21 Aralık 2017 Perşembe

YAŞAMA TUTUNAN BİR BEBEĞİN HİKAYESİ & BİR ANNENİN MÜCADELESİ


Yaşama tutunan bir bebeğin hikayesi dahası bir annenin mücadelesi.
 Aytaç Dalkılıç ve Ares bebek.  


Mücadeleci anne Aytaç ile yolum Fas' ın Tanca şehrinde kesişti. Fransa' ya taşınması ile kıtalar ayrıldı ama dostluğumuz baki kaldi. Bu güzel insana hikayesini sordum, bizler icin anlattı.  

Le Salon Bleu  - Tangier 

* Bütün bunlar nasıl başladı Aytaç?

 Her normal gün gibi, o sabahta işe gitmek için hazırlanmaya başladık ama benim başım dönüyordu. Saniyeler geçtikçe başımın dönmesi daha da artıyordu, yanına mide bulantısı da eklendi. Yerde yatıp, gözlerimi kapattığımda hiç sorun yoktu ancak ayağa kalkarsam ya da gözlerimi açarsam, o korkunç baş dönmesi ve mide bulantısı tekrar başlıyordu.

 İlk çocuğumuz Lara' yı  Üniversite hastanesinde doğurmuştum, sinir bozucu bir deneyimdi, bu sebeple ikinci hamileliğimde İzmir’ in meşhur Doğum hastanesinde, yine çok ünlü bir Prof.  Dr. ile yola çıkmıştım. Durumum dayanılmaz hale gelince hastaneye gittik. Durumumun aslında hamilelikle bir ilgisi yoktu, vertigo benzeri birşey yaşıyordum. Hiç sıvı alamadığım için dengelemek adına serum verdiler. Serum bitince doktor bebeği kontrol etmek istedi. Ultrason sonucunda amniyo sıvısının epey azaldığını gördü.

 O gün bu sebeple ortaya çıkmamış olsaydı bile, ilk doktor kontrolünde ortaya çıkacak bir durumun farkına varmistik. Doktor bunun çok büyük bir sorun olmadığını, gerekirse dışarıdan sıvı takviyesi yapılarak hamileliğin devam ettirilebileceğini söyledi. Yeter ki bebekte kronik bir sorun olmasın dı.

Amniyo sentez yapılması gerekiyordu, bu sebeple bizi Ege Üniversitesi Hastanesine gönderdi. Kendisi de Ege üniversitesi hastanesinde Kadın Doğum Bölümünü kuran Profesördü. Oradaki Prof. ve doktorların bir çoğu zamanında öğrencisi idi.
Beni hemen odaya aldılar, serum bağladılar. Öncelik, baş dönmesi ve mide bulantısını çözmekti. Net birşey bulamadılar. Dört  gün hastanede kaldım. Serumlarin ardından, kendi kendine durumum düzeldi ve hiçbir zaman net olarak neydi, neden olmuştu öğrenemedik. İyileştiğime göre artık hamilelik sürecindeki anomaliye konsantre olabilirlerdi.

Amniyosenteze girdim. İki doktor vardı, uzmanlık dereceleri ne idi hatırlamıyorum. Çok az sıvı olduğu için amniyo sentez zor olacaktı belliydi ama onların ki ekstra beceriksizlikti. Amniyosentez esnasında kordonu deldiler, bu sebeple amniyotik sıvı aşırı kanlandı. Başka bir seçenek olmadığından, test için kanlı sıvı çektiler. Testin sonucu iki hafta sonra çıkacaktı. Daha hastahaneden çıkmadan, hastahane de ki bir başka profesörün kapısını çaldık. Kendisi Türkiye Jinekologlar derneği başkanıydı. Bizi muayenehanesine davet etti. Yine rutin detaylı bir ultrason kontrolünün ardından, DNA test sonucunu bekleyelim dedi ve bizi eve gönderdi. Özel muayene ücretini de aldı tabi ki. :))

Sıvının azalması için bir sürü gerekçe var. Belli başliları; Bebeğin hayati organlarında bir sorun olması, bebeğin bedensel ya da zihinsel engelli olması, bebeğin eşinin iyi çalışmaması, bebeği saran zarın yırtılmış, delinmiş olup, sızdırıyor olması.

Hastanede yapılan detaylı ultrasona göre bebeğin fiziksel bir sorunu yoktu. Kendi doktorumuzda ayrıca bakmış ve bunu bize söylemişti. Bu durumda bebeğin zihinsel bir sorunu olması gerekiyordu, bunun cevabını bize ancak amniyosentezin vereceği DNA testi söyleyebilecekti. Bebeğin eşinin iyi çalışmaması kısmına hiç kimse eğilmedi ama zaten pataloji yapılmadan öğrenilebilecek birşey de değildi. Sıvı sızması da kontrol edilmişti, öyle bir durum da söz konusu değildi. En kuvvetli ihtimal bebeğin zihinsel engelli olması idi.

İki hafta boyunca internetten, tanıdığımız doktor arkadaşlardan araştırdık. Bu konu da internette de çok fazla bilgi mevcut değil. Sadece bir makalede dışarıdan sıvı takviyesi yapılabileceğini destekleyen bir teorik çalışma vardı. Sıvı takviyesi yapılamazsa eğer, sıvı çoğalmadığı ve bebek büyüdüğü için, bir süre sonra zar bebeği tamamen saracak, ve onun ölümüne sebep olacaktı. Sonrasında bu durumu farketmeseydim, ölü fetüs beni zehirleyecek ve beni de öldürecekti.

İki hafta sonra bizi çağırdılar. Heyecanla test sonucunu bekliyorduk. Netice kocaman bir hiç!  Amniyotik sıvı o kadar çok kanlıydı ki bir kültür oluşturup testi yapamamışlardı. Sinirden deliye döndük ve soluğu profesörün yanında aldık. O gün bizimle ilgilenen bütün doktorlar bir araya geldiler ve akıl fırtınası yaptılar. Biz dışarı da bekledik. Bizi çağırdı ve dedi ki " Test sonucunu alamadık ama büyük ihtimalle bebeğiniz engelli.
Engelli değilse bile bir süre sonra sıvı yeterli gelmeyeceği için anne karnında ölecek ve anneyi de zehirleyip öldürme ihtimali var. Bu riski almayalım, zaten sağlıklı bir çocuğunuz var, istediğiniz zaman yeniden bir bebek yapabilirsiniz. Bugün öğleden sonrası için ölü doğum operasyonunuzu yapalım"  ve nasıl yapacağını detaylı olarak anlattı;  Fetüse iğne ile bir ilaç enjekte ediyorlar ve öldürüyorlar. Ardından anneye suni sancı verip, normal doğum yaptırıyorlar. Fetüs 25haftalık olduğu için doğum çok zor olmaz diye de ekledi.

Hemen sıvı ekleme operasyonunu sorduk. Yapılamaz dedi. Çok üstelemedik ve biraz düşünelim diyip odasından çıktık. Hemen kendi doktorumuzu aradık, neticede ilk o bize söylemişti sıvı ekleme operasyonunu ve endişelenmeyin demişti. Meğerse  altı doktor içeride beyin fırtınası yaparken, oda o sırada iletişim halinde imiş ve herşeyden haberi varmış. O da bize "Yapılamaz" demesiyle ,   ısrarcı olduk,  "Yaparız "demiştiniz...
 Konuşmanın sonunda " ÇEŞMEDEN SU MU VERİYORUZ?" diyerek bizi azarladı ve böylece konu kapanmış oldu.

Tekrar profesörün yanına döndük ve ölü doğum randevusunu pazartesi gününe aldık. Hafta sonu dinlenmek ve bu sürece kendimizi hazırlamak istiyorduk.

Neler hissettik kısmı oldukça korkunç. Aslında ikinci çocuğu hiç düşünmüyorduk, bize büyük sürprizdi. Maddi ve manevi olarak hazır değildik, zorunlu bir kabullenişti bizimki ama aradan aylar geçmişti ve varlığına kendimizi alıştırmıştık artık. Hazırlıklara başlamıştık. Bütün bunların yanında, büyük bağlar kurduğunuz bir canlı, insan eli ile, siz onun her türlü hareketini hissederken öldürülecekti. Acı çekecek miydi?, Çırpınacak mıydı? .... korkunç... Doğa zaten doğal seleksiyon yöntemi ile onu bizden alacaktı. Bu durumda, operasyondaki tek amaç beni ipin ucundan almaktı. Netice de düşünmem gereken bir çocuğum vardı ve bana ihtiyacı vardı.

Eve gitsem yalnız kalacaktım istemedim ve  işe gittim. İş yerinde çok sevdiğim bir abim ve eşi, benzer bir süreçten geçmişlerdi ve beni çok güvendikleri bir doktora yönlendirdiler. Bütün ekibin şefkati, güler yüzü ve profesyonelliği ile bu süreci daha hafif atlatmama yardımcı olacaklarına emindiler. Hemen randevumuzu aldık ve Kent Hastanesine gittik. Opr. Dr. Tunç Canda’dan (bugün Doç. Dr.) almıştık randevumuzu. ( O nasıl güler yüzlü bir adamdır. Herkes hayatında öyle biri ile tanışmalı bence ) Ultrason esnasında hocası Prof. Dr. Namık Demir’i de davet etti. (Namık bey liderliğinde bir takım olarak çalışıyorlar) Tüm detaylı kontrollerden sonra bizimle uzunca bir konuşma yaptı Namık hoca "Bebekte fiziksel ya da zihinsel herhangi bir sorun göremiyorum, ölü doğum için hiç acele etmeye gerek yok.  Tıbbi bir zorunluluk durumunda 9 ay 9. günde bile ölü doğum yapılabilir. Şimdi hemen amniyosentez yapalım, 1 haftaya sonucu alırız. Hemen şimdi sıvı takviyesi yapalım. 1 hafta sonra kontrole gel, bebeğin gelişimine,  sıvının durumuna, test sonucuna bakalım ve  tekrar konuşalım’ dedi. 
Umut,  yaşama olan inanç  gücünüze güç  katar.   

İlk gittiğimiz Doktorun "Çeşme’den su mu veriyoruz?"  sözü hala benim ve eşimin hafızasında.  Evet 'çeşmeden su vermek' gibi bir operasyon yaşadım. Demek ki imkansız değilmiş. Amniyosentez iğnesini bir musluk sistemi ile seruma bağladılar ve sıvı nakletmeye başladılar. 1,5 saat kadar sürdü. Sonunda Tunç beyin avuç içi su toplamıştı. Karnım çok belirgin büyümüştü. :) Tek riski benim ya da bebeğin enfeksiyon kapması idi ama o kadar çok özenli ve dikkatliydiler ki, hiç bir sorun yaşamadık. Ayrıca ruhsal olarak ta çok rahatlatıcıydılar. Her anımız çok keyifliydi. Anları tek tek yazsam sayfalar sürer. Operasyonlar esnasında 'Güldürmeyin beni, acıyor ' diye söyleniyordum :))) (Balona hava doldurmak gibi, sıvı eklendikçe karnım gerginleşiyordu. Dayanılmaz bir ağrı değildi tabi ki. ) 33. haftanın sonuna kadar toplamda 3 kere de 1,5 lt. sıvı eklendi. Bu süreçte her hafta kontrole gittim ve Namık bey & Tunç bey her seferinde detaylı ultrason yaptılar. Tabi bu arada DNA test sonucu da çıktı. Bebeğimizin hiç bir sorunu yoktu. Herşey yolundaydı.

Bu arada unutmadan ekleyeyim  sıvı azalmasının sebebi, bebeğin eşinin patalojiye gönderilmesi ile ortaya çıkmıştı. Fetüs eşi doğru çalışmıyordu. Sıvı iki yolla oluşur. Fetüs anne kordonundan aldığı sıvıyı çiş yaparak amniyotik sıvıya ekler. Bir de fetüs eşi amniyotik sıvıya katkıda bulunur. Bende fetüs eşi doğru çalışmadığı için amniyotik sıvıyı arttırmak işi arese düşmüştü ancak oda doğal olarak büyüme oranında sıvı oluşumuna katkıda bulunamıyordu.

*Tedavi nasıl oldu?  Maliyetli miydi? O günün şartlarında ne kadar ücret ödediniz?

Nereye ne kadar ödedik inan hiç hatırlamıyorum ama rahat ikinci el araba parası ödedik. Bir çok doktor, test, hastane. Bugün olsa, iki katı olsa yine öderdik, borç, kredi vs. Bir insan hayatının bedeli yok. Her anne, baba çocuğu için ne gerekiyorsa bulup buluşturup sonuna kadar yapar. Bizden çok daha büyüklerini yaşayanlar, ödeyenler de var. Biz özel bir hastane de aradığımızı bulduk ve yüksek rakamlar ödedik ama her kuruşunu hak ettiler. Hak etmeden alanlar için, evren gereğini yapmıştır diye umuyorum. Asıl üzücü olan bu tip bir vakaya, üniversite hastanesi doktorlarının dört elle sarılmaması. Tüm seçenekleri, deneysel yöntemleri ortaya koymaları gerekirken, kolay yolu seçmiş olmaları. Her doktorun mesleğinde o anları olmuştur, komplikasyonları, başarısızlıklar olmuştur. Ama bunlar asla kolay yolu seçmeyi açıklayamaz. Üstelik bu yolun sonunda bir hayat söz konusu ise...

* Doğum kaçıncı haftada gerçekleşti ve Ares’ in sağlık durumu nasıldı?

33. Hafta sonunda doktorlarımız daha fazla risk almak istemediler (enfeksiyon endişesi sebebiyle) Doğuma karar veridiler. Ares doğduğunda rahatça yaşayabilecek kadar büyümüştü. Akciğer gelişim iğnesini oldu ve bir sonraki salı gününe randevulaştık.

Ve doğum hiç bir aksilik olmadan gerçekleşti. Ares çok sağlıklı doğdu. Doğum sonrası kuvöze girme ihtimali vardı, ona bile gerek kalmadı. Normal bir süreçle iki gün sonra evimizdeydik. Doktorlarımın ilgisi ve yönlendirmeleri sayesinde. Doktorumun bana önerdiği mucize besin kefiri de söylemesem olmaz tabi.

* Yaşıtlarına kıyasla Ares' in gelişim süreci nasıldı? 

34.hafta da doğduğu için küçüktü tabi ki, 2200 gr,45 cm ama onun yaşadıkları ve doğum zamanı değerlendirildiğinde oldukça iyi bir kiloda doğdu.

Sonrasında özel bir bakıma ihtiyaç duymadı ama tüm prematüre bebekler gibi eksik ay sayımı bile başladı hayatına.  İlerleyen dönemde akciğer gelişimini anne karnında tamamlayamadığı için kronik bronşiyolit sorunu yaşadık ama oda destek ilaçlarla ve büyümesi ile beraber aşıldı. Ares zor bir çocuk ama bunun sebebinin prematüre olması ya da anne karınında operasyonlar yaşamış olması diye kimse iddia da edemez. Çocuklar ilginç varlıklar netice de :)) bana göre hepsi bir kişilik ile doğuyor ve Ares’te böyle kendine has bir birey.

Ares

Ares ve ablası Lara

* Hamileliğinde ciddi sağlık  sorunları yasayan annelere ne gibi tavsiyelerde  bulunmak istersin?

Hangi sağlık sorunu olursa olsun, araştırmak ve tek bir doktor haricinde bir kaç doktordan bilgi, tavsiye almak en doğrusu bence.

* Maddi durumu olmayanlarin bu tedaviden faydalanabilecegi hastaneler var mı,  biliyor musun?

Maalesef Türkiye de sağlık sistemi parası olana. Bu birazda bazı doktorların zihniyetlerinin haricinde, çalışma şartlarından kaynaklanıyor. Devlet hastahanelerinde ki modern tıbbi araçların yoksunluğu, protokoller, prosedürler, maddi tatmin gibi bir sürü kombinasyon, iyi doktorların özel hastahanelere geçmelerine sebep oluyor. Özel hastane demek, para demek. Maalesef sağlık da para ile ölçülebilecek bir değer değil. İki ucu çoklu  değnek yani.

Emeğine sağlık canım dostum.  Eşin ve çocuklarınla  sağlıklı, huzurlu, keyifli ve mutlu yıllar diliyorum sana.


Yaşama olan inancınızın üstüne umut örtün, üşümesin diyerek senenin son yazısını burada noktalıyorum.

Musmutlu yıllar ❤💛💙💚💖🍀

Okuduğunuz için teşekkür ederim
Sevda ALAN ELARABY


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder