5 Kasım 2016 Cumartesi

HAYATIN NERESİNDENSİN? - 4 (MAHALLE ANILARI)




 Bizim mahalleden  aşağı inen merdivenlerden İğneci aralığına gidilirdi . Muhsine teyzenin evinin bir tarafı Hasanbey mahallesine, diğer tarafı İğneci aralığına bakardı. Evlerinin camlarının önündeki alanda oyunlar oynardık. En renkli oyunlar için tasarlanmış bir sahne gibiydi .Muhsine teyze işten çok yorgun geldiği günlerde evlerinin önünden gitmemiz için insanca uyarırdı. Söz dinlemez oynamaya devam ederdik. Bu defa   “Kapınızın önünde oynayın, defolun, gidin” diye bağırır, eğer ki ine başa çıkamazsa kızı Dilek ablayı  camdan üstümüze 1 kova su dökmek ile görevlendirirdi. Yakan top oynadığımızda eğer top Hakkı amcanın evinin bahçesine kaçtıysa önce uyarı alırdık, daha sonra da bir güzel topumuzu keserdi.

Karşı komşumuz Sevil bizimle yaşıttı. Akrabasının evinde kalıyordu, ailesi ise köyde yaşıyordu, Evlerinin bahçe duvarı  oyun alanımıza yakındı. Bazen  topumuz bahçelerine kaçardı. "Eniştem kızıyor" der, yine de üşenmez bahçeye gider, duvardan topu bize atardı. Bazen ablam bazen ben Sevil’ in oyuncak bebeğini çalardık. Yana yana bebeğini arar, bulamayınca bizim evin kapısına dayanırdı. Sevil, kendisine zarar geldiğinde "SİZİ ENİŞTEME SÖYLiCEM, SİZİ DÖVCEK" diye tehdit ederdi. Eniştesi gözümde KELLE  AVCISIydı ve korkulmayacak gibi değildi. Her gün elinde gıtlayan bir tavuk ile kapı önüne çıkar, çocukların oturduğu merdivenin bir ucunda tavuğun kellesini şehadet getirerek uçururdu. Sırf bu olay bile kan görmeye dayanamayan bir çocuk için terapiye gitme sebebiydi. Öğrendiğimiz Abuk abuk sorular veya oyunlar bize eğlenceli gelirdi  Mesela "Altın ne renk?" diye bir soru icat etmişti mahalleden bir çocuk. O soru bütün mahalle çocuklarına gizlice sorulmuştu. Bir de "İsteyeni bayıltabilirim " diyen bir çocuk vardı.. Herkes bayılmak istemişti ve sırayla hepimizi bayıltmak için arkamıza geçip, kollarıyla göğüs hizamıza  basınç uygulayıp, nefes almadan bekletiyor, bir yandan da sayı sayıyordu ve sonra tak düşüp bayılıyorduk. Bayılmaya doymuyorduk. Kapı önünde herkes bayılma sırasının kendisine gelmesini bekliyordu ve bu tehlikeli olayı yeni bir oyun gibi görüyorduk. Ta ki birimizin annesi fark edip azarlayıncaya kadar. .
Mahallenin ıssız olduğu fakat evde canımın sıkıldığı zamanlarda belki bir kişiye denk gelirim diyerek mahalle civarında gezinirdim. Bir gün öyle gezerken benden yaşça büyük birine denk gelmiştim. Kapının önüne oturmuş, köfte yapmak için kıyma karıyordu. Yanına oturup muhabbet etmeye başladığımda tırnaklarının  kıyma karmak için ne kadar uzun olduğunu düşünmüştüm. Nitekim işi bittikten sonra tırnağının arasında kalan kıymaları tek tek çıkarıp kardığı kıymaya monte etmiş, bir gramını bile ziyan etmemişti. Halen köfte yaptığım günlerde kendisini anarım.

Hasanbey mahallesi semalarında  Bergen, Tüdanya gibi sanatçıların acılı şarkıları tüterdi.  Bergen den acıların kadını şarkısını her dinlediğimizde  "Tek gözü neden kör olmuş?" muhakkak  anlatılırdı. Bazen Çingeneler kapımızın önüne veya merdiven basamaklarında yanımıza oturup soluklanır, saçlarında bit arıyormuş gibi yapıp, birbirleriyle 'saça bit atmaca' oynarlardı. . Yaz günleri de mahalleye darbuka def çalarak ayı oynatan adamlar gelirdi. Cümbür cemaat hepimiz kapı önüne çıkardık . Ayıya fazla yaklaşmadan hamamda kadınlar nasıl bayılır , alayım kızıma bir kutu boya, boyasın kendini boydan boya eşliğinde ayının yaptığı hareketleri izlerdik. Ayıdan geçimini sağlayan adam Fareli köyün kavalcısı gibi sihirli bir etkiye sahipti. Peşine takılan meraklı  çocuklarla mahalle mahalle gezerdi. . Şimdilerde youtuber denen kişilerin  beartuber  versiyonuydu bu adamlar. 

Uzak  mahallelerden bizim mahalleye konuk oyuncu gibi uğrayan çocuklardan diğer mahallerde olan olayları öğrenirdik. Genelde bu çocukların bir akrabası bizim mahallede oturuyor olurdu ve bu çocuklar en az iki kişi gezerlerdi. İkinci kişi göz kulak olmak, yalnız bırakmamak adına görevlendirilmiş akraba çocuğu, kardeş, komşu çocuğu olurdu. Onlara imrenirdim çünkü biz hep kapı önünde oynardık. Gidebileceğim en uzak mesafe iğneci aralığı ve bakkal dükkanlarıydı.

Ben 1978 doğumluyum ve benim çocukluğumda her mahallede bir bakkal dükkanı vardı. Evimize en yakın olanı okula giden istikamette Hamit SARIMSAK’ a aitti. Hamit amcaya göre çocuk, yaşlı, genç herkes eşit derecede potansiyel müşteriydi. Babamla nasıl konuşuyorsa benimle de o ciddiyette konuşurdu. Namazında niyazında bir adamdı. Bazen namaz kılarken dükkana girdiğim olurdu. Namaz esnasında bana dönüp, eliyle  bekle işareti yapar, mimiklerini de extra kullanırdı. Bazen kurtlu bazen küflü çıktığı olurdu aldıklarımızın. Annem her seferinde hiddetlenir, açılmış pakette küflü, kurtlu ürünleri elimize tutuşturur "Git, şunu değiştir"  diyerek  bizi bakkal Hamit amcanın dükkanına geri gönderirdi.Bir dönem alternatif olarak Yakup amcanın bakkal dükkanı devreye girmişti. Oraya gitmek için iki yol vardı. Birincisi zaman zaman ıssız olan çocuk parkının olduğu yoldan yürüyüp, köşeyi dönüp,  yukarı yürümek ya da Hasanbey camisinin alt yolundan yürüyüp, önünde uzun ince kasvetli ağaç ve kuduruk gibi üstüme koşup, kovalayan  siyah köpeğin yaşadığı evin önünden geçmekti. Bakkal Yakup tan alışveriş yapılacağı günler  en korktuğum günlerdi. Hangi yoldan gideceğimi kara kara düşünürdüm. Çoğunlukla küfür ede ede köpeğin olduğu kestirme yolu seçerdim ve her defasında kuduruk  köpek tarafından kovalanırdım. Daha sonraları çocuk parkının karşısında, kapı girişinde "DAYAK CENNET ÇIKMADIR" yazan bir sopanın olduğu Kadir amcanın bakkal dükkanı devreye girmişti. Bakkal Hamit’ in dükkanının biraz ilerisinde bakkal Yakup un dükkanının  hemen aşağısında bir dükkandı.  Arkadaşım Gül’ ün babasıydı Kadir amca.  Bir gün komiklik olsun diye Kadir amcanın bakkal dükkanına  babamın uzun pardösüsünü, ayakkabılarını giyip, şapkasını  ve atkısını takıp tanınmaz halde gitmiştim. Bana uzun uzun  bu kim diye bakmış, atkıyı çözmem ve şapkayı çıkarmam ile kahkahalarla gülmüştü. Bütün esnaflar içinde en sevdiğim karakterdi Kadir amca.

Her ne kadar sınırları dar alanda çocukluğumu yaşamış olsam da mahalle musluğuna ağzını dayayıp içmek, kapı zili çalıp kaçmak bunların hepsini yaşamış,  annemin yakın arkadaşı bizim de çok sevdiğimiz Azime teyzenin vesilesiyle dağlıların kınasına gidip kaşıkla oynayanları, batsın bu dünya şarkısı eşliğinde göbek atanları görmüş şanslı bir çocuktum.

Mudanya' ya yıldız yağdığı bir sene ile ilgili anımı da yazdım. Çalıkuşu' nun  ' Gülbeşeker ' Feride' si AYDAN ŞENER, Mudanya' da. Okumak  için linki tıklayın : http://sevdaelaraby.blogspot.com/2016/11/hayatin-neresindensin-mudanya-da-aydan.html

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder