, Kırmızı başlıklı kız, Alaaddin'in sihirli lambası, Nohut oğlan gibi gibi masallar hikayelerin anlatıldığı dönemlerde yandı çocuk beynim. 😄

Bazı masallarda kız çocuklarına verilen mesaj bir prensin var olduğuydu. Ortada bir prens varsa bir de prenses olmalıydı  öyle değil mi? Bu romantik komedi tarzındaki masallara rağmen lise çağına kadar üstümde  erkek çocuğunun  enerjisi ile gezdim. Evde bir prenses varsa o kesinlikle ablam dı. Benden de olsa olsa Peter pan olurdu.

Gizli hayran, kapıya gül bırakma gibi gibi bana göre  arabesk romantizm sayılan durumların  yaşandığı yıllarda evin kapısı veya  camın önünde  kırmızı gül bulduğum çok oldu.  Peter pan için bırakılacak değil ya prenses için bırakılıyordu. 😄 Onlar da haklıydı. Ben olsam bana çiçek değil çikolata, yaş pasta falan bırakırdım. Bir Boğa burcunun kalbine giden yol midesinden geçer nihayetinde😁

 Çocuk ruhlu, akıl yaşı geriden gelen, son dakikada hazırlanan programsız  bir kızdım. Çizgi film izleyip oyun oynanacak yaşta (beş buçuk)  okula başlarsan olacağı budur.  Orta okul ve lise yıllarında ise umutsuz bir vakaydım. Okul kıyafetinin altına giydiğim uzun beyaz çoraplarım hiçbir zaman  aynı hizada olmadı mesela. Saçlarım ise orantısız özensiz iki örgüydü.

Ablam ile  ilkokulda AYRI sınıfta, ortaokul ve lise yıllarında ise AYNI sınıfta eğitim görmüştük. (Aramızda bir yaş var ve aynı sene okula başladık.) Ablam benim gibi paspal değil,  bakımlıydı. O yıllarda benim paspallığımın farkına varıp dersini anlatmak yerine, beni ders konusu olarak işleyen bir  öğretmen olmuştu. (A. K.) Ablamla mukayese edip kendince  sınıfta tek kişilik gösteri yapmaya çalıştı. Bilmediği bir şey vardı. Benimle uğraşan kişinin başına muhakkak bir haller gelirdi.

Eros,  okulda öğrenciler üzerinde çalışırken  attığı oklardan biri hedefi şaşırınca ok o öğretmene isabet etmiş öğrencisine aşık olmuştu. Dahasını yazmayım. Allah yayına, okuna zeval vermesin  eros 😁

Eros sürekli öğrencilerin üstüne ok atınca  flört etme fırsatı yakalamaya çalışan hormonları tavan yapmış gençler, çıkma teklifi diye bir şey icat etti. Belki de önceden icat edilmişti güncelleme yapılıyordu. Beğendiği kıza başka bir kız öğrenci vasıtasıyla teklif gönderme, cesaretliyse kızın karşısına çıkıp konuşma gibi yöntemler kullanarak teklif hedefe ulaşıyordu.   Öğrencilik hayatımda  hiç öyle bir teklif almadım. Acaba neden? 😂

Ablama ise  sürekli çıkma teklifi geliyordu. Annemin benden yana içi rahattı. Ablamı kollamam ve ajanlık yapmam için beni görevlendirmişti. Emir demiri keser. Annelik hakkı var üstümde nasıl hayır diyebilirim. 😁
Ablamın gençlik çağı romantizm dönemini yaşamadan geçtiyse bunun sebebi kesinlikle bendim.  Hayatına  kabus gibi çökmüş, o dönemi hızlandırılmış turda pas göstere göstere  yaşatmıştım. Geç te olsa Lise bitmeden  akıl başa yürümüş anneme ajanlık yapmaktan vazgeçip ablamın tarafına geçmiştim.

Lise, AÖF derken okul hayatı bitmiş iş hayatı başlamıştı. O dönemlerde de çiçekçi ile anlaşıp beğendiği kıza asetat kutuda (şeffaf görünümlü,  uzun, ince bir kutu) gül gönderip ismini vermeyen bir kitle belirmişti. İşte o kitleye hitap etmeyi başardım.  Kutu içinde bir gül gelmişti. O neydi öyle ?😲  Uzun ince bir gül kutusu, içi yeşillik dolu. Elma dersem çık,  armut dersem çıkma misali saklanmış gül. Oldu olacak gülün başına bir kart koyup doğum tarihi ölüm tarihi bir de ruhuna el fatiha yazsaydın. Gönderme kardeşim! Sen kimseye gül falan  gönderme!  Pazardan semizotu, marul, ıspanak neyim al. Göndereceksen yenilebilir yeşillik gönder 😂


Bol yeşillikli bir adet gül göndermek yine iyi. Sevdiği kıza haşlanmış mısır gönderen marjinal insan bile gördüm ben. Şöyle ki:

Genç adam yakın arkadaşı ile sahile iner.  Beğendiği kız ve kızın kuzeni bankta oturuyordur. İkiye iki. Bu fırsat kaçmaz. Yakın civarda çiçekçi yoktur ama haşlanmış mısır satıcısı vardır. 🙈Dalı ve dikeni yok ama kokusu, koçanı ve sarı renkli taneleri var. Zaten gül denilen şey yenmez, solar gider.



 Belki de adamın maço  görüntüsünün altında  ince ruhlu bir  çevreci uyuyor kim bilir?😀

 Genç, tezgaha yanaşıp  iki tane haşlanmış mısır ister. " Tezgaha sen gelene kadar bakarız. Mısırları şu bankta oturan iki kıza vereceksin" diye emreder. Adam hık mık derken atarlı genç tehdit eder.  Esnaf  elinde iki koçan haşlanmış mısırı kızlara uzatır,  işaret edip  "Beyefendiler gönderdi" der. Kızlar "Yuh artık daha neler" gibisinden şaşırıp mısırları almadan geri çevirince gençler nimete saygıdan kendilerine dönen mısırı yan banka oturup afiyetle yer.

Hemen belirteyim  çiçek yerine mısır gönderilen kız ben değilim😁 küçük bir ipucu vereyim:
 Ab . . .  ve  Kuz. . . .

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

19 Mart 2017 Pazar

BİR İLKBAHAR SABAHI KARAFATMA GÖRÜP BAĞIRDIN MI HİÇ?



Hafta içi çocukla uğraşmaktan geceleri olabildiğince erken uyumaya çalışıyorum. Malum ertesi gün çocuk için enerjik olmam gerekiyor. 😊Hafta sonu geldiğinde ise eşim evde nasılsa diyerek  gece film izliyorum. Biraz geç yatıyorum. İşte böyle bir gecenin sabahında hiç uyumadan bu satırları yazıyorum. 😨

Temsili ben 😨
 Film keyfi bittikten sonra uyumak için hazırdım. Yaz kış cam hafif aralık uyumayı severim. Eşim uyuyordu. Işığı açmadan cep telefonunun ışığını kullanarak  sessizce pencereyi açmaya yöneldim. O an yerden biraz yüksekte siyah hareketsiz bir şey gördüm ama ne gördüğümü anladım. Afrika' lı karafatma böceği.😲

Abartmıyorum bacakları uzun, vücut yapmış bir böcekten bahsediyorum. Fas ta sivrisinekler de öyledir. Devasa boyutta. Havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama ürkütücüler. Hayvanı görünce bende sessizlikten eser kalmadı. Gecenin sessizliği, attığım Çığlık ile bozuldu. Üst kat komşuma da yazık oldu. Kim bilir nasıl korkmuştur. Hayat bu. Etki tepki derken daire genişliyor ve herkes nasibine düşeni alıyor. Komşuda pişer bize de düşerin farklı versiyonu 😂

Attığım çığlık ile hayvan üstüme koşmaya başladı. Eceline susamış dedikleri durum işte tam da bu. Kaç saklan salak hayvan ne koşuyorsun üstüme ? Eşim uyuyor olabilir ama o benim şövalyem neticede.💪

Işığa koşmam ile eşimin 'ne oluyor ?' bakışı , "böcek gördüm" demem , ayağımdaki terliği eşimin alması ve hayvanın üstüne Allah Allah 💃koşturması. Seri ilerledi. Ana yüreğim "Öldürme! Yavruları vardır" diyordu ama çat çat eşim dalınca hayvan uzun bacakları havaya dikti ana yüreği falan yalan oldu.

Şimdi bu hayvan ha deyince ölmüyor. Vur vur yok yani. Eşim poşet aramaya mutfağa gitti. Uyku sersemi ne yaptığını ne aradığını da bilmiyor bana soruyor. Tam insanına.  Aklım uçmuş gitmiş zaten. O ara gözüm böceğe ilişiyor. 👀Bacaklarını kıpırdatıyor. Hareket ediyor.  Gidecek, kaçacak hadi çabuk at şunu" derken  süpürge bulup hayvanı dışarı atıyor.

Kalbim güm güm atıyor korkudan. Yatağa uzandım ama gel de uyu. Nefes tekniğini deniyorum yok. Huylandım. Sanki odada daha var ve saçımda üstümde geziyor. Böceğin boyu abartayım, taş çatlasın 5cm. Benim boyum 1m71cm. Hayvanın korkması gerekirken benim korkmama ne demeli? Utançlardan utanç beğen Sevda. 😞😟😅


Uykum kaçtı diyerek yataktan çıkıp  salona gidiyorum. İnternette böceği araştırırken kızım feryat figan ağlıyor. 😢 Eşim ve ben koşturuyoruz. Onu sakinleştir,  tekrar yatağına koy, uyut derken  "ay ne olacaksa olsun " diyorum ve yatağa girip uyumaya karar veriyorum.

Ama itiraf etmeliyim çok korktum ağladım. Neymiş? Hayatta herşey cüsse değilmiş. İzlediğim  filmde de verilen mesaj buydu. Kız uzun boylu, erkek kısa boyluydu ama adam karakterli ve adam gibi adam dı. Sonuçta aşk kazandı. Keşke filmin finali ile yatağa uzanıp uyusaydım. Konuyu anlamıştım ama evren mesajı almadığımı düşündü sanırım. Pekiştirmem için bana böyle bir sahne yaşattı. mutlu sonla bitmeyen... Hemi de bir ilkbahar sabahı... 😂😂

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

17 Mart 2017 Cuma

RABAT HAKKINDA SÖYLEYECEKLERİM VAR




Fas'ın başkenti Rabat, temiz ve geniş caddeleri olan bir şehir. Her gittiğimizde parlamento  binasına yakın elinde pankartlarla yürüyen insanlara denk geliriz. Herkes sınırlarını bilerek eylemini yapar. Şimdiye kadar bir taşkınlığa denk gelmedim.

 Festivaller, yerli yabancı sanatçıların verdiği konserler, tarihi yerler, Türk Konsolosluğunun bu şehirde olması kolaylık olup, şehri yaşanılır kılıyor olsa da Tanca' da yaşamak harika.  Rabat' ı almayım.

 Türk Restaurantı vardı en son Rabat' ta. Müşteri kapasitesi de gayet iyiydi. Konsolosluk binasına gittiğimizde  veya Rabat' ta dinlenme gereği duyduğumuzda  zaman zaman bu mekana uğruyoruz. Türkçe konuşan garson, Türkçe televizyon kanalı ve kültürümüze ait yemekler ile ülke özlemime iyi geliyor doğrusu.  Bu ülkede iş yeri açıp yürütemeyip ülkeye dönen çok Türk olunca "İnşallah burası iş yapar da gelip geçerken uğrarız " deniliyor. Facebook sayfa linkini buldum. İşleri iyi gidiyor olacak ki insanlar sürekli yer bildirimi yapmış. Bol müşteri diliyorum. Merak ederseniz sayfa linki için tıklayın. https://www.facebook.com/pages/Istanbul-Express-Turkish-Restaurant-Agdal/226650420828455?fref=ts

Rabat' ın tarihi yerlerinden görüntüler ile devam edeyim.

   



Rabat' a genelde konsolosluk evraklarını halletmek için gidiyoruz. Lübnan' lı arkadaşım da  Rabat a taşınınca iki üç kez de ona uğramışlığımız var.  Onun dışında Rabat' a  bizi bağlayan bir gönül bağımız yok.

Marakeş halkı için güler yüzlü, Tanca halkı için kibirli, Kazablanka halkı için paracı, Fes halkı için konuşmada bülbül icraatte sıfır,  sahara kökenli kişiler için çalışkan ve ticarete yatkın, Rabat halkı için atarlı, ters denildiğini duymuştum. Bunları söyleyenler ben değilim Fas' ta muhabbet etme imkanı bulduğum kişiler.  Genelleme yapmak ne kadar doğru tartışılır ama bir gün Rabat ta bilmediğimiz mekanı arıyoruz. Yolda bir adama  selam verip gideceğimiz yerin yakın olup olmadığını sorduk. "Taksiye bin,  nereye istiyorsan götürür "diye payladı bizi.  Tam da denilen gibi şansımıza  atarlısı çıkmıştı.

 Açıkçası şehir içinde işiniz varsa alın elinize bir Rabat haritası yürüyerek keşfedin. Haritanız olmasa bile kolay kolay kaybolmazsınız bu şehirde. Ferah caddeler, büyük güzel yolları var. Oldu ki yolunuzu şaşırdınız yol boyunca  elbet bir taksiye denk gelirsiniz. Adamın da dediği gibi sormayın, taksiye binin.

 Konaklama için en ideal yer bana göre şehir merkezi. Her bütçeye uygun otel, hotel, pansiyon var. Zaten Turistik amaçlı gelindiyse iki gün Rabat için yeterli bir zaman. Kralın babasının kabri, tarihi mekanlar, parklar, şehir içinde tur ve hayvanat bahçesi derken gezilecek, görülecek, ziyaret edilecek yerler biter. Bu şehirde çok güzel meyve suları bulacaksınız. O kadar güzel hazırlıyorlar ki sanat eseri gibi oluyor. Tadı da harika. Muhakkak için. Kahvaltı edecek, yemek yiyecek mekan çok fazla. Bütçenize ve zevkinize göre bir yer çok kolay bulursunuz.

Şehir içi ulaşım yöntemlerinden birincisi taksi. İş çıkışı saatleri ve trenlerin Rabat 'ta yolcu indirdiği saatlere denk geldiyseniz boş taksi bulmanız biraz zor. Onun dışında rahatlıkla taksi bulabiliyorsunuz. Bir de tramvay  sistemi var. Şehrin bir ucundan diğer ucuna hizmet veriyor.  Temiz ve modern.  Zaten Rabat' ın pis olmak gibi bir lüksü yok. Malum siyasetin başkenti.

Şehir içinde gezdikten tarihi yerleri ziyaret ettikten sonra yarım gününüzü vaya daha fazlasını hayvanat bahçesini gezmeye ayırın derim. Hangi günler hizmet verip saat kaçta açıldığını  kaldığınız otele danışabilir veya internetten araştırıp öğrenebilirsiniz.


Hayvanat bahçesi şehir merkezine biraz uzak mesafede olduğu için yürüyerek gidin demeyeceğim. Büyük beyaz taksi ile ya da üç kişilik küçük taksi ile  gidebilirsiniz. Tercih size kalmış. Giriş ücreti uygun, içeride çay bahçesi, restaurant mevcut. Doğal bir ortamda, açık alanda hayvanların gezmesini izleyerek huzur bulacağınız muhteşem bir ortam.

 Aslında hayvanların kafese veya sınırlı bir yere kapatılmasını sevmiyorum fakat burada bir çok hayvan geniş alanda özgürce geziyor. Yanınıza muhakkak şapka ve bir şişe su alın derim. Güneş çok yakıcı oluyor. Gezilecek alan geniş olduğundan başınıza güneş geçmesini istemem.










Ben duymadım fakat görümcem haberlerde denk gelmiş. Küçük bir kız çocuğu  fillerin gezdiği alana fazla yaklaşmış.  Fil, kızın ölümüne sebep olmuş. Eminim şimdi gerekli önlemler alınmıştır ama siz yine de mesafenizi koruyun derim. 

Görsel anlamda paylaşımlarımı  sınırlı tuttum. Fragman olarak kabul edin. Kazablanka'ya geldiyseniz Rabat' ı muhakkak görün. Bir saat mesafe uzaklıkta. Tren veya otobüs ile ulaşım kolaylığı var. Ya da araç kiralayın ama Fas' ın başkenti Rabat' ı görmeden ülkenize dönmeyin derim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

16 Mart 2017 Perşembe

BAYILMADAN ÖNCE HAZIRLIK YAPAN BİRİNİ TANIYOR MUSUNUZ?


Kırmızı rengi severdim hele ki KAN kırmızısı ise BAYILIRDIM. Ciddi ciddi küt diye bayılırdım.

Kimi insan iğne olamaz kimi kan aldırmaktan korkar... Herkesin korkuları farklı farklı. Bir zamanlar en büyük korkum kan tahlilleri ve kan görmekti. Maalesef korktuğum şey başıma gelmişti. Kan grubumun gerekli olduğu bir gün annem ve ablam ile birlikte  polikliniğe gittik. Ellerim terledi, parmaklarım titredi öyle korktum ki kanım çekildi. Ciddi ciddi kanım çekildi.  Benimle birlikte kanımı almaya çalışan görevlinin de elleri titredi ve  çok zor kanımı aldı.  Annem A rh+ Babam  0 rh+  ben ise B rh  + çıkmıştım. Bir yamukluk vardı bu işte ama neyse.

Bir de yanınızda kimsenin olmadığı durumlarda kan görmek vardı. Bunu da kedimle yaşadığım dönemlerde aşmıştım.. Bir gün evde parmağımı kesmiştim. Başım dönmeye başlayınca camı açtım, kolonya ve telefonu yanıma aldım.  Ayaklarımın altına yastık desteği, ayaklar yukarıya derken artık hazırdım. ve nihayet bayıldım. Sonrasında ayıldım. Yanımda duran kolonya camdan giren hava ile toparladım. Eğer halen kötü olsaydım bu defa telefona sarılıp yardım isteyecektim.  Bayılma konusunda  çok deneyim yaşayınca  ayılmak için ne yapılır  öğrenmiştim. Bayılmadan önce bana verilen saniyeler vardı. Başım dönecek, kulaklarım çınlayıp  uğuldayacak  son aşamada gözlerim kararıp küt diye gidecektim. Hazırlanmam için yeterli bir zaman tanıyordu evren.

Çalıştığım dönemlerde ise teknik servisten İsmail abi parmağını tutarak yanıma gelmiş, tüm sakinliği ile   "Sevda hanım parmağımı kestim" demişti.  Sanırsınız sadece küçük bir kesik.  Parmağından fıskiye gibi kan fışkırıyordu. Çok defa kan görmüştüm ama bu en kötüsüydü.  O manzara karşısında "Ay bayılacağım şimdi" dedim. Onu orada öylece bırakıp lavaboya koştum. Diğer arkadaşlar adamcağız ile ilgilendi. Yüzümü yıkadım mermere uzandım yüzümü yıkadım mermere tekrar uzandım. derken bayılmadan atlattım. 

En kötüsünü gördüğümü sanıyordum ama görmemişim. Ehliyet almak için başvurduğumda yine kan tahlili gerekti. İşten izin alıp listede adı yazan polikliniğe gittim. Görevliye olacaklardan korkmasın diye "kan aldığınızda bayılırım" ile başlayan bir açıklama yaptım. Beni sedyeye yatırıp ayaklarımın altına destek koydular. Kan alındıktan sonra bütün olması gerekenler oldu en son kulaklarım uğuldadı ve daha ileri aşamaya gitmedi. Çok şükür bayılmadım diye sevindim. " İyi hissedene kadar yat" dediler. İşe gitmem gerekiyordu fazla zamanım yoktu."İyiyim" dedim ve çıktım. 100 metre yürüdük ten sonra fenalaştım, Baş dönmesi, kulak  çınlaması... Neler oluyor? Eyvah! Hazır değilim. Burada bayılamam...

Caddeye yakın  bir kaldırımda yürüyordum. Okulun duvarlarında eğimli oturma yerleri vardı. Oraya dayandım ve karşı kaldırımda yürüyen kadına "Yardım et, fenalaştım" diye seslendim. Elinde kızı ile korkarak bana baktı ve yolunda ilerlemeye devam etti.  Sonraki kareleri hatırlamıyorum. Bayılmışım.

Bayılırsam caddeye düşme ihtimalim bile vardı. Neyse ki olduğum yere yığılmışım. Gözümü açtığımdakarşı kaldırımda yardım istediğim kadın başta olmak üzere çok insan vardı. Su getiren, cüzdanımı, telefonumu veren, iyi misin? diye soran insanlar. İnsanlık ölmemişti kısacası. Yardım istediğim kadın ağzını eliyle kapatıp konuşuyordu. Neden acaba? diye düşünürken "Kusura bakma hemen yardım edemedim. Ben de hastaneden geliyorum" demesiyle elini ağzından çekti. Damakları kan içindeydi. Ağzının içi kanlı bir şelale...  Allahım bu nasıl bir sınav? Ağzı kapalı konuşmaya devam etseydi keşke, Gözlerim yuvalarından fırladı  "hayır !  hayır! hayır! " diye bağırdım. "Beni kan tutuyor o yüzden bayıldım. Ay çok fenayım, yine bayılacağım.  Git   ne olur, çok sağol ama git " dedim.  Kadın  gitti  fakat o görüntü halen hafızamda tazeliğini koruyor.  

Ehliyet alabilmek uğruna verdiğim kanlı mücadeleden sonra kanımın BRh + değil 0 Rh + olduğunu öğrenmiştim. Hazırladığım evrakları sürücü kursuna teslim ettim. Ehliyet sınavına girebilmek için verdiğim mücadeleyi yazmışken gerisini de yazayım tam olsun..

İş hayatı yoğun olunca derslere pek katılamadım. Sınav için evde kitaptan çalıştım ve yazılı sınavı geçtim.  Bir de direksiyon sınavı vardı ki tam şenlik. Öğretmen ile arkadaş olup muhabbete dalmıştım. Zaten eğitim verilen saat belli, zaman kısıtlıydı. Pek öğrenememistim. Bir gün köy yolu çıkışında   şerit değiştirme ışığı yakmadan kamyonun önüne geçmiştim. Trafiğe bu bilgi ile çıkarsam çok yaşamazdım. Sınava bu bilgi ile girersem de kesin kalırdım.  Bana eğitim veren öğretmenim aynı zamanda arkadaşım olan kişiye  durumu izah edip hızlandırılmış turda acil direksiyon eğitim vermelerini rica ettim. İlgilendiler.


Sınav günü geldi. Biraz bekledikten sonra sıra bana gelmişti. Yan koltukta hızlandırılmış turda eğitim veren öğretmenim oturuyordu. Arka koltukta ise heyet. "  Ey cemaat! Aileniz, sevdikleriniz ile vedalaştınız mı?", "Son duanızı okudunuz mu?" ,  "Ölmüşlerimize kavuşmaya hazır mıyız?"  diye coşkulu bir konuşma yapasım vardı ama sınav başlamadan bitebilirdi. Heyet çok ciddi görünüyordu. . Kibarca "Günaydın" dedim ve ardından aracı çalıştırdım. O an içimde yaşadığım heyecanın ritmini  Hayko Cepkin ' in sesine ve şarkılarına benzetebilirim.



İç sesimi dinlemeye kaptırıp sınavda olduğumu unutunca  heyetten birinin sesi ile kendime geldim. " Şehir içinde ne kadar hız ile gidileceğini öğretmediniz mi ?" diye sormuştu yan koltukta oturan öğretmenime. Şehir içi hız sınırının üstüne çıkmışım, hemen toparladım. Mudanya Güzelyalı kavşağında dönüşümü yaptıktan sonra  "Burada dur, geri git" dediler. Durup geri gittim ve yola devam ettim.  Mudanya' nın iskele meydanında yunus heykelleri vardır. Heykelin etrafından dönüp, başladığım noktaya park etmem gerekiyordu. Dönüş yaparken aracı stop ettirdim. Bana kalırsa sınav pek güzel gitmemişti."Amann battı balık yan gider, nasılsa bu sınavdan çaktım" diye  sesli düşündüm ve aracın böğrüne basarak çalıştırdım. Sınav başlangıcı olan yere park ettikten sonra kendi kendime verdiğim puan ile kendimi  direksiyon sınavından bıraktım. Sanırım stres olmuşum bir de bana göre yetersiz bilgi ile girip rezil oldum düşüncesi  üstüme abanınca ağla ağla kösüldüm. Şimdiki aklım olsa hiç üzülmezdim. Gözyaşımı zor günlere saklardım. 

Heyet benden insaflı çıkmıştı. Aracı stop ettirmeme rağmen benim stop etmeyişim ile sınavdan geçerli not almıştım. Açıkçası ehliyetim var fakat eşimden sıkı bir eğitim almadan trafiğe çıkmayı düşünmüyorum. Hele ki Fas trafiğinde. 

İnsan korkularını yenene kadar defalarca korktuğu ne varsa yüzleşiyor. Fas' ta hamilelik dönemimde defalarca kan tahliline gittim. Kaç defa bayıldım ve kaç defa ayıldım inanın sayısını bilmiyorum. Bayıl ayıl derken en sonunda alışmış ve bu korkumu yenmiştim. Buna rağmen halen kan tahlilinde ayaklarımın altına destek koyup, tahlil sonrası  biraz dinlenirim. Eğer ki sizin de böyle bir sıkıntınız varsa bu yöntemi uygulayın. Hatta kan tahlilinden sonra meyve suyu içmenizi tavsiye ederim.

Kırmızı rengin motivasyon, enerji, yaşama sevinci, vücut ısısını harekete geçirme, kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırma gibi etkileri olduğunu biliyor muydunuz?  Bilmiyorsanız şimdi öğrenmiş oldunuz.


Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

13 Mart 2017 Pazartesi

TANIDIK SANIP TANIMADIĞIM ADAMA EL SALLAYINCA


TEMSİLİ FOTOĞRAF - BAKIŞLAR HEMEN HEMEN AYNI


Mudanya küçük bir ilçedir. Çoğu kişi birbirini tanır. Hele ki benim gibi doğma büyüme Mudanya' lı iseniz tanıdığınız kişi sayısı çok fazladır.

Bir sabah işe giderken trafiğin yoğun olduğu caddeye geldim. Yolun karşısına geçebilmek için kaldırımda epeyce bekledim. O sırada  arabasıyla ağır aheste yoldan geçen bir adamı, Mudanya esnafından selamlaştığım biri sanıp tüm iyi niyetimle el salladım. Adamın saniyelik şaşkın bakışları, direksiyon hakimiyetini kaybeder gibi olması ile beynimde bir şimşek çaktı. ⚡ "HAYIRR! Bu adam,  o adam değil. Yanlış adama el salladım" diye söylenirken adam gözden kayboldu ve  işte hikaye böyle başladı.

 Yol boş olunca karşıya geçtim ama içimden de kendime saydırıp "Umarım başıma bela almam bu adamı" dedim. Gün içinde koştururken olay aklımdan uçtu ve tarih oldu.

 Şimdi düşünüyorum da o olaydan sonra ben iş çıkışı eve gidip normal bir hayat yaşarken kim bilir adam gün içinde ne hayaller kurmuştu. Belki iş yerinde bir arkadaşına  "Bu sabah tanımadığım genç bir kız bana gülerek el salladı" demişti. Kim bilir?



 İşe gittiğim saat ve yol belliydi. Aynı adam ertesi gün  yine yoldan geçiyordu. Bu defa el  sallamak için eli hazırda o bekliyordu. Hemen kafamı çevirdim, geçti ve gitti. Daha sonra adamı her sabah görmeye başladım. Yani benim için tarih olan  yanlış insana el sallama durumu adama tarih yazdırmıştı.

Tekrar gördüğümde el sallamıyorsam, hele bir de kafamı çevirip görmezden geliyorsam bil ki bir yanlışlık var. Anla, değil mi?  Yok!  Adamın beyni attaya gitti. Her gün durağın önünde denk geldiğimiz yetmezmiş gibi rahatsız edici bakışları da katmadeğer olmuştu.

Ben el sallamadan önce hayatı nasıldı bilmiyorum ama büyük bir değişim yaşadığı bariz ortadaydı. Tırtıl iken kelebek olmuş,  DÖRT YAPRAKLI YONCA yı bulmuştu sanki. O  adamın şaşkın halini görünce aklıma Şener Şen' in  'AŞIK OLDUM'  filmi geldi. Filmi izlemeyenler veya  konusunu hatırlamayanlar varsa özet olarak yazayım:

Şakir, reklam ajansında çalışan orta yaşlı, evli ve içine kapanık bir adam. Hayatı  iş-ev kısaca  tekdüze geçer. İşe gittiği bir sabah arabasını park edip aracından inmeden önce genç, güzel manken Sibel' i görür. Sibel' in etekleri yerden gelen hava akımı ile uçuşmaya başlayınca genç kadın  etekleri uçuşa uçuşa dans eder. Gözleri şenlenen Şakir' in  hayat melodisi 'Samime Sanay'  iken Fifty Cent - Candy Shop olur. Kalbi fazla kan pompalar, beynine oksijen yürür, hayat temposu yükselir ve genç kadına aşık olur.

SİBEL' İN ETEKLERİ UÇUŞUR


Çok şükür ki ne o adam Şakir, ne de ben Sibel' im. Ne o aracı park edip, araç içinde duruyor ne de ben kırmızı elbise giymişim,  eteklerim uçuşa uçuşa dans ediyorum.  Tanıdık sanıp el salladım o kadar. Yani görüp görebileceği  yüzümde tebessüm, salladığım bir adet el,

Adam ile konuşup durumu izah edebilirdim. Bunun için araç ile geçerken onu durdurmam gerekirdi. Yanlışlıkla el sallamama rağmen her sabah yolumdan umutlu gözlerle geçen bu adama bir de gerçekten el etsem kurtuluşum var mıydı?

Yolun ortasında durdurup gereksiz bir heyecan yaşatmayım en iyisi diyerek izah etme fikrinden vazgeçtim. Ertesi gün yolumu değiştirdim. İşe gidiş saatimi de  biraz öne aldım ve antrapoz zamanı gelmiş bir adamdan böylece kurtulmuş oldum.

Fas vukuatlarımı yazınca ülkeme ait yaşadıklarımdan da aklıma gelen birini yazayım dedim. Ola ki Fas vukatlarımı okumadıysanız linki tıklayın derim. http://sevdaelaraby.blogspot.com/2017/03/fas-asansorunun-muayyen-gunu-madam_11.html?m=1

Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevda ELARABY

11 Mart 2017 Cumartesi

FAS ASANSÖRÜNÜN MUAYYEN GÜNÜ- MADAM BEKLİYORDUM ADAM ÇIKTI


Vukuat 1:
Fas' ta defalarca taşınma aktivitesinden sonra yerimizi sabitlemiştik. O kadar aksiyondan sonra hayatıma  hareket katma gereği duydum. Arkadaşım gittiği bir spor salonunu tavsiye edince hemen kayıt oldum.

Kayıt ücreti dahil ilk  500 Dirhem, aylık 300 Dirhem ödeyecektim.  Evimize 20 dakika yürüyüş mesafesinde, bir apartmanın zemin katındaydı salon. Sabahtan spora  gidemezsen öğleden sonra programa katılma şansı olup haftanın  üç günü program vardı.

Dar alanda herkesin birbirini gördüğü yere giyinme soyunma alanı deniliyordu. Lise yıllarında beden eğitimi dersi öncesi ve sonrası hazırlandığımız soyunma odasını andırıyordu.  😂 Spor ayakkabımı giyme dışında kullanmadım. Bir de duş vardı. Onu da hiç kullanmayı düşünmedim.


Edi ve büdü gibi karı &koca takıldığımız, zamanımızın gani gani olduğu, çocuk öncesi dönemler. Gece geç vakte kadar film izle, geç vakit yat modunda yaşıyordum. Yine geç vakit yattığım bir geceydi ve  sabah spora gidecektim. Uykumu almadan spora gitmek hiç te sağlıklı değildi ama olmuştu bir kere.  Hareketleri yaptıran kadın  çılgınlar gibi enerjikti. Ne yedin ne içtin be kadın? 😂 Diğer Fas' lı kadınlar ve salonun sonunda herkesi izleme görüşünde olan yaşlı kadın bile hoplaya zıplaya hareketleri yapıyordu. Herkesin içine atom karınca girmiş mübarek. Ben de  takım ruhuna ayak uydurayım en iyisi derken  hoşafım çıkmıştı.

Salonda bir arkadaşım Türk,  diğer arkadaşım da Lübnan' lı. Biz takım içinde kendi Cumhuriyetimizi ilan etmiştik. Bir ara salonda Türk olduğum ve eşimin Fas' lı olduğu konusu gündeme gelince  kadının biri spor yapmak için bulunduğu yerden koşarak yanıma gelmişti Merakın yaptıramayacağı şey yoktu. 😂😂  Oryantalden step e, step ten aerobik harekete kadar neler neler yaptık. Ne salon muş yahu. Bir sene  istikrarlı gitseydim kıvırmanın kitabını yazardım büyük ihtimal.

 Spor bittikten sonra bacaklarım pergel gibi açılmıştı. Spora yazıldığım gün ham madde, takoz gibiyken hafiflemiştim. Eve giden yolu  yürümüyor adeta kelebekler gibi uçuyordum. Spor gerçekten insanın yaşam kalitesini olumlu anlamda etkiliyordu.

 Apartman uzaktan görününce derin bir 'Oh! x derin' çektim. Uyku, yatağım, yastığım gözümde tütüyordu. Apartmana girdim, asansörün 3. Kat düğmesine bastım. Bu arada montum,  atkım, şapkam ile tanınmaz haldeyim. Yüzüm ise görünmüyordu.

 Asansör durdu. Yaşasın eve geldim. Asansörden indim, evin kapısına yöneldim, anahtarı kapı kilidine sokmaya çalıştım çalıştım, olmadı. O an ışık söndü. Neyse düğmesini bulup bastım ve aydınlanma yaşadım. Tekrar kapı kilidini zorladım. Durdum  ve " Bu kapı bizim kapı değilmiş bi de " dedim ve kapının numarasına öylesine baktım. Cidden bizim kapı değildi. Yüzüm ne renk oldu göremedim ama içimden bir ses "ne duruyorsun uza! " diye bağırdı. Nasıl kaçtığımı dün gibi hatırlıyorum. Meğer asansör 3. Katta değil 1. Katta durmuş. Sanırım asansörün muayyen gününe denk gelmiştim. Güvenip tekrar asansöre bindim 3. Kata bastım. Yine asansör durdu, evin kapısına yöneldim. Yorgun bir şekilde cebimden anahtarı çıkardım. Tam anahtarı kapı kilidine sokacaktım ki gülerek "he he bu da bizim evin kapısı olmazmış"  dedim ve kapı numarasına baktım.  Ciddi ciddi bizim evin kapısı değildi. Bu defa da 2. Katta Durmuştu Asansör.

  Ben kapı kilidi zorlarken ya kapıyı evde oturan kişi açsaydı... içeri çekip yer misin yemez misin😂😃 yiyeceğim sopa, emniyette ifade verme aman Allahım düşüncesi bile dudak uçuklatır. Sonuçta kimse beni tanımıyor. Apartmana yeni taşınmışız. Nedir ne değildir bir izlenim bırakmamışız. Neyse ki başıma bir hal gelmeden,  hırsız muamelesi görmeden bu olaydan sıyrılıp nihayet evin kapısını buldum.

Kıssadan hisse asansöre güvenmeyin. Onların da özel günleri oluyor. 😂😂

😲😲😲😲😲😲😲😲😲😲😲😲😲😲



 Vukuat 2:
Sabah yürüyüşüne gidebilmek için erken kalktığım bir sabahtı. Ne oluyorsa zaten sabah oluyor. "Bu sabahların bir anlamı olmalı" diyordu VEGA.

 Arkadaşım ile bizim evin önünde buluşmak için sözleşmiştik. Evden çıkarken telefona çağrı bırakacak, ben de kapı önüne inecektim. Arabayla durup beklemesin, park edecek yer bulamaz belki düşüncesiyle bu yöntemi düşünmüştük. Hem zaman da kazanacaktık.

Arkadaşımdan çağrı geldiği gibi hızla son kontrolü yapıp (anahtar vs)  kapı önüne indim. Karşı yolda marketin gerisinde bekliyordu araba. Hay Allah biraz geç kalmıştım, park etmiş diye düşünüp yolun karşısına, aracın durduğu yere geçtim.  Bir hışımla kapıyı açtım. Tam 'Günaydın şekerpare" dedim, arabaya binmek için eğildim ki aracın içindeki adam korkuyla  "No No No" demeye başladı. "LO ne olmuş benim arkadaşa ?" dedim. O an gözlerim yuvalarından fırladı.  Arkadaşım 'MADAM' dı 'ADAM' olmuş!  Ben neredeyim? Bu kimin arabası? Arkadaşım nerede? ... Kafamda deli sorular.

Belli ki yanlış arabanın kapısını açmıştım. Morarmış bir ifadeyle Sorry sorry diyerek aracın kapısını kapattım. Adam  kim bilir neler düşündü?  (... sen alacak duj  😨) Arkadaşım  gelse de adam da görse araçların aynı model olduğunu diye içimden geçirdim ama nafile.

"Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye
Usulca sokulup
' Merhaba' dedim "

diyen Leman Sam' ı daha iyi anlıyordum. Aynı olayın morcivertini yaşamıştım. Arabalar benziyordu ve olay sabah saatlerinde yaşanmıştı.  Adam arkadaşımın arabası gelmeden gitmiş, ardından  arkadaşım gelmişti. 😅

Fas' ta ikinci kapı vukuatım olan bu yaşanmışlık,  ilk üçe girerek gümüş madalyayı kazandı. 😂😂 Umarım üçüncü bir vukuatım olmaz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

10 Mart 2017 Cuma

UCUZA MARAKEŞ TATİLİ YAPABİLİRSİN & BİLGİYSE BİLGİ, İLGİYSE İLGİ.


Marakeş' i bilen bilir, bilmeyen de pahalı bilir. Zaman zaman denk geldiğim blog yazılarında Marakeş pahalı açıklamaları okuyorum. Değil efendim değil. Bilmeyen için ülkemiz de pahalı. Defalarca Marakeş' e gitmiş- gezmiş, beş yıldır Fas topraklarında yaşayan biri olarak bu yazıyı yazma gereği duydum. Marakeş için tavsiyelerim, tecrübelerim ve aklıma gelenleri sizinle paylaşmak istiyorum. Not alın, Marakeş' e tatile gelecek arkadaşlarınıza bu yazıyı tavsiye edin. 

Eylül ayının ikinci haftası ile  Mayıs ayının ikinci haftasına kadar olan süreç Marakeş' i gezmek için en güzel zaman dilimidir. Yaz mevsiminde sakın ama sakın gelmeyin derim. Caddeye yumurta kır, pişsin. O denli sıcak olur. Gezmeye gelir, otelde hapis kalırsınız benden uyarması. 

Eğer ki tur programı ile geliyorsanız, oteliniz ve programınız bellidir fakat size ait zaman dilimi olacaktır. Bu yazı sizin de işinize çok yarayacaktır. Siz de okuyun derim.

Marakeş' e gittiğimizde konakladığımız tek bir otel var o da CTM HOTEL. Hani şu Marakeş' in müzikli, aksiyonlu, çok kalabalık meydanı var ya işte tam da o meydanda. Otelin konumu harika. Sabah mistik müzikler eşliğinde uyanmak ise en sevdiğim yanı.
2015 Yılında KAHVALTI DAHİL, Bir KİŞİ, BİR GECE KONAKLAMA ücreti olarak 150 Dirhem ödemiştik. Eminim fiyat olarak halen uygundur. Otel odasının camından baktığınızda meydanı görebiliyorsunuz. Rezervasyon yaptırırken bunu belirtmeniz gerekiyor. Kahvaltı için terasa çıkıyorsunuz. Asansör yok. Az merdiven çıkıyorsunuz fakat buna değer. Kahvaltı çeşidi zengin değil. Sonuçta o paraya o kadar hizmet fakat teras muhteşem. Otele yakın pastane var. Kahvaltılık birşeyleri dışarıdan alıp, otelin terasında kahvaltı seçeneğinizi zenginleştirebilirsiniz.

CTM HOTEL TERASI 
Fotoğrafta gördüğünüzden daha geniş terası. Otel odalarının temizliğine  on üzerinden puan ver denilecek olsa  beş puan verirdim açıkçası. Marketten alacağınız  çamaşır suyu ve odanızı temizleyen kadına vereceğiniz bahşiş ile bu konuyu da çözümlersiniz.  Rezervasyon muhakkak yaptırmanız gerekir. Rezervasyon işleminde ücret talep etmiyorlar. Eşimin telefon rehberinde kayıtlı olan, en güvenilir  telefon numarasını yazıyorum. Fransızca, Arapça veya İngilizce konuşarak iletişim kurabilirsiniz.
CTM HOTEL MARAKEŞ TELEFON NO: 00212 0524442325
(Otelin benden haberi bile yok bu arada. Bilse bedava reklamını yaptığımı ne sevinir. )


TERASA ÇIKAN MERDİVENLER

DİĞER ODALAR

ODADAN BİR GÖRÜNTÜ
Otel tavsiyesinden sonra sıra geldi  yazılışı Jamaa Lefna, okunuşu Cami elfina olan meydana. Kalabalık olan bu meydanın adını not alın. Otele taksi ile dönmeniz gerektiğinde bu size lazım olacak. Sabah erken saatlerde taksiler otelin önüne kadar gelebiliyor fakat gün içinde taksi sizi otele yakın mesafede bırakıyor Açıkçası o yol da tam yürümelik. Müzik, satıcılar, turistler. O kadar kalabalık ve güzel ki...Yürürken dikkat etmeniz gereken çok önemli bir konu daha var. Sırt çantası kullanmayınız. Hele ki kalabalığın olduğu yerlerden geçerken bir eliniz çantanızın üstüne olmalı. 2016 Yaz Marakeş gezimizde az kalsın bende kalabalık meydandaki hırsızlardan nasibimi alıyordum ki ucuz atlattım. Bu çok çok önemli. Ola ki yakın çevrenizden biri Marakeş' e gelecek olursa lütfen uyarın.

Bu tatlı doğaldır. Kazablanka SELLO diyor Tanca başka bir isim vermiş bu tatlıya. Hoş bu ülkede şehir şehir bazı kelimeler değişiyor.  Ben aklımda kalanı yazdım. Saça, cilde faydalı çünkü içinde yok yok. Nasıl da güzel bir tadı var. Kadife gibi, ağızda dağılıyor. İlk başta yeni bir lezzet olduğundan tadı yadırgayabilirsiniz fakat kaldığınız zaman zarfında her gün muhakkak bir porsiyon yemeyi deneyin. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. MUHTEŞEM BİR LEZZET.

Fas' a geldiyseniz titizliği mantonuzu çıkarırcasına üstünüzden çıkarın ve ülkenize dönene kadar odanızdaki askıya asın. Mesela tezgahtaki satıcıdan yemem demeyin. Bir çok ülke vatandaşı geliyor ve hepsi yeni lezzetlere açık. Ortama uyum sağlamakta çok başarılılar. Marakeş' i yaşamak, içinizde hissetmek istiyorsanız kalabalığın, enerjinin uyumuna dahil olun derim. Bundan bir kaç yıl önce Tanca' da bir kafede otururken kafe aniden kalabalık oldu. Turistler geldi. Türkçe konuşmaya başladılar. Ben de Türk' üm ama durup dururken "Merhaba, ben de Türk' üm. Dünya da çok küçük " denmiyor ki. İnsanlar gezmeye gelmiş sonuçta. Rahatsız etmeyim diye düşünüyor insan.  Bize yakın mesafede oturdukları için ister istemez kulak misafiri oldum konuşulanlara. İçlerinden biri" Ne yiyelim?" demişti. "MARKETTEN PEYNİR VE EKMEK ALALIM, PEYNİR EKMEK YİYELİM " diye ortaklaşa karar aldılar. Aklıma geldikçe halen gülerim. Sen tut taa Türkiye topraklarından Fas' a peynir ekmek yemeye gel. Bu da bir anı. Bu blog yazımı süsleyecekmiş.

Marakeş' e geldiyseniz siz ne yiyebilirsiniz? Aşağıdaki  resimde gördüğünüz kapta (tanjiya) pişen eti yiyebilirsiniz mesela.Közde yavaş yavaş pişer. Mis gibi tadı var.


Marketten peynir ekmek te alıp yiyebilirsiniz. Fas' a gelip ilk peynir ekmek yiyen kişi siz değilsiniz ya :) Tercih meselesi. Şaka bir yana yöresel yemeklerden kuru kayısı, kuru erikli, bademli et tajin, tavuk tajin harika olur. Muhakkak deneyin. Yine bir başka gün et seviyorsanız  etli, veya daha hafif olsun diyorsanız tavuklu kuskusu öneririm. İçinde kuru üzüm, üstünde haşlanmış lezzetli sebzeler, et veya tavuk olur. Bir de yanında özel bir sos verirler. Lezzetine lezzet katar. Harira çorbası içebilir, yeşil mercimek, tavuk ve m' semmen dedikleri hamur işi ile  yapılan MÜKEMMEL Rfissa yemeğinden yiyebilirsiniz.  "Ben bunları yemek istemiyorum" derseniz  çok şey kaçırmış olursunuz fakat Sevda' nın alternatifleri bitmez. Pizza, tavuklu börek söylendiği gibi yazacak olursam brevet te yenilebilir. Tatlı türünden ne bulursanız yiyebilirsiniz. Hepsi lezzetli. Portakal suyu muhakkak için. Ucuz ve çok lezzetli. Yemek konusunda da uzlaştıysak gelelim  nerede yemek yenilebilir hususuna. 

Marakeş içinde bu tarz ilginç mekanlarda yiyebilirsiniz fakat benim tavsiyem daha çok burada meyve suyu içmeniz. Meydanda masalar, sandalyeler var. O mekanlarda dediğim her yemeği bulabilirsiniz fakat et, iyi pişirilmeli. Tajin dediğiniz pizza hızıyla eşdeğer bir yemek değil. Acelenizin olmadığını, bekleyebileceğinizi izah edip, yemeğin iyi pişmiş olmasını talep edebilirsiniz.Fiyatlar biraz pahalı demişti eşim. Benim tavsiyem  şehrin içinde bulunan restaurantlar. Size uzatılan menüler ve fiyat listelerine bakarak ekonominize uygun yer seçmeniz. Meydandaki esnafların ocağına incir ağacı dikmek istemem ama daha uygun fiyata pişmiş yemeğinizi yerken bana teşekkür edeceğinizi şimdiden görebiliyorum. 

Taksiye binerseniz yakın mesafe en fazla 10 dirhem tutar. Taksimetresini açmayan taksi ile yolculuk yapmayın. Taksimetrede yazan rakam ile şoförün istediği rakam, paranızın üstünü geri çevirmesi bunlar da dikkat edilmesi gereken diğer konular. Hediyelik alışveriş yapacaksanız muhakkak pazarlık yapın. Meydanın olduğu çarşıda fiyatlar biraz uçuk olabiliyor. Dediğim gibi pazarlık şart. Çarşı çıkışında da hediyelik eşyalar satılıyor Fiyat kıyaslaması yapıp, bütçenize uygun hediyelikler alabilirsiniz. "Ben kararsızım, Fas' a gelip te hediyelik olarak ne alabilirim? " diye soracak olursanız da size sorun olmayacaksa argan yağı (kapağını bantlayıp, poşet içine koyup, valizinizde kırılmayacağı bir yere koymanız koşulu ile) veya argan kremleri olabilir. Sonuçta ARGAN cennetine geldiniz. Almadan dönmezsiniz herhalde. El işçiliği de  çok fazla olduğu için eminim alacak çok şey bulabilirsiniz.  

Şimdi gelelim "Nereleri gezebiliriz?" konusuna. Dediğim otelde kalırsanız her yere ulaşım kolay. Şehir haritası edinip, yürüyerek te gideceğiniz yerleri bulabilirsiniz, yön kabiliyetim kötüdür diyorsanız taksi ile de gideceğiniz yerlere ulaşabilirsiniz. 

Tarih, sanat diyorum ve size Palais Badii ile  Palais Bahia' yı görmenizi tavsiye ediyorum. Her an yanınızdan Türkçe konuşarak geçen birine denk gelebilirsiniz. Şaşırmayın. Marakeş' te çalışan, yaşayan çok sayıda Türk kardeşimiz olduğu gibi, sizin gibi gezmeye görmeye gelmiş Türk turistler de sayıca çok. 
Gezilerimizde çektiğim  fotoğraflardan bazıları:







Huzur, kuş sesleri, sanat ve tarihin enerjisi var. Kesinlikle bu iki tarihi yeri gezmenizi öneriyorum. Giriş kapısında tarihi bilgiler Arapça ve İngilizce yazıyor. Eğer bu iki dilden birini bilmiyorsanız internetten araştırın derim. 


Görmeniz gereken diğer muhteşem mekan ise MAJORELLE.
Giriş ücreti gayet uygun. İçeride devasa boyutta kaktüsler var. Sakin, huzurlu, fotoğraf çekmenin büyük bir zevk olduğu, bütün bir gün otursanız sıkılmayacağınız bir yer. Nasıl bir emek verilmiş, özen gösterilerek oluşturulmuş anlatılmaz, yaşanır. Gelin ve görün derim. 




İçeride kafe var diye hatırlıyorum. Arkadaşımın dediğine göre fiyatlar biraz yüksekmiş. Menü ve fiyatlara bakmadan oturmayın en iyisi.  Resim sergisi, eski fotoğraflar ve dahasına da denk gelebilirsiniz. Müzikten duvarların rengine kadar herşey birbiriyle bir uyum içinde. Otelden biraz uzak mesafede olduğu için taksi ile ulaşımı tavsiye ederim. 

Eşim ve ben bir Marakeş turumuzda gezmek istediğimiz yerlere taksi ile gitmiştik. Enerjimizi mekanı gezerek harcadıktan sonra biraz dinlenmiş ve dönüş yolunu yürüyerek, yol boyunca yeni yerler keşfederek eğlenceli hale getirmiştik. Marakeş çok turist ağırlayan bir şehir olduğu için sessiz, tenha değil. .Gönül rahatlığı ile sokaklarda, caddelerde yürüyebilirsiniz. Çok keyifli olduğunu söyleyebilirim. Yorulduğunuz taktirde yoldan geçen bir  taksi imdadınıza yetişecektir.

Ola ki Marakeş' e Kasım sonu, Aralık, Ocak aylarında geldiyseniz Oukaimden' ı, okunuşuyla UKEMDIN ı görmenizi tavsiye ediyorum. Altı kişilik büyük beyaz taksiler ile dağa gidebilirsiniz. Kişi başı ücret ödüyorsunuz ve taksiye altı kişinin binmesi şart. 2015 Yılında kişi başı 100 Dirhem ödemiştik ve Tanzanya' lı turistler ile dağa çıkmıştık. 

  


İki saat süren yolculuk sonrası muhteşem bir tabiat size HELLO diyor. Kayak yapanları karşıdan izlerken nane çayını veya kahvenizi yudumlamak o kadar keyifli ki. Ocak ayında üstümde sadece şal ile oturdum. Soğuk görünümlü sıcak kanlı insanlar gibi bir yer burası. Tajin ve diğer kültürel yemekleri burada bulmak mümkün. Güzel de pişiriyorlar. Fiyat konusunda fikrim yok. Bu manzara karşısında da hesap düşünülmez öyle değil mi? 



Kayak yapmak isteyenler için kiralık kayak kıyafeti vs. bulabiliyorsunuz. Denedim ve keyif almadığımı fark etmem ile kayak yapmayı bıraktım, karda yürüyüp iz bırakmayan ayakkabılarım ile doğanın tadını çıkarttım. Eşim de bol bol kayak dersi alıp, başarıya giden yolda kaydı. 

İnsanlar çok cana yakın. Çoğu İngilizce biliyor. Dil bile bilmeseniz sizinle anlaşmanın bir yolunu buluyor insanlar. 'Sen benim dilimi konuşamıyorsun ama ben senin konuştuğun dilde bazı cümleler biliyorum' misali Türkçe kelimeler, cümleler kullanırlarsa da şaşırmayın. Fas halkı yabancı dil öğrenme konusunda çok yetenekli. 


Büyük beyaz taksi ile dağa çıkarken taksi şoförü size belli bir saat verir. Saat dolduğunda muhakkak geldiğiniz taksinin yanında bekliyor olmalısınız. ( Plakayı almayı unutmayın. ) Biraz bekler ve gelmezseniz sizi dağda bırakır. Benden söylemesi. 

Dağda bir otel gördüm ve kiraya verilen evler vardı. Açıkçası ev kiralama konusuna pek sıcak bakmıyorum, tavsiye de etmiyorum. Otelde rezervasyonunuz yoksa yer bulmanız imkansız. Tek otel olduğuna göre otelin adını öğrenmeniz zor olmaz diye düşünüyorum. Gönül isterdi ki otelin adını hatırlayım ve buraya yazayım ama  hatırlamıyorum. Fiyat olarak biraz yüksek olacağını tahmin ediyorum. 

Oukaimden' e geldiğiniz yolun diğer istikameti de Ourika' ya gider. Urika diye okunur. Burayı gezmedim fakat yine dağlık bir bölge. Burada da  şelale varmış. Yine beyaz büyük taksiler ile buraya ulaşabilirsiniz. 

Mnara denilen bir yer daha var şehrin içinde. Genelde Fas' a ait çayların üstünde resmi olur. Vaktiniz olursa ve başka nereye gitsem derseniz burayı da gezmenizi öneririm. Şehir içinde iki katlı turist otobüsleri var. Muhakkak göreceksiniz.  Eğer ki taksi ile uğraşamam derseniz o otobüs ile de gezebilirsiniz fakat taksiden daha maliyetli olacağını şimdiden belirteyim. 

Eğer dört, beş arkadaş geldiyseniz uygun fiyata araç kiralayın, dağlık bölgelere kendi imkanlarınız ile gidin derim. Sonuçta Türkiye'de aldığınız ehliyet bu ülkede geçerli..Çiftlerden evlilik cüzdanı istendiğini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız benden duymuş oldunuz. "Biz sevgiliyiz, aynı odada kalmak istiyoruz." gibi lüksünüz yok.  Ayrı odaları tutup ortak bir noktada buluşursunuz o sizin bileceğiniz bir durum.Ben sizi uyarmış olayım da. Meydandaki maymunlar, yılanlar ile fotoğraf çektirirken dikkatli olun. Beadavaya fotoğraf çekmek yok. Muhakak para isterler. Sonuçta o hayvanların da bakımı var öyle değil mi? Elinize  henna yani desenli kına  yaktırmak isterseniz kınanın içine alkol koydurmayın. Ola ki cildiniz hassassa gün içinde sıkıntı olabilir.  
Olası bir durum yaşarsanız Konsolosluğun ve polisin numarasını telefonunuzda kayıtlı olmalı . Konsolosluk telefon numarası internette var ama Fas' a  geldiğinizde telefonunuza mesaj olarak geliyor diye biliyorum. Otele giriş yaptığınızda da polisin numarasını resepsiyondan istemeyi unutmayın derim. 

Marakeş' in eğlence mekanları yani diskoları vs. gibi yerlerini bilmiyorum. Gitmedim, görmedim. Giderseniz dikkatli olmanızı öneririm. Özellikle beyler! Kız arkadaş edinip, son kuruşunuza kadar soyulmuş olarak güne başlamanız olası. 😨 Dikkatli olun. Kız arkadaşlarıma da düzgün eğlence mekanlarına gitmelerini öneriyorum. Ne demek istediğim yeterince anlaşılmıştır diye düşünüp bu konuyu hızla geçiyorum. 

Uzun bir yazı oldu. Marakeş'e dair bildiğim,  ne varsa aktarmaya çalıştım. Marakeş' in gezmediğim, görmediğim yerleri halen var. Gezdiğimde tekrar bilgilerimi aktarmaya çalışırım.  Umarım bu bilgiler işinize yarar. Marakeş' e geldiğinizde ola ki çok darda kalır ve yardıma ihtiyaç duyarsanız  blog yazıma yorum yaparak bana ulaşabilirsiniz. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. İnsanlık ölmedi, öyle değil mi?

"Benim imkanım yok, Marakeş' e gidemem" diyenler için de kısa iki Marakeş videosu hazırlamışlığım var. Siz gidemezseniz Marakeş size gelir. 😄İyi seyirler.
     
     MARAKEŞ-1




   MARAKEŞ -2


Ola ki videolar açılmazsa linki tıklayın:
MARAKEŞ -1

MARAKEŞ -2

Marakeş anlattığımdan çok daha fazlası. Kesinlikle bu şehrin bir ruhu var. Enerjisi harika.  Loreena McKennitt gibi güzel bir insan, değerli bir sanatçı  Marrakesh Night Market i söylediğine göre...   
Sözün bittiği yerdeyiz( NOKTA).





Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY