7 Kasım 2016 Pazartesi

HAYATIN NERESİNDENSİN? 6- (SENE 1982, AYLARDAN TEMMUZ)




SENE 1982, AYLARDAN TEMMUZ
BELKİ DE SİZ DAHA DOĞMADINIZ.


Gözümü açtığımda bir yaz sabahının mis muhteşem enerjisi ile güne başlayacaktım ki. evde bir kalabalık vardı, annem yoktu. Daha öncesinde “Kardeşiniz olursa adı ne olsun” sorularıyla bizi bir kardeşimiz olacağı fikrine hazırlayan annem,  belli ki doğuma gitmişti. 

Ben dört, ablam beş yaşındaydı. Ablam içine Şirine kaçmış gibi “Yaşasın bir kardeşimiz olacak”.demişti. Erkek kardeşimiz için düşünülen isimler vardı. Hakan, Gürkan  diye gidiyordu. Ablam yine çok hevesli bir ses ile  "HAKAN olsun anne Hakan Olsun" diyordu. Bana kalsa Serkan olmalıydı. Kardeşimiz olacak diye en az ablam kadar mutluydum. Dört yaşındaki bir çocuk için çok ince hesap ama hayat sahnesinde hem abla hem kardeş rolünü kaptım diye de ayrıca seviniyordum..

Hakan, sevimli bir bebekti. Küçücük bedeniyle sedirin üstünde ayakta durur, alkış tutmamız ile oynardı. Daha sonraları büyümüş, tatlı tatlı konuşan sevimli bir çocuk olmuştu. Babamın 'aslan oğlu', bizim minik kardeşimizdi. Rahmetli anneannem bağa giderdi. Mudanya’ nın dışında, mezarlığın ilerisinde ağaçlarla çevrili yere. Bazen bizi de yanında götürdüğü olurdu. İşte öyle günlerden birinde bağ  dönüşü  erkek kardeşimi küçücük bir  köpek uzun zaman kovalamıştı. Hakan’ ın  korkarak daire çize çize koşması, “abla kurtar” diye bağırışı, köpeğin de oyun yapıyor sanıp kardeşimin peşi sıra koşması,  benim kahkaha atmaktan yardım edemeyişim halen gözümün önünde. Kardeşim minicikti, köpek ise yavru. O kadar güzel bir manzaraydı ki iyi ki müdahale etmemişim. Halen aklıma geldikçe gülerim.

Bir gün kardeşim eve  elinde oyuncak fare ile gelmişti. “Kim verdi bunu?” dediğimde “ Hacı ninem” demişti. Benim bilmeyip onun bildiği bir hacı ninemiz mi var diye merak edip sorular sorunca,  aşağı mahallede hacıdan gelen yaşlı bir kadını ziyaret ettiğini, kadının kardeşimi çok sevdiğini ve kardeşimin de yaşlı kadına “ hacı nine “ diye hitap ettiğini öğrenmiştim..

Bir evde çok çocuk varsa o evde kavga, cümbüş bitmezdi. Bir gün Hakan yıkık dökük evimizin perişan duvarlarını kalemle çizmişti. Benim resme yeteneğim vardı ve resim çizmek, kalemlerle oynamak büyük bir keyifti. Annem, ablam ve erkek kardeşime “Duvarları sen mi çizdin?”  diye sormuş “Ben yapmadım” cevabını alınca suç benim üstüme kalmıştı. O gün çok güzel dayak yemiştim.  Çok sonra erkek kardeşim suçunu itiraf etmişti ama ne fayda…  Bursa’ ya teyzeme gittiğimiz bir gün  kardeşim  benimle uğraşmaya başlamış, uzandığım odaya girip, çıkıp yüzüme böğürmeye başlamıştı. Küçüktü ve aklınca eğleniyordu. Sonrasında midesi kalkmış olacak ki  yüzüme kusmuştu. Gözlerimden ateş çıkararak  yattığım yerden fırlamış, kardeşimi yerden yere vurmak  için adım atmıştım ki beni hemen tutmuşlardı. O gün kardeşim gözüme pek gözükmemişti.

Ablama yaptığım kadar olmasa da zaman zaman kardeşimi “Saçında örümcek var " diyerek korkuttuğum  günler olmuştu. Eğlenmek istediğim bir gün kardeşime “Benim içimde iki ruh var” demiş, “biri ben diğeri KÜÇÜK BETÜ” diye  bir hayali karakter uydurmuştum. Kardeşimi kandırmak ve eğlenmek için başladığım oyun kısa sürer diye düşünürken kardeşimin amca oğluna aramızda kalsın dediğim bu oyunu söylemesiyle eğlence uzamıştı..Amca oğlu mahalleler aşardı KÜÇÜK BETÜ ile konuşabilmek için. "Ne olur çağır küçük Betü’ yü "diye ısrar ederler, ben de ayılır bayılır bir yüz ifadesi ile oyunumu sahneler, ses tonumu değiştirerek  çocuk gibi konuşurdum. G ünün çoğunu neredeyse küçük Betü olarak geçirmemi isteyecek kadar bağımlısı olmuşlardı. Betü’ nün paraya ihtiyacı var desem harçlıklarını çıkarıp vereceklerdi. Yanımdan gittikleri an dizlerime vura vura  hallerine gülerdim. Bir zaman sonra amca oğlu da bu sırrın yükünü taşıyamamış annesine söylemişti. Yengem öğrenince gerçekler ortaya çıkmış, tek kişilik dev kadro oyunum final yapmıştı. Ablasının söylediği her şeye inanan masum çok ama çok güzel çocuklardı.

Hakan, bazen yakın civardaki mahallelerde gezerdi. O mahallede oturan bir çocuk tarafından hırpalandıysa eve ağlayarak gelirdi. Çocuğun nerede oturduğunu göstermesini isterdim. Aynı gün veya ertesi gün kardeşimi ağlatan çocuğun oturduğu muhitte pusuya yatar, çocuk ufukta gözükünce  giriş konuşmamı  “Ben Hakan ın ablasıyım.” diye yapardım. Bir gün önceye gidip anlık bir aydınlanma yaşamasıyla gelişme için hazır olduğuna kanaat getirir, döverek sonuca bağlardım. Bir gün ablam ile birlik olup  kardeşimi döven bir çocuğu dövdüğümüz de olmuştu. Hakan’ ın ağabeyleri yoktu fakat birbirinin zıttı da olsa  iki ablası vardı.

Çocukluğumda mahalle aralarına “boza kaymak boooza” diye bağıran gece karanlığında çok çabuk ortadan kaybolan öte mahallede yakaladığımız bozacı,   horoz ve elma şekerini “balli balli” diyerek satan , evine dönüşte tezgahında satılmamış şeker kaldıysa bizlere parasız dağıtan balli ballici amca, kamyonet ile ev eşyası, bisküvi, kıyafet, satan esnaflar, eskici, sütçü, tüpçü, simitçi, bohçacı  dahası uğrardı. Kardeşimin ilgi alanı eskiciye bulduğu kap kacağı satmak, harçlık çıkarmaktı. Evimizin bahçesi Mübeccel teyzenin bahçesine sınır komşuydu. Kardeşim o sınırlarda bulduğu eski eşyaları eskiciye okuturken Mübeccel teyzenin “Boyun devrilmesin Hakan. Ulen onlar bizim. Ver onları” dediğini hayal meyal hatırlıyorum. Bazen de tavuklarımız sınırı aşıp, mülteci olarak Mübeccel teyzenin bahçesine girerdi. Açıkçası merak edip bir defa bile burnumu o bahçeye uzatıp bakmadım ama şu satırları yazarken tavukların talan ettiği o bahçeyi çok merak ettim.

Mübeccel teyze tavukları bizim bahçeye kovaladıktan sonra yine “Sami boyun devrilmesin” (Sami de babam olur) ile başlayan bir cümle kurar ve bir şekilde olay tatlıya bağlanırdı.  Ne kadar kırıcı olunabilir veya ne kadar küs kalınırdı ki o günlerde? İnsanların uzun zaman küs kalmadığı veya dargınlığın uzun sürmediği güzel günlerdi.

Ve mahalle anılarımı radyo muhabbeti ile devam ediyor. Yazarken epey güldüğümü  söyleyebilirim. 😃😂 Okumak için linki tıklayın : http://sevdaelaraby.blogspot.com/2016/11/hayatin-neresindensin-mudanya-da-radyo.html

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY



2 yorum:

  1. Sevgili Sevda,
    senin güzel anılarını okurken bende Mudanya'ya gitmiş kadar oldum. Ne kadar güzel yazmışsın, bayıldım. Bende kendimi tanıtayım. Ben yazdan yaza Mudanya'ya almanyadan gelen ailenin kızıyım. Belki tanırsın o zamanlar bizim mahallede tek babam almanya'ya gidenlerdendi. Anlattığın gibi kardeşin temmuz ayında doğdu ve biz o gün mudanya daydık ve bir geziye gitmek için hazırlanıyorduk. O ara birisi kapımızı çaldı ve annenin durumu ne kadar acil olduğunu söyledi. O zamanlar mahallemizde kimsenin arabası yoktu. Tabiki babam anneni hastaneye götürdü ve biz o günkü gezimizi ertelemiştik. Ben Sevil'lerin evlerinin yanındaki ev sahibinin torunuyum. Rahmetli dedemi muhakkak tanırsın. Bu sayfayı bulduğuma çok sevindim, takip edeceğim. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünya küçük. Ne kadar güzel bir karşılaşma benim için. Rahmetli dedeniz nurlar içinde yatsın. Çok iyi hatırlıyorum. Özellikle rahmetli dedenizin evi mahalledeki en gizemli, güzel ev olarak aklımda kalmış. Evet, herkesin arabasının olmadığı o günleri çok iyi hatırlıyorum fakat kardeşimin hastaneye nasıl yetiştirildiğini ya hiç anneme sormamışım ya da anlatılmış, unutmuşum. Kardeşimin doğumunda üstlendiğiniz rol için teşekkür ederim. Komşu komşunun külüne muhtaç sözü bir kez daha sayenizde doğrulanmış oldu. Yazılarımı beğenmenize de ayrıca sevindim. Takip ettiğiniz için teşekkür ederim. Sevgiler, selamlar.

      Sil