10 Kasım 2016 Perşembe

HAYATIN NERESİNDENSİN? 9 "KIZ KISMI OKUMAZ" peh peh peh

SİYAH ÇANTALI ABLAM DİĞERİ BEN
 Öğretmenimin inisiyatifi benim gayretim derken GEÇER BAŞARISIZ GEÇER ve sonunda geçmiştim. İLKOKUL bitmişti. Sınıfta kalmak diye bir durum vardı ki düşünmek bile istemiyorum. Başka bir öğretmen ile kendinden yaşça küçük öğrenciler arasında aynı sınıfı tekrar etmek... Çok şükür ki böyle bir şey olmadı.

Sınıfımızdan  arkadaşım A. ilkokulu bitirdiğine sevinemiyordu. yakın gördüğü arkadaşlarına "Babam beni okutmayacak, evlendirecek" diyerek  ağlıyordu.  "O adamın koynuna sen girmeyeceksin. Kime, neyi veriyorsun? " diye diklenmek en doğal hakkıydı fakat bu sözleri söyleyebilecek bir kız değildi arkadaşım. Neticede adam dediğini yaptı. Kızını okutmadı ve eninde sonunda o adamla evlendirdi.

Yıllar sonra arkadaşım ile yolda karşılaştım. Yanında kocası ve çocukları vardı.  İnsan alışmaktan başka çaresi olmadığına inanınca durumu kolay kabullenip alışıyordu.

Rahmetli dedem annemi ilkokuldan sonra okutmamış ama evlendireceğim de dememiş. Eminim annem okumuş olsaydı çok güzel bir mesleği olurdu. Evde elektrik sistemi bozulduğunda elektriği tamir eder, merdiven basamakları koptuğunda marangoz gibi tahta kesip, yeni bir basamak inşa ederdi. Okul hayatımız boyunca basın danışmanı, menajer, sosyal hizmetler gibi çalışmış, el sanatları, müziğe kabiliyeti, teknolojiye ilgisi ile zaten epey yol almış biriydi.

KIZ KISMI OKUMAZ ile durdurulmuş bir kadının çocuklarıydık ve doğal olarak annem okumamızı çok istiyordu. Babam, ilkokuldan sonra "Okul falan yok" demişti ablam ve bana. Şaka ile kabus arasında bir durumdu. "Kız kısmı okumaz" cümlesi bizim evin içinde de yankılanmıştı kısacası. Bizi evlendirmeye asla kıyamazdı babam fakat okumamızın önüne geçmek için bir müddet annem ile savaştığı da gerçekti.. Uzun zaman evde tatsızlıklar yaşanmıştı, annem epey gözyaşı dökmüştü, O yaz tatilinden bir şey anlamamıştım. Annem "BABAM BENİ OKUTMADI BENİM KIZLARIM OKUYACAK" diyerek son sözü söylemiş ve bizi okula yazdırmıştı. Hakkını yiyemem babam da durumu kabullenip bizi okutmak için  ekstra işlerde  bile çalışmıştı.

Mahallemiz ve iğneci aralığından bir çok kız  eğitime devam etmişti. Okula başlayıp okumayıp bırakanlar olduğu gibi ailesinin okula göndermediği çocuklar da vardı.  Okumak isteyip okuyamayanları görünce ders çalışmak, sınıf geçmek şart olmuştu. Ablam sınıfı normal bir şekilde geçip yaz tatilini keyifle yaparken ben bütünleme sınavlarına kalıp,  yaz tatilinde ders çalışıp, sınavlara giriyordum ve stresli bir şekilde okul kapısına asılan bütünleme sınav sonuçlarını bekliyordum. Okul açılsın, ders çalış sınava gir, bütünlemeye kal, okul kapansın, ders çalış, sınava gir, sınıfı geç, okul açılsından ibaret üç sene sonunda ortaokul bitmişti.  KREDİLİ SİSTEM in ilk kurbanı olmuştuk. BİR ÖĞRENCİ NASIL YIPRATILIR? sorusunun cevabı gibi bir şeydi kredili sistem.

 Liseyi Bursa' da okuma kararı almıştık. Okul çıkışı kapı önünde bekleyen serseriler, öğrenci otobüsünün arka koltuğunda oturan kodamanların şarkı sözlerini edepsizce değiştirip bağıra bağıra söylemeleri, kalabalık sınıfa adapte olmak, yol parası, harçlık derken maddi manevi yıpranmıştık. Ablamla aynı sene gidiyor oluşumuz masrafları ikiye katlıyordu. Çok çabalamıştım buna rağmen alttan dersim vardı. Abuk saatlere konan ek derslere katılma zorunluluğu işi iyice zorlaştırınca Mudanya Lisesine devam etme kararı almıştık. İyi de etmiştik.

İlkokul ve ortaokuldan kıstığım çabanın hepsini Lisede kullanmıştım ve üç senede lise bitmişti. Sırada ÜNİVERSİTE vardı. Maraton gibiydi, koş koş bitmiyordu öğrencilik hayatı. Bu defa hem babam hem annem birlik olup "Üniversite okutacak durumumuz yok " demişlerdi. Üç çocuk, bir maaş ve geçim derdi vardı evimizde. İki çocuğa aynı anda üniversite eğitimi veremezlerdi. Oysa çok istemiştim öğretmen olmayı. "Tayinin çıkar seninle gelemem" " Doğuya sürerler, öldürürler seni" diye gidiyordu duyduklarım. Bir de POLİS olma durumu vardı ki onda da kurulan cümleler aynıydı. O an açık öğretim aklıma gelmişti. Evde,  göz önünde ve daha az masraflıydı. Evren bana "Yeter bu kadar içe kapanık hayat HALKLA İLİŞKİLER BÖLÜMÜNÜ KAZANDIN' notunu postacı ile göndermişti.

 Fas' ta bir kadın merak edip tahsilimi sormuştu. Verdiğim cevap karşısında burun kıvırıp  "Açık Öğretimi okuldan saymıyorum" ile başlayan abuk bir cümle kurmuştu. İlkokul mezunu olup kendisinden sekiz sene fazladan okumuş birine burun kıvırmak hadsizlikte Prof. olmaktı.  Kitaplar için sıra bekle, para öde, saatlerce kafa patlat, ders çalış, kendi kendinin öğretmeni ol, sınava gir, geçer not al  hiç te küçümsenecek olaylar değildi. Bir de ailemin kısıtlı imkanlarını düşünüp sınavı geçme zorunluluğu psikolojisi vardı ki o hepsinden beterdi. Neticede senelerce açık öğretim sınavlarında sürünen kişilerden olmadım. Okulu bitirdim. Lafın kısası Açık Öğretim de Üniversitedir.

Öğrencilik hayatımda en sevmediğim şey sözlü sınavlardı. Bursa Atatürk Lisesinde bir erkek öğretmenimizin, Mudanya Lisesinde bir  kadın öğretmenimizin hobisiydi sözlü sınava kaldırmak. Orta okulun daha ilk günlerinde hem ablamı hem beni sözlüye kaldıran kadın öğretmenden sıfır virgül bilmem kaç not almıştım. Eğitim sisteminin bu kadar keskin çizgileri olmamalıydı. Kimi çocuk stres olur, bildiğimi unuturdu sözlü sınavda. Ben o çocuklardandım mesela.  Hoş o kadın öğretmenin sınıfta duruşuna  bir not verme imkanım olsaydı ben daha acımasız olur, sıfır puan verirdim. Bir öğretmen  parmağı burnunun içinde neden ders yapar ki? Burnundan beynine giden bir yol mu bulmaya çalışıyor acaba?

İlkokuldan sonra hayatım sekiz yıl eğitim mücadelesi ile geçti. Hayattan öyle bezmiştim ki not kağıdına OT GİBİ YAŞIYORUM yazıp, isyanımı ifade etmişliğim bile var. O not kuzenlerimin eline geçmeseydi iyiydi...

İstediğin kadar kısıtla,  hedefleri hayalleri olan kimseyi bağlayamazsın.  Ailemin bu kadar baskısı sonucunda bakın hayat onlara nasıl bir sürpriz hazırladı. Okumak için linki tıklayın :http://sevdaelaraby.blogspot.com/2016/12/hayatin-neresindensin-10-mr-mostafa.html

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder