8 Kasım 2016 Salı

ANNEME UN DİYE KİREÇ VERMİŞİM =( :P :D

Aslında bu olayı youtube kanalımda anlatmak isterdim fakat sabaha karşı aklıma gelince yazmak daha kolayıma gitti.

Evim evim  kirada oturduğum evimin  duvarları açık sarı renkti. Aslında sıcak ve asil bir hava katıyordu eve.  Saçlarımın rengini sarı, pembe, kırmızı, kahverengi, mavi, yeşil, kızıl, turuncu , siyah gibi renklere dönüştürüp  yeterince değiştirdikten sonra saçlarımın ruhuna el fatiha okumuştum. Saçımı hallettikten sonra sıra evin duvar rengine gelmişti. Sarı renk güzeldi fakat evi kiralarken duvarları hiç boyatmamıştım. Açık mavi renk duvarlar için güzel bir seçim gibiydi.. Beğenmezsem sarı renge döndürmesi de kolaydı. Duvarları boyamayı becerebilir miydim, buna zamanım, enerjim olur muydu  bilmiyordum. Bir arkadaş boyarım demiş daha sonra gelememişti.  Otelde çalışan Ferit ağabeyden rica etmiştim. Allah rahmet eylesin o da ücretsiz boyarım demişti. Vefatını duyduğumda çok ama çok üzülmüştüm. Nurlar içinde yatsın.

Aynı mahallede oturuyorduk zaten. İş çıkışlarında bir kaç gün geldi ve sonunda duvarlar açık mavi renk oldu. Açıkçası eski rengi daha güzeldi ama yeni rengi de fena değildi. Kediler sarı, mor, mavi ve yeşil rengi algılıyormuş. Dolayısıyla en net gördüğü iki renkten (mavi ve yeşil) MAVİ rengi seçmiştim. Eminim onun dünyası bile renklenmişti. Fotoğrafa bakarsanız duvarlar boyandıktan sonra bakış açısı bile değişmiş gibi duruyor.
 
Gözü tok, gönlü güzel insandı Ferit ağabey. Ücret talep etmedi. Açıkçası benim de maaşımdan artan bir param yoktu ki. Her ay elektrik faturası Mustafa Keser gibi elinde mendil, halay başı olup maaşımın bir kısmını yanına alıp gidiyordu.Ferit ağabeye  emeği için güzel dileklerde bulunup, dua edebilmiştim. Biraz da komiklik yapıp güldürmüştüm. Boya yaptıktan sonra malzemeler artmıştı.  Onları da mutfak tezgahının altına koymuştum. Sonuçta ev bir oda bir salondu ve başka da müsait yer yoktu.

Bazen ablam bazen annem bazen de arkadaşlarım uğrardı bana. Tek başıma yaşadığım için yemek yapmazdım. Gelen kişi hazırlıklı gelirdi. En kötü ihtimal makarna haşlardım. Tost, hazır yiyecekler ise favorimdi. İş hayatı yeterince zaman alınca mutfağa zaman ayırmak saçma geliyordu. Annem evde fırının bozulduğunu söylediğinde ben fırını nasılsa kullanmıyorum diye düşünerek  evimdeki fırını anneme vermiştim. Kedim halıları yolduğu için kedi halıların canına daha fazla okumadan halıları da anneme vermiştim. Yemediğim sebzeleri verirken mutfak tezgahının altındaki poşete gözüm ilişmiş "Aaa burada bir poşet UN var. Bunu da al." demiştim. Meyve sıkacağı ve çaydanlık benim hayatımı zaten kurtarıyordu.  Aradan belki bir hafta geçmişti.  Cep telefonum çalmaya başladı, Arayan annem di. Üç kere çalmasını bekledim dermişim. Tabii ki hayır 😁 hemen cevap verdim.


BENSİZ KEÇİ BACAĞI YİYENİN 👽
Hal hatır sorduktan sonra "Kızım bana verdiğin un ile keçi bacağı yapayım dedim. Unu, malzemeleri koydum.  Karıştırdıkça HARS HURS ses gelmeye başladı. BU NASIL UN BÖYLE? derken yavaş yavaş elim katılaşmaya başladı. Elim taş gibi oldu. Sen bana un değil kireç vermişsin." dedi. Attığım kahkaha desibel rekoru kırmaya yetecek güçteydi. . Annem "Gülme!" diyordu telefonda. Haklıydı da ama un diye kireç verişim, annemin malzemeleri karıştırması, ellerinin hali ve annemin yaşadığı şoku hayal ettikçe...

"Ellerimi zor çözdüm gülme. Dünyanın da malzemesini koymuştum, ziyan oldu" diyordu.
Çocukken çok karikatür dergisi karıştırırdım. İster istemez beynim karikatür olarak ta gösteriyordu olanı biteni.  "Doktor bey ellerimde kireçlenme başlangıcı var... 😜.  

Neyse ki  annem bana pek sinirlenememiş, benimle birlikte gülmüştü. Aslında şaka yapmak için un niyetine kireç vermek güzel bir fikirdi ama anneme değil. 



Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ELARABY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder