4 Kasım 2016 Cuma

HAYATIN NERESİNDENSİN? 3 (İLKOKUL ANILARI)



Annem küçük yaşta evlendiği için çocuk ruhlu bir kadındı. Bize televizyona bağlanıp oynanan , içinde eğlenceli oyunlar olan atari almıştı. Annem, ayıları zıplata hoplata oynatıp bir sonraki bölüme geçebilmek için en az bizim kadar mücadele ediyordu. Babam, sabah aç karnına zeytinyağı içen, margarini ağzına sokmayan, gündüzleri sağlığını çok önemsediğini düşündüğüm, alkollü geldiği gecelerde anneme  “Uyandır çocukları öpeceğim” diye seslendiğinde   karaciğerine çok zulüm ettiğini düşündüğüm bir keyif adamıydı.

Ablam, “Bir çocuğumuz olsun”,  erkek kardeşim ise “Bir oğlumuz olsun” diye yapılan çocuklardan dı. Biri ilk göz ağrısı, diğeri tekne kazıntısı. Ablam ile aramızda 1 yaş 5 gün vardı. İki kardeş arasında 1 yıl 5 gün yaş farkını istesen bile başarması zordur. “Eyvah Sami galiba hamileyim” kısaca taklaya geldik türünden kazara olmuş bir çocuktum. Kazara da olsa evlat sonuçta,  atacak değiller ya yiyeceği ekmek varmış diyerek sürekli önüme ekmek, yemek koydular.

Ablamı her ne hikmetse küçükken pek sevmezdim ve anlaşamazdım. Bana göre fazla iyi bir çocuktu ve onun o kadar iyi bir çocuk olmasını eğlenceli bulmuyordum. Erkek kardeşim meraklıydı, aksiyonu severdi, eğlenceliydi ve iyi anlaşırdık. Ablama çocukluğunu zehir etmeye çalışan cadı bir kız kardeş, kardeşime de keyifli vakitler geçirmek için programlar yapan melek gibi bir ablaydım.



Ablam ile aynı okulda, yan sınıflarda okurduk fakat birbirimizle hiç muhabbetimiz olmazdı. Öyle ki çoğu kişi bizim kardeş olduğumuzu dahi bilmezdi. Benden uzak durmak için kendince çok haklı sebepleri vardı. Öyle bir öğretmene düşmüştü ki kalemini açmaya gittiği için bile şiddet görüyordu. Belasını buldu bir de ben bulaşmayım diyor, okulda ablamı rahat bırakıyordum..

Benim öğretmenim tiz sesli, çıldırdığı zaman opera sanatçısı gibi bağıran iyi bir kadındı. Bana kalsa ilkokul sıralarını sevme ihtimalimin çok yüksek olduğu Halil öğretmenin öğrencisi olsaydım çok daha farklı olurdu her şey.

Bir köşe yaz köşesi bir köşe kış köşesi ortada su şişesi misali öğretmen bizleri 3 guruba ayırmış ve tembelleri kapının olduğu sıralara, çalışkanları camın olduğu sıralara her iki tarafa meyilli olanları da tahtaya dümdüz bakan sıralara oturtmuştu. Ben de isterdim çalışkanlar gurubuna dahil olup cam köşesine cam güzeli gibi kurulmayı fakat dersi derste öylesine dinleyip çalışmayan her çocuk gibi kapıya bakan sıralarda tembeller gurubunda sisteme kurula kurula oturuyordum.

Tembeller gurubunda çoğunluk erkekti. Soyadı TİRYAKİ olan, her sabah sarımsak kokan bir kız arkadaşım vardı. Bir de diğer gurupta olup benimle her teneffüs oynayan Nazlı arkadaşım vardı. Teneffüslerde sırayla anne kız olurduk. O, beni hiç yormazdı fakat ben bütün teneffüs kuyruğu kopmuş kedi gibi koşardım, Nazlı arkamdan” KOŞMA KIZIM GEL”   diye bağıra bağıra bana yetişmeye çalışırdı. Bir müddet sonra Nazlı da benden sıkıldı ve teneffüs arkadaşlarım 1 gazoz 1 de simit oldu.

Bu kadar dışlanmış hissederken günün birinde öğretmen beni gürültü yapanları tahtaya yazan öğrenci seçti. Öğretmeni beklerken konuşanları tahtaya yazmak görevi parmak kaldıran bir çok öğrenci arasından bir kişiye verilirdi. Bu görevi hakkıyla yerine getirmeliydim. “Benim adımı sil” diye yalvaranlar egomu okşadıkça çıt çıkaranın adını yazıyordum. Neredeyse sınıfın yarısının adını tahtaya yazmıştım ki öğretmen geldi. Doğal olarak bir daha o görev bana verilmedi.

Bir gün okula bukle saçlarla gidersem öğretmenin ilgisini çekeceğimi düşündüm ve gece kafama batan bigudilere rağmen uyudum. Sabah uyandığımda saçlarım bukle bukleydi. Sevinçle okula gittim. Öğretmenin dikkatini çekmiş olmalıyım ki beni çağırıp, yanına oturttu. Çok mutlu olmuştum ta ki SEVDA SAÇLARIN ÇOK DAĞILMIŞ, GEL ONLARI TARAYALIM diyene kadar. Büyük harflerle yazıyorum çünkü gözyaşlarımı o gün içime içime akıtmıştım. Şen gittim yaslı geldim misali  bukle saçlarla gidip, düz saçlarla oturdum totomun üstüne. Onur’ un tok sesinden Ökkeş’ in serüvenlerini dinlemek ve hademelerin ders bitimine yakın dağıttığı sıcak çerezler olmasa okulda benim için cazip bir şey yoktu.

Eğer ilkokul öğretmenim bu yazımı okursa o kadar çocuk içinden bana gösterdiği ilgi için teşekkür ederim. Kendisi bir öğretmen olarak elinden gelenin en iyisini yaptı. Beş buçuk yaşında okul sıralarına merhaba demiş, okulu lunapark kadar eğlenceli bir yer sanmış,  hayal kırıklığına uğramış  küçük bir kızın hissettiklerini aktarıyorum sadece.
Üçüncü bölümü de burada sonlandırayım. Dördüncü bölüm ve mahalle anılarımı da yazmadan olmazdı. Mahalle mahalle ayı oynatılan döneme denk geldi çocukluğum. Okumak için linki tıklayın :http://sevdaelaraby.blogspot.com/2016/11/hayatin-neresindensin-mahalle-anilari.html

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder