14 Kasım 2016 Pazartesi

HAYATIN NERESİNDENSİN? 13 - KAZABLANKA & TANIŞMA FAS' LI :)

UÇMAYI SİZDEN ÖĞRENECEK DEĞİLİZ. 
Eşimin ailesi ile tanışmak için teyzemi de önüme katıp Kazablanka' ya gittik. Uçaktan indikten sonra uzun zaman sıra bekleyip, valizleri aldık.

 Bir ara tuvalete girdik. (Burnumuzu pudralamaya😏) Meğer tuvaleti temizleyen kadın bahşiş beklermiş. Neyse... Bana para ver gibisinden işaret yapınca kadına para veremedim. Cimrilikten değil, üzerimde döviz ve Türk Lirası vardı. Henüz döviz bozdurmadığım için Fas Dirhem i de yoktu. Arapça bilmem, kadına bunu nasıl anlatayım diye düşünürken İŞARET DİLİ AKLIMA GELDİ. (Gelmez olaydı)  Kadına yok işareti yaptım. Kadın da tez elden cevap verdi ve bana 'iki asker diz çöker ayağa kalkar resim çeker ' diye bildiğim hareket ile cevap verdi. Anlaşmak için aynı dilden konuşmaya gerek yoktu. Çok güzel birbirimizi anlamıştık.

WELCOME TO CASA
Bu arada teyzem  pazarda annesinin elini bırakıp kaybolan çocuklar gibi kayboldu. Meğer çıkış kapısına gitmiş sigara içiyormuş. Mostafa beni karşıladı ve yana yana teyzemi aramaya koyulduk. Neyse ki kısa zamanda bulduk.

Geçmişe yolculuk için zaman makinesine gerek yoktu. İçinde bulunduğumuz taksi sanki bizi geçmişe götürüyordu. Tarihin tozlu sayfalarına... Bakkal dükkanları, sigara satan küçük kulübeler, 'fast and furious' misali kırmızı taksiler, sağına soluna bakmadan yola koşan insanlar dikkatimi çekmişti. "Ay yavaş", "öleceğiz bu gidişle"  diye diye neyse ki sağ salim aile apartmanına gelmiştik. Herkes bizi güler yüzle karşılamıştı. Eşimin anne ve babası mesafeli, kardeşleri ise yıllardır arkadaşım gibiydi. Bir haftadan uzun zaman kaldık. Kızlar ile birlikte kapısı olmayan Fas salonunda sedirlerin üstünde uyuduk.

KUSKUS YİYEMEZKEN
İki kız, iki de erkek kardeşi vardı eşimin. Babası dahil kardeşlerinin güzel mesleği vardı. Annesi ev hanımıydı, küçük kız kardeşi ise okuyordu. Gençler az çok İngilizce konuşmayı biliyordu. Ben de mükemmel konuşamıyordum ya zaten. Kaldığımız zaman zarfında bir şekilde gençler ile iletişim kurmuştuk. Aile büyükleri ile aramızda çeviri görevi yapmak onların göreviydi.

Eşimin dayılarından biri alt katta diğeri üst katta oturuyordu. Bir gün üst kata kuskus yemek için davet edildik Ufkumu geniş bilirdim. Bizim kuskus yemeği gibi sandım ve hevesle davet için sevindim. Daire masa etrafında oturmuş insanlar, ortada kocaman bir tajin kabı (toprak kap), üstünde buharı tüten haşlanmış ince bulgur, onun da üstünde haşlanmış sebzeler, tavuk eti. Ayrı kapta da özel sos suyu. Herkes yemeği eline alıp, avuç içinde  hoplatıp, zıplatıp biraz soğuduktan sonra ağzına götürüyordu. Bunu aşağı görmek veya kötülemek amaçlı yazmıyorum. Sonuçta bu bir kültür. Biz çatal, kaşık kullanarak büyümüşüz tabii ki onların yediği gibi yiyemedik. Belki çok uyumlu biri olsaydım ortama ayak uydurur ve onlar gibi yerdim fakat kendi cumhuriyetimizi ilan edip kaşık ile yemeye çalıştık. Bir kaşık yedim ve insanların bir kısmının İngilizce bildiğini unutarak " I don't like kuskus" dedim. Evin kızı da gözlerini kocaman açıp "You don't like kuskus" dedi. Aslında "Kuskusu beğenmedin mi? " demek istemişti fakat cümleyi yanlış kurmuştu. Normalde bizde de ayıptır beğenmesen de 'beğenmedim' diye söylenmez.  Sonuçta emek verilmiş, ikram edilmiş. Utanmıştım ama iş işten geçmişti artık.

Bir gün Naima yani eşimin kardeşi bizi pazara götürdü. Pazar dediğim talan edilmiş bir mahalleyi andırıyordu. Tavuk sever misin? diye sordu. O kadar safım ki severim demiştim. Kafesteki tavukları gösterip seç o zaman birini demişti. O piti piti karamela sepeti terazi lastik.... demedim tabii ki. Seçtim hemen.  Ben sanıyorum  tavuğu eve götüreceğiz de hayvanı besleyecekler. Satıcı tavuğu aldı, kellesini uçurdu ve kan görmeye dayanamayan ben kanlı bir şova tanık oldum... Gözlerim doldu, ağladım. Pişen tavuğu yiyemedim.

Baktım insanlar boyuna para harcıyor, biz de pazara gidelim çökelek mi deniyor neyse ondan alalım dedim. Dil bilmezsin ülke bilmezsin senin pazarda ne işin var? Satıcı adam elimizdeki paraları tek tek aldı ve elimize çökelek tutuşturdu. Belki o para ile 10 tane çökelek alınırdı ama yolunacak kazlar ayağına kadar gelmişken, ülkede açlık yoksulluk varken bu fırsat kaçmazdı.

KAZABLANKA SAHİL
Kazablanka' ya gelmişken şehri biraz gezmek hakkımızdı. Mostafa bizi meşhur Hasan II camisine götürmüş ve medinayı gezdirmişti. Bir gün de tüm gençler dışarı çıkmış, geceye kadar sahilde gezmiştik. Kazablanka' ya geldiğimiz dönem Ramazan Bayramına denk geliyordu. Üst kat ve alt kattaki akrabalar  hazırladıkları yiyecekler ile eşimin ailesinin evine iniyor, salon hamur işleri, tatlılar, nane çayları, muhabbet, kahkahalarla doluyordu. Üstlerinde yöresel kıyafetleri de ayrıca renk katıyordu. Teyzeme mavi renk bana da kırmızı renk kıyafet hediye etmişlerdi. Biz de ortama uyum sağlamak adına severek giymiştik. Bir çok insanın özlem duyduğu güzel bir ortamdı. Açıkçası hiçbir zaman bu kadar coşkulu bir Ramazan Bayramı geçirmemiştim.

GEZDİK, GÖRDÜK
Güzel ikramlar, gelen giden kalabalık, akraba ziyaretlerine gitmeler derken günler geçmişti. Bir de üstüne parti verilmişti şerefimize. Yemekler yendikten sonra kızlar yemek yediğimiz masaların üstüne çıkıp dans etmişlerdi. Yer gök dans eden insan ile dolmuştu. Kızın biri saçlarını savura savura dans ederken başı dönmüş, yere düşmüştü ve bozuntuya vermeden ayağa kalkıp tekrar dans etmeye başlamıştı. Ben teyzemi onların arasında bırakıp Mostafa ile terasa kaçmıştım. Hiç alışık olmadığım, görmediğim bir kültür ve ülkeydi. Alışabilir miydim? Gözüm korkmadı desem yalan olur. Hatta teyzeme "Ben yapamayacağım sanırım. İnsanlar iyi fakat her anlamda çok zorlanacağım gibi geliyor bu ülkede " dedim. (İlk seneler öyle bir zorlandım ki anlatılmaz yaşanır) Teyzemin "Tanca' da yaşayacaksınız burada değil" ile başlayan cümlesi ile kararlılığımı korudum.


Türk dizi filmlerinin beğenilerek izlendiği, Türklerin sevildiği bir ülkeydi Fas. Güzel karşılandığımız gibi güzel de uğurlanmıştık. Uçak Fas semalarında havalanırken düşüncelere dalmıştım. Hayatım ile ilgili çok ciddi bir karar veriyordum. Evlilik yemini geçiyordu alt yazı olarak:
Hastalıkta ve  sağlıkta, iyi günde ve kötü günde, yoksullukta ve bollukta, ölüm bizi ayırana kadar MOROCCO... bu alt yazı bana bir fıkrayı çağrıştırmıştı. ... fıkranın sonu ÖLENE DEK MOKOKO.


Yazarken o günlere geri gittim. Kazablanka halen tarihin tozlu sayfalarını andırıyor benim için. O günlerde gözümü korkutan uyum sağlama sorununa gelince bir kenarda kendi cumhuriyetimi ilan ettim hem ülke hem de kültür ile geçinip gidiyorum. Zaman zaman ben teyzeme, zaman zaman da teyzem bana destek olurdu.  Annemi ve babamı karşısına almak pahasına benimle Fas' a geldiği için,  kararsız kaldığımda da beni cesaretlendirdiği için teyzeme buradan çok ama çok TEŞEKKÜR EDERİM.

Ve bol gözyaşı ile final gelsin. Okumak için linki tıklayın http://sevdaelaraby.blogspot.com/2017/01/hayatin-neresindensin-kinayi-getir-aney.html

Okuduğunuz için sizlere de ayrıca  teşekkür ederim
Sevda ELARABY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder