9 Kasım 2016 Çarşamba

HAYATIN NERESİNDENSİN? 8- NİGAR HANIMIN TORUNU OLMAK


Yağmurlu günlerde kızım ile çizgi film izleme etkinliklerinde 'Tinky Minky Kukuli ' diye bir çocuk programına denk geldim, oturdum ben de izledim. "Bu yazının sonunu nereye bağlayacak?" diyenler olabilir. Halay olmayacağı kesin. Tinky ile Minky bana rahmetli babaannemi bayram ziyaretine gittiğimizde her defasında denk geldiğim iki akraba çocuğunu hatırlattı.

Tinky ile Minky

Bayram günlerinin babaanne evinin vazgeçilmez misafirleriydi Seçkin ve Gamze. Camın önüne oturup, fıkır fıkır kıkır kıkır kaynatırlar, yaşından büyükmüş gibi sohbet te ederlerdi. Seçkin, bizim kıyafetlere göz gezdirip, güzel sözler söylerdi. Düşünüyorum da 'Bugün ne giysem?' programını  yıllar önce biz bulmuşuz ve jürimiz bile varmış da haberimiz yokmuş. Eğlenceli çocuklardı fakat iletişim kurmak için çok zamanımız olmazdı, biz geldiğimizde kısa bir süre oturup, müsaade isterler ve kalkarlardı. Gitmeseler bile 'kapı önünden ayrılmama' kuralı  ile Hasanbey mahallesindeki iletişim şebekesine bağlıydık, bayram günleri dışında görme - görüşme şansımız yoktu. 

Babaannemin evi 'köy' gibi  'ev' gibi  kokardı. Zaten dedem ÇEPNİ köylü, babaannem de yamulmuyorsam IŞIKLI köyündendi. Çepni köyüne lise veya orta okul çağlarında akraba oğlunun sünnet düğününe gitmiştik. Köy düğününe dışarıdan genç kız geldiyse köyün erkekleri evin etrafında, camın dibinde kedi gibi dolanırmış. Ne bilelim? Camı açmak mümkün değil, perde olduğu halde 'Tövbeler olsun bir daha gelmem buraya' dedirten türden korku şöleniydi. Sanırım yıllar sonra rahmetli Rasim amcam dahil tekrar gitmiştik. Köyde sünnet düğününde kesim işlemi herkesin gözü önünde gerçekleşmişti ki o olay anlatılmaz, yaşanır. Köyde ailece bir başka köy evine ziyarete gittiğimizde sınıf arkadaşım Nihat' a denk geldik. Çepni köylüydü. Beni görünce şok olup "Kız Sevda, burada ne arıyorsun?" demişti. 'Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar' şarkısına klip çekmeye geldik diyebilirdim ama henüz o şarkı piyasaya çıkmamıştı. Bizim de köyümüz demekle yetinmiştim. Neticede rahmetli dedemin doğduğu, büyüdüğü köydü. 

 Halam eğlencelei biriydi. Ablamı da çok beğenirdi. Ablama iltifat eder, daha sonra "HÜLYA AYNI BEN, SEVDA AYNI ANNESİ." derdi. Anneme benzetilmek sıkıntı değildi keşke bu kadar ile sınırlı kalsaydı. Yıllarca ünlü&ünsüz bir çok kişiye benzetilmiştim. Cansu Dere, Karena  Kapor Khan, Jennifer Connelly. akrabalardan bazı isimler olmak üzere işyerine gelen polis tarafından Hakan Şükür' e benzetilmek en eğlenceli olanıydı. Acaba Hakan Şükür' de bana benziyor muydu?  Neyse ki "bir şeye benzetemedik" demelerinden iyiydi. Kısaca herkesin baktığı aynı kişiydi,  gördüğü başka kişiydi. Bana göre fiziki ve karakteristik tüm özelliklerim ile  ben, sade ve sadece bana benziyordum/benziyorum.

Halama ilaveten rahmetli babaannem de zaman zaman ablamı kendine benzetirdi. Bilmezlerdi eve dönüş yolunda bana ne malzemeler veriyorlardı. Yol boyunca 'GÜLTEN' diye seslendiğim yetmezmiş gibi evde de sinir olduğumda Gülten diye çağırırdım ablamı. Her bayram halam saçlarını hint kınası ile boyadığını vs vs anlatır, saçlarını kestirdiyse saçlarının nasıl olduğunu sorardı. Sarışın olmadığı sürece güzel bir kadındı. Bülent Ersoy kadın olduğunda Nükhet Duru' ya benzetmiştim. Nükhet Duru' yu da halama benzetirdim o zamanlar. 

Rahmetli BİLAL dedemi görmedim, tanımadım. Babaannem de anneannem gibi evin geçimini sağlayan mücadeleci bir kadındı. Tek fark babaannemin durumu çok daha iyiydi. Zeytine gidecek işçi bul, maaşlarını ayarla, zeytini sat vs vs diye gidiyordu sorumlulukları babaannemin. Kısık sesle konuşur, cam önünde kuran okurdu. Mudanya' da NİGAR hanım dendiğinde bir ağırlığı vardı. Bayram günleri bize iç çamaşırı, şekerler kısacası maddi durumuna göre hediyeler alırdı. Bunu neden almış diye sorguladığım hiç olmadı hatta sırf şeker alması bile beni mutlu etmek için yeterliydi. 

Karşı komşumuz Sevil, yan komşumuz Mübeccel teyze de tanırdı babaannemi. Biz bayramdan bayrama babaanneme gider,  babaannem ve halam da yılda bir defa bize oturmaya gelirdi. Hazır konu mahalleye gelmişken bizim eve iki ev mesafe uzaklıkta  oturan Şadiye teyze vardı.Onu anmadan geçmek istemem. Çoğu zaman yeni yaptığı kurabiye, lokma ve hamur işlerini bazen de bayatlamış poğaça, kurabiye, kekleri  kapı önündeki çocuklara dağıtırdı. Bir gece Şadiye teyzeye oturmaya gitmiştik.  "Sevda ne kadar uslu terbiyeli kız maşallah" demişti . Olur ya kapı önünde ablam ile konuşmamıza denk gelir, hayal kırıklığına uğramasın diye   "Ben uslu ve terbiyeli bir kız değilim. Sadece insanlar içinde susuyorum. Yoksa çok terbiyesiz, küfür eden bir kızım. Ablama sorun inanmazsanız " demiştim. “Yaa öyle mi?” diyebilmişti.  Bir daha kapı önündeki çocuklara dağıttığı poğaçalardan bana vermedi dermişim. Tabii ki öyle olmadı. Şadiye teyzenin kapısının önünde nöbette bekleyip poğaçaları hamur işlerini yemeye devam etmiştim.(Ola ki oğlu Serkan ağabey, kızı Sevinç abla bu yazıyı okursa selamlar olsun.)

Mahalle önünde oynamak, hamur işleri yemek, bayram ziyaretleri ve köyde geçen zamanlar dışında ayaklarımı yerden kesen,  freni tutmayan, beyaza boyanmış bisikletime binme keyfim vardı.  Bir gün bisikletim ile İpar caddesinde tek başıma gezerken 100 metre öteden yaşça büyük birinin bisikletle benim istikametime doğru geldiğini gördüm. “Eyvah şimdi çarpışacağız” korkusuna kapılıp, çarpışmamak için  bisikletin direksiyonunu bir sağa bir sola kırmaya başladım. Mesafe azalınca karşımdaki insan da ne yapacağını sapıttı. Durup,  “Ne yapıyorsun manyak çocuk ?” diyebilirdi fakat o da benim gibiydi sanırım. Bisikletinin direksiyonunu sağa, sola kırmaya başladı. En son ikimizde bisikletin direksiyonunu aynı yöne kırıp, çarpıştık ve caddeye boylu boyunca kapaklandık. Yattığım yerden “Onun görüntüsü benden daha kötüdür, benden uzun boylu ne de olsa“ diyerek kendimi teselli ediyor, birinin gelip “canın acıdı mı?” gibi bir cümle ile beni yerden kaldırmasını bekliyordum. Bisikletle çarpıştığımız  kişinin yüzünü hatırlamıyorum fakat  “Araba geliyor çabuk yerden kalk “ dediği aklımda.  Gerçekten de karşıdan araba geliyordu, Teselli cümlesi, ve yardım beklentisini yerde bırakıp apar topar o kişinin yardımıyla ayağa kalkmıştım. Matematik kitabında havuz problemi değil de bisiklet problemi olsaydı  “ Birbirine uzaklığı 100 metre olan iki bisikletli kişinin …”  diye başlayan, soru cümlesinin içinde kesin yerimi alırdım.  

Dedem, babaannem, Nurten halam, Rasim amcam başta olmak üzere tüm ölmüş akrabalarımı rahmetle anıyorum. Nurlar içinde yatsınlar.

Hayatın Neresindensin?  Babamın bizi okula göndermek istemediği zamana gidelim. Okumak için linki tıklayın : 
Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ELARABY



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder