19 Haziran 2018 Salı

FAS - TAZİYE EVİ



Hayatın gerçeklerinden biri  de ölüm.  Ölüm  de çeşit  çeşit  hani. Çok acı çeken, yatalak, dermansız  rahatsızlığı olan  insanların  vefat haberinde "Yatana da bakana da zor, kurtulmuş " derler. Bir de insanın ömrünü kısaltan olaylar,  durumlar zinciri vardır ki işte o zaman durum biraz karışıktır.

Arefe günü   iki yetişkin ve bir   yetişkin oğlu ile  yaşayan,  kocası yıllar  önce vefat etmiş,  eşimin  aile dostunun vefat haberini aldık.  Neden vefat etmiş?  Ömrü o kadarmış elbet te bazı olaylar bazı şeyleri tetiklemis.

Hayır mı şer mi bilemezsin evladına iyi diye seçtiğin gelini, damadı,  dünürü.

 Merhumun yakın arkadaşı "oğlun evlenmek isterse benim kızım evlenir , dünür oluruz  " demesi ile  evlilik gerçekleşmiş.  Bir zaman sonra mal mülk sevdası yüzünden gelin, kayınvalideye ağır sözler söylemiş.
İnsan kötü söz söylemeyince,  çevresi de güzel insanlardan oluşunca kötü söz duymadığı gibi kötü davranışa da maruz kalmıyor.  Maalesef gelinin den işittiği sözler sonucu kalp krizi geçirmis...  bir ay içinde vefat diye gidiyor devamı.

 'Ölümüne   sen sebep oldun' gibisinden bir yaklaşım  yok fakat dilden dile dolaşıyor   bu yaşananlar. Gelini ile aynı evde oturacak  kayınvalideler  bu durumdan olumsuz etkilendi doğal olarak.

Ölüm kabul edilmiş bir durum Fas ta . Böğüre  böğüre ağlayan, ağıt yakan yok.  İnsanlar  üzülüyor,  ağlıyor  ama için için yaşıyorlar  bu durumu. Ben duygularını bastırabilen biri değilim. Eve girmem ve iki kız  kardeşi birbirinden medet umar halde  siyahlar içinde,  benzi solmuş  görmem ile gözyaşlarıma engel olamadım.  Bir defa sofralarında oturma imkanı bulmuş,  tatlı sohbetlerine katılmıştım. Annesini yitirmiş  kızlar  ağladığımda bana moral verince  ise utandım.


Bu ülkede taziye evinin kapısı açıktır.  O kadar çok insan başsağlığına gelir ki.... Epey para harcamak zorunda kalırsınız gelen kişileri ağırlamak için.  Kısa süreli uğrayanlar kadar yatılı misafirler de vardır.  MESELA gittiğimiz taziye evinde bütün katlar  doluydu ve yatılı misafirler, ikramlar hatta ve hatta merdiven girişine istif edilmiş sandalyeler hazırda bekliyordu.

Böyle durumda komşulara da çok iş düşüyor Fas' ta. Yemek pişirmek, gelenlere ikram ve serviste bulunmak gibi gibi yardımlaşmalar. Kalabalık içinde acınızı  yaşama imkanınız olmuyor neredeyse.
Tereyağ,  bal, ekmek, çay gibi ikramlar dışında yatılı misafirlere yemek te yapılıyor.  Taziye evine gelenler ise genelde şeker getiriyor.  Toz şeker , küp şeker değil yanlış anlaşılmasın.  Kaya gibi sert,  koca kalıp şekerden bahsediyorum. Nane çayına kullanılıyor  o şekerler sonra.





Bu arafa vefat  eden kişiyi evde yıkıyorlar. Benim bildiğim.   Sade ve tahta bir tabut içinde merhum  defnediliyor.

Taziye evine gidip te mutlu ayrılan  yoktur herhalde.  Hatta insan kendini, hayatını  sorgular buluyor çoğu zaman.  Bu ortama ortak olduysam  muhakkak beni de ilgilendiren birşeyler vardır diye düşündüm ki düşünmek  gerekir. Kayınvalidem ile olan iletişimimi bir kez daha masaya yatırdım. Gelinlerin efendisi olmasam da kayınvalidesi tarafından sevilen biriyim hani. Buna rağmen  daha dikkatli, hassas yaklaşmam gerektiği kanısına vardım.  Siz de bu yazıyı okuyorsanız emin olun tesadüf diye birsey yoktur.  Gözden geçirilmesi gereken iletisimleriniz, konularınız vardır belki. Bir  düşünün derim.

Sağlıkla,  sevgiyle,  sevdiklerinizle kalın.

Benden size gelsin.  Dinleyin derim. 😉

Okuduğunuz için teşekkür ederim .
Sevda ALAN ELARABY





13 Haziran 2018 Çarşamba

EVLENMEK RAFA KALKSA NELER OLURDU?


 Geçenlerde "Arkadaşın evlendi mi?" sorusuna 'Neden evlensin ki? İşi   var, ailesi uyumlu, kız istediği gibi yaşıyor' diye cevap verdim. 

Hiç düşündünüz mü  bir ülkede evlilik kavramı rafa kalksa neler olurdu? 

Evlenmesek boşanma avukatları, duruşmalar hepsi tarih olurdu mesela.  Hatta ve hatta  boşandığı eşini öldürdü gibisinden cinayet haberleri olmazdı.   Emniyet, mahkeme, avukatlar,  hapishaneler kafa tatili yapardı. Bu  acidan bakinca guzel evet. Peki evlenmesek daha baska neler olurdu  ve ucu nereye kadar dokunurdu?

Nikah kıymakla yetkili kurum & nikah memuru diye biri olmazdı. Evlilik cüzdanı olmazdı.  Evlilik cüzdanı soran oteller, "evlen artık yaşın geldi " diyenler olmazdı.

Altın, takı, çeyiz kavramları kalkacağı için  kuyumcular  aman aman iş yapmazdı. Çeyiz diye bir kavram  tarih olurdu.   Gelinlik, bindallı  satan yerler  kapanırdı.  Kimse evlenmedigi için abiye giyim vb. ürünler  satan yerler de bu durumdan elbet nasibini alırdı.




Kaynana, kayinpeder,  gelin, damat,  dünür, görümce..  gibi gibi kavramlar tarihin tozlu sayfalarına gömülürdü.

Nişan,  nikah, düğün organizasyonu ile ilgilenenler biterdi.  Düğün salonları ve düğün  fotoğrafçıları  sünnet düğününe çalışırdı. Kazançları  da kurtarır mıydı muamma...

Kuaförleri derin yaralardı bu durum. Bir düğünde gelin saçı,  makyajı ile birlikte kaç kişi saçını makyajını yaptırıyor bir düşünsenize... Aynı şekilde damat tıraşı, kıyafeti vs. de var.

Ev eşyası, beyaz eşya satan yerleri de vurur muydu bu durum?  Evet. 😅 Evini kiraya vermek isteyen ev sahiplerinden tutun da elektrik, su vb. faturaları bile etkilerdi bu durum. Ailen ile otururken  de aynı elektrik ve suyu kullanıyor olabilirsin ama evlenip ayrı eve çıktığında fatura yeni bir eve kesiliyor ve ekstra bir sürü vergi kakaliyorlar. Kısacası durum biraz farklı.   😉

Marketleri de vururdu bu durum. Ya
tatil beldeleri? Düşünsenize balayı tatili, balayı odası, balayı tatil yerleri  diye birsey yok.

Kısaca 'A' dan 'Z' ye  ülkede ucunun dokunmadığı yer kalmaz,  ekonomiyi oyle boyle degil 7.4 şiddetindeki  deprem gibi etkilerdi.

Ya bir de çocuk sahibi olma kavramının rafa kalktığını düşündüm şimdi.  Durum hepten vahim. 😂 Jinekolog,  eczacı,  hastane, bebe giyim,  hamile giyim, kreş,  pediatri, okul,  öğretmen, anne, baba .... ne çok kavramın, mesleğin  kullanım tarihi sona ererdi. Haritada bir ülke var ama insan nüfusu ecelini  bekleyen yaşlılar 😂😂. Toplu intihar gibi birşey. 

Neyse efendim  evlilik bir ülkenin temel taşıdır. Çocuk ta taşıyıcı kolon. 😁



Ekonomiye can verin, kalkındırin, insanların ekmeği ile oynamayın demiyom. Uygun birini bulunca evlenin demiyom.   Örnekleriyle evliliğin kerametlerini de  yazdım demiyom. Siz bilirsiniz diyorum canlarım.  😁

Bir bayram yolculuğu daha beni beklerken,  Canan Karatay ' in da dediği gibi
👍
😂😂😂😂

Şeker tadında bir bayram geçirmeniz dileğiyle,  

Okuduğunuz için teşekkürederim.
Sevda ALAN ELARABY

8 Haziran 2018 Cuma

3 VARMIŞ 3 YOKMUŞ NİYETİ



Bugün 3 varmış 3 yohmuş 😂 niyetine girdim.  Değişimi dışarıda  arama kendinden başla tekniği de diyebiliriz uzunca 😅

Kendimde görmeyi  sevmediğim, vazgeçmek istediğim üç şeyi sorguladım  (beslenme alışkanlığı,  davranış biçimi, ilişkiler ve iletişim... diye gidiyor liste ) ve seçtim. 

Toplamda bir aydan kısa zaman tanıdım kendime. Üç hafta yani 21 gün.

Yine hayatımda uygulamak, görmek istediğim üç  şeyi seçtim  ve üç  hafta boyunca  uygulamaya varım dedim.  Küçük bir not kağıdına yazdım ve buzdolabının üstüne iliştirdim kağıdı.  Sık sık baktığınız bir  ayna ustune de ilistirmekte fayda var.


Sene sonuna kadar bu  küçük adımlar, üç  haftalık  süreçler yeni seçimlerle  devam edecek. Eminim hayatımda büyük değişimler yaratacak.  Paylasmak istersem sene sonunda bir blog yazısı olur belki. Kim bilir? 

Sizler de 10 Haziran tarihinde  başlarsanız ay sonunda bir süreç  biter ve hayatınızda  kimbilir neler değişir?  Bilinmez. Yaşanması gerekir.

Değişim, dönüşümler  şimdiden  hayırlı  olsun. Sağlıkla, ağız tadıyla yeni başlangıçlara diyorum.  😉

Okuduğunuz için teşekkürler. 
Sevda ALAN ELARABY

6 Haziran 2018 Çarşamba

FRANSA GEZİ NOTLARI - 2



Ben Fransa' yı sevdim Fransa da beni sevmiştir  umarım. 💝

Eros un dünya haritasında hangi ülkeyi vursam diye düşünüp, ok fırlattığı yerdir Fransa. Tatile gidilesi hatta yaşanılası aşk, sanat, tarih, parfüm  kokan,  eril ve dişil enerjisi dengeli bir ülke.  

Bunca imkan içinde Fransa da yaşayıp,  para kazanıp,  halen alışamadım vs. diyen kişileri evren  köyüne, evine geri roketlesin  :) diyerek Fransa gezi notlarımın ikincisine başlıyorum. 


Bir önceki yazıda rotamızın  Moulın Rouge olduğunu paylaşmıştım . Kabare gösterisi izlemedik. Caddeyi keşfederek  zaman geçirdik. Bana kalırsa hormonları coşturan, kırmızının en canlı olduğu   bu hareketli caddenin adı  +onsekiz  olmalı.  Caddenin her iki tarafında da yetişkinler için  oyuncaklar satan yanarlı dönerli  shoplar var mesela. Disko, restaurant, alkollü alkolsüz içecek servisi zengini kafeler ve otellerin feriştahı burada gibi. Fotoğraf çektirmek için gelen kişiler ile hep aktif olan bu cadde  gezilesi, görülesi yerler arasında olmalı. 

BURAYI  BEĞENDİM MESELA. OTURMAK NASİP OLMADI.


Evin yolunu bulduğumuzda saat üç sularıydı. Sabah eşim işe gitti biz de  kahvaltı, keyif, hazırlık derken evden çıktık. Arkadaşım Fransızca kursuna gidecek biz de otele geçecektik. Metro ile yolculuğumuz Lüksemburg bahçesinin önündeki durakta sonlandı. Bu arada  metro bileti 1.60 €.  Arkadaşım ile bu güzergahta ayrıldık. Otele doğru yola koyulduk. Kaybolma lüksüm yoktu çünkü otel devasa yüksek bir binanın olduğu caddedeydi. 



Tıngır mıngır yürüdük, mağazalar bakındık derken otele giriş yaptık. Kızım asansörde otel müşterisi Japon  kadına Salam. Kif tina? Labas?  Yani nasılsın, iyi misin diye sordu Fas Arapçası ile. Dil ve ülke farkını anlaması zaman alacak.

Eşimin otele gelmesi ile  restauranta gittik oradan da Sacre Couer. Saat epey geç olmuştu, çoğu yer kapanmıştı ama müzik yapan gençler, kalabalık hatta gecenin o saatinde benim gibi başka Türkler de vardı. Gece pek anlam veremedim buraya neyse ki  gündüz görmek için Aytaç ile program yapmıştık. 

Cuma günü eşim işe gitti, biz biraz uyuduk derken Aytaç ile anlaştığımız saatte otelin önünde buluştuk,  Sacre Coeur e doğru yola koyulduk. Metronun  merdivenlerinden çıkarken  "Bugün çok merdiven çıkacaksın "  dedi arkadaşım.  


Yüksek yüksek yerlere çıktık.  Yükseldik 😂 Önce kiliseye girmek için üç beş dakika sıra bekledik. 


Kızım mumları görünce happy birthday to you diye şarkı söyleyip, mumları  üflemeye kalktı. Aman kızım, yapma kızım, nereye kayboldun kızım derken kiliseyi gezip ne ara çıkış kapısına geldik anlamadım. Dışarıda müzik yapanlar vardı biraz onları dinledik derken kuleye çıkmak için yöneldik.   

Aytaç kule için bilet aldı. Kişi başı 6 € ödemiş. Çocuk küçük olduğundan  ücret almadılar. Daracık merdivenlerden, döne döne yüz, ikiyüz , üçyüz basamak-cık çıktık. 

O kadar dar bir alan ki yanyana iki insan sığmaz.  Önde Aytaç ve kızım  arkada ben ve benden sonra  diğer turistler.  Zaman zaman yorulup  insanlara eciş bücüş olup yol verdim. Kapalı alanda merdiven bitti açık havada yine dar merdivenlerden yürüdük sonra tekrar kapalı alanda yürüyüş devam etti. Kapanda hissedeceğiniz bir ortam, ciddi efor istiyor. Kalp, şeker, tansiyon hastası, kişiler  başta olmak üzere kilolu kişiler ve kapalı alan fobisi olanlara asla  önermiyorum. 

Açıkçası buranin, kilisenin enerjisini ürkütücü ve soğuk buldum. Bu kuleye Rapunzel' i kapatsalar saçını uzatmak ve prens beklemek ile uğraşmaz. Helikopter  kiralar da kaçar. Korkunç sanki buralar  😄😱





Neyse efendim merdivenleri çıktım çıkmasına ama ter içinde kaldım. Hemen hırka ve sal ile muhafaza ettim kendimi,  estiriyor. Manzara güzel ama aynı manzarayı yakalayacağımız asansörle çıkılan başka yerler bulun derim 😂Kuleye çıktığınızda çocuğunuzun elini tutun. Küçük çocuk için riskli yerler var. Yine Türkce konuşmalar duydum ama kimse birbiriyle iletişim kurmuyor o ayrı.  Fotoğraf çekimi,  biraz dinlenme derken sıra geldi merdivenleri inmeye. Minnacık yerde döne döne merdiven inmekten başım fırıldak gibi dönünce  dışarı  çıktığımız  gibi  ilk işim yere oturup normale dönmek için beklemek oldu. (Bu kadar harekete hazır değilmişim 😂)



Yol boyunca hediyelikler, insanlar, tarih, estetik, sanat, müzik sesi. Sihirli değnek dokunmuş sanki buraya. Dondurmacı ise en sihirli olanı. 







Kızım,   ağzına  yediği   kadar yüzüne, üstüne de dondurma yedikten sonra bir kafede oturduk. Dondurma enkazının altından ıslak mendil ile yavrumu çıkarmaya çalıştık. 😅 Kahvemizi yudumlayıp ortamın havasını soluduk ve görsel  zenginlikte  biraz gölgelendikten  sonra otele doğru yola  koyulduk,  Bir sonraki Fransa turnemizde görüşmek dileğiyle Aytaç' a teşekkür ettim ve  vedalaştık.  Canım benim ilgin alakan için buradan da tekrar tekrar teşekkür ederim. İyi ki varsın.  İyi ki vardın.  

Bu arada  gece gezmelerimiz de oldu fakat kendimizi yormadan.


Cumartesi günü eşim çalışmıyordu. Rotamıza karar vermiştik.  Akvaryum Paris. Araç ile belirli bir mesafe gidip, aracı park ettik ve kalan yolu yürüdük.

Çocuk  küçük  olduğundan ücret  almadılar. Kişi başı  20,5 € ödeyerek  burayı da gezdik. İzlemelik balıklar  ve dokunarak sevilmelik balıklar diye ayırmışlar hayvanları.  Kızım suyla oynarken sırılsıklam oldu. Neyse ki yedek kıyafet almıştım.


Akvaryum Paris kısa videosunu izlemek isterseniz videosu aşağıda :




 Akvaryumdan çıktık otele yakın bir yerde eşim ve kızımdan ayrıldım restauranta gittim. Eşim de kızımla çocuk parkına gitmiş. Ne zaman sonra  Türk marketine gitmek için otel önünde buluştuk ve  Paris in epey dışına çıktık. 

Türk marketinde de kısa Video çekimi yaptım. İzlemek isteyenler için video aşağıda :


Marketin havasını solumak için içeri girince gözüm genç ve coşkulu bir nüfus bakındı.  Alev, Okşan, Gözde, Tonguç, Berke, Batuhan gibisinden ama  yok.  Çoğunluk Mehmet emmi, Ayşe teyze, Hasan dayıdan oluşan bir kitle. Eli ekmek tutana "Yürü ya kulum " demiş hayat. Yine de bu insanları hangi rüzgar  bu ülkeye uçurmuş?  Hikayelerini merak eder gibi oldum ama sormadım. Zaten kimse kimseyle konuşmuyor. :) Bir adet cantık için  ödediğimiz 7  ile düşüncelerim dağıldı,  otele doğru yol aldık. 

Son gece dışarıya çıkmayalım dedik. Odanın mutfağında birşeyler hazırla, yemek ye, valiz hazırla çantanı ayarla, pasaport kontrolü vs vs derken saat oldu iki.  Dörtte yola çıkılacak. Ne ara uyudum ne ara uyandım inanın bilmiyorum. 




 Tanca dan uçağa binip  Orly havaalanına  iniş kolaydı fakat buradan uçağa binmek o kadar kolay olmadı.  Bilmeyen için ilk yolculuk biraz zahmetli. Neyse ki eşim belirli bir yere kadar bize eşlik etti gerisini ben koştur koştur  hallettim ve uçağa giriş yaptık. 

Şimdi gelelim kapanış satırlarına...
Tatilimiz boyunca fotoğraf  ve video çekimi yapmaya çalıştım. Telefonum maalesef fabrika ayarlarına dönmek zorunda kaldı  ve bir takım görseller, çok fazla video silindi. Buna rağmen elimde olan videoları birleştirip kısa video hazırladım. İzlemek isterseniz video aşağıda:
 



Bu afişi metro istasyonunda gördüm ve beğendim. Keyfi paylaşım olarak burada kalsın. 
Fransa' nın kapısını açan anahtar neydi? 
TOTEM değil herhalde.😂😄😅 Fransa' nın kapısını açan anahtar '€' 
Napolyon " para para para" diyordu fakat para var paracık var. Bakın mesela Euro Türk Lirasının beş katı , Fas Dirheminin de on bir katı. 


Dilerim € bazında paralanır ve Fransa' yı gezme imkanı bulursunuz / buluruz.  🍀❤ 



Okuduğunuz için teşekkür ederim. 
Sevda ALAN ELARABY 

3 Haziran 2018 Pazar

FRANSA GEZİ NOTLARI -1




Fransa' ya gitmek, gezmek hayallerimden biriydi. Eşim  iş nedeniyle sık sık Fransa' ya gitmeye başlayınca bu fırsat kaçmaz, "Go go let' s go" dedim.

İlk iş schengen vizesi çıkarmaktı. Vize başvurusuna arabuluculuk eden TLScontact var. Tanca' da bu hizmetten faydalandık.  Telefon ile önce arayıp, randevu almak gerekiyor. Şubat sonu aramaya başladık Mart sonuna premium servisten  randevu aldık. Premium dediğim farklı kapıdan aynı binaya giriş yapılan, içeride kahve, kurabiye vs. self servis hizmet sunan, ilgi, alakada uzay, evrakta eksik varsa hemen arama&uyarma&kurtarma hizmeti sunan, vizeyi alırız  bakışı ile işi halleden  ama bunun için ekstra para ödediğiniz  bir hizmet. Diğer insanlar kapı önünde sıra beklerken siz Bülent Ersoy edasıyla yan kapıdan beklemeden giriş yapıyorsunuz. Daha nasıl anlatılır bilemedim. :)
VİZEYİ ALDIĞIM GÜN NANE ÇAYI İLE BUNU KUTLADIM. :)

Belirlenen tarihe  kadar istenen zibilyon adet evrağı hazırlamamız gerekiyordu. Kağnı hızıyla hizmet sistemi olmasa Fas' ta çalışan kişiyi çok ta zorlamayan türden evraklar. Tarih ve belirlenen  saatte gidip, istenilen belgeleri teslim ettim. Parmak izi aldılar. Vize bedeli, premium ücret bedeli dahil kızım ve kendım olmak üzere iki kişi için toplam 1600- 1700 Dirhem arası bir rakam ödedim. Eşim bir hafta öncesi Fransa ya gideceği için kızımla yolculuk yapacaktım. 'Çocuk annesi ile yolculuk yapabilir '  evrağı  istediler eşimden.  Onu da hallettik teslim ettik. Bir hafta içinde SCHENGEN VİZEMİZ  güle oynaya çıktı.

Bu arada "Çocuk annesi ile yolculuk edebilir" yazısı  TLScontact tarafından alınınca benim elime yazı kalmadı. İçimdeki ses " Söyle kocana bu kağıttan iki tane daha çıkartsın Yolculukta sorun yaşama" dedi. Eşim gider ayak tekrar  imzalı, mühürlü, kaşeli  o kağıttan çıkarttı. Bu arada iki ülkede de bu evrağı sordular. Uçak biletini  TRANSAVIA dan almıştık.  "Nasıl bir firma, memnun kaldın mı? " derseniz, "Evet" derim..  Yeme, içme istersen ekstra ödeme alıyorlar.  Kişi başı 10 Kg. el bagajı hakkı var , bilet ücreti diğer tarifelere göre ekonomik.  Millet Fransa da efil efil tek parça gezinirken benim de kıyafet fazlalığına zaten ihtiyacım yoktu. Sırt çantası bir de el çantası neyime yetmiyor dedim ve istikamet    TANGER IBN BATTOUTA  HAVAALANI.

gideceğim tek yer havaalanı , bana lazım yeni yaşam alanı...


Tanca' da görüştüğüm tek Türk  arkadaşım,  Hatice ablam bizi havaalanına  bıraktıktan sonra kontrollerden geçtik, uçağa giriş yaptık. Çayır, çimen, dere, tepe, ova, deniz uçtuk ta uçtuk   En sonunda Fransa-  ORLY havalimanına iniş yaptı uçak. Kontrollerden geçtik. Kısa sürede  çıkış kapısına  yöneldik. Bir de ne göreyim? Beşiktaş forması giymiş bir Türk. Fanatiklik te böyle bir olay sanırım. Eşim ufukta göründü neyse ki ve otele doğru yola koyulduk. 

 Citadines Maine Montparnasse 

Paris'te, konumu süper, caddeye bakan, lobide ücretsiz kahve & sıcak içecek makinesi olan, internet bağlantısı canavar gibi çalışan, mini mutfaklı bir  apart hotel CİTADİNES.  Otelde iki gece kalıp arkadaşa geçtikten sonra tekrar aynı otelde kalacaktık..  Lüksemburg parkına yürüme mesafesinde, metro istasyonuna  yakın işlek cadde üstünde TAVSİYE EDİLESİ  bir aparthotel. 
Sayfada paylaşılan gibi.Hayal kırıklığı yaşamazsınız rahat olun. 


İki yetişkin, üç yaş altı kızımız konaklama bedeli olarak ilk iki gece için toplam 200 euro ödedik. Son üç gece için 149 EURO, 129 EURO, 129 EURO yani 410 Euro ödedik. Rakamlar sabit değil. Otelin gecelik ücreti şudur diyemiyorum. 100-130 euro olarak bulursanız rezervasyon yaptırın derim. Memnun kalırsınız. 


Lüksemburg Bahçesi

İlk gün otelin yakınındaki Lüksemburg bahçesine gittik. Muazzam güzel. İnsanın ömrü uzar burada.  Kitabını eline alan, doğayı seven, gezmeye gelenler ile doluydu ve ortamın enerjisi harikaydı. Selfie yapalım diyen Türkler duydum ama  konuşmadık o ayrı. Kimseyi rahatsız etmeyelim mantığı.

Otele giden yolda Türk restaurantı görmüştük. Geceye orada devam ettik. Konumu kolay, lezzet olarak iyi. Otelden yukarı dümdüz yürüyünce İdeal Design mağazasının karşı cadde  aralığından  biraz yürümek yeterli döner tabelasını görmeye. Restaurant Sibel. Yolun sağında da  Beyrut restaurantı vardı yaprak sarmaları lezzetli olan. 



Yol yorgunluğu ve günün telaşesi derken pert olduk, uyuduk. Sabah eşim işe gitti Fransa da  yaşayan arkadaşım ve  ailesi ile istikamet  ver elini SERGY.



Sanat eseri gibi evlerin olduğu, gökyüzünün muhteşem mavi, çimlerin bak yeşil yeşil dediği tarz  bir yer. Kafede oturduk daha sonra doğanın kollarına attık kendimizi, çocuk parklarına doğru yürüyüş yaptık derken çok keyifli zaman geçirdik. 





Piknik modunda takılanlar, yürüyüş yapanlar, oynayan çocuklar, kısaca herkesin huzurlu olduğu  tertemiz bir ortam.  Gelin, görün burayı derim. Günü burada noktaladıktan sonra eşimin işten çıkıp bizi alması ile ver elini İtalyan restaurantı  PİZZA PUNİ. Caddeye bakan, nezih bir mekan. Pizza fena değildi. Müşteri kitlesi de 'izle benisi' olan tipler. Karşı masada telefonuna gelen mesaja sinirlenip, mırıldanıp şarabını çalkalaya çalkalaya içen bir adam, yan masada makarnaya dalmış  iştahlı bir başka adam  ve biz restauranttan ayrılmadan iki dakika önce bitişiğimizdeki masaya oturan Hint' li aile.vardı.  Fransa zaten her ülke insanını içinde barındıran zengin bir ülke. Nereye baksan Abidin' in tablosu. :)

Salı sabahı eşim işe giderken valizleri, eşyalarımızı araca aldı. Biz de onbir gibi otelden çıkışımızı yaptık. Sırt çantamı aldığım gibi kızımla düştük yollara. Bir saat yürüdükten sonra cocuk parkına denk gelmemiz ile kızım oynadı ben oturup dinlendim. Yerde bir euro buldum, cüzdanıma daha çok yakışır diyerek yerden  aldım.  Yemek için cadde üstünde bir Türk restaurantına girdik. Köftenin tadını beğenmeyip sorduğumda  hindi eti karıştırdığını öğrendim,  yiyemedim. Açıkçası Türk restaurantı gördüğünüzde pek te sevinmeyin, lezzet aynı olmuyor. 




Arkadaşımın bizi almak için geleceği saatin yaklaşması ile otelimize yakın bir kafeye oturduk.Bize servis eden garson kız çok güleryüzlü ve ilgiliydi. Yoldan geçen bazı kişilerin dışarıda oturan müşterilerden  sigara istemelerini izledik, bir ara pata küte  yağmur yağdı. Vakit gelince hesabı ödedim ve kalktık. Otelin önüne yürüyüp , arkadaşım ile buluştuk.  Metro, otomobil derken eve vardık.  


ATLANTIQUE CAFE

(Eşimi sahura kaldırıp devamını yazacağım. Sanırım uzun bir yazı olacak. Sıkıcı olmamak adına iki bölüm olarak paylaşabilirim bu FRANSA macerasını )




Neyse efendim arkadaşımda prensesler, krallar gibi ağırlandık.  Yemek, sohbet,  çocuklar derken Aytaç, "Julia' ya  ben bakarım, siz başbaşa kalın,  gezin" dedi. En son ne zaman başbaşa kaldık vallahi hatırlamıyordum. Kaçmaz bu fırsat dedik ve eşimle gece yarısı Eyfel kulesine gittik. Gecenin o saatinde bile ortalık yıkılıyordu. Yiyenler, icenler, Eyfel önünde poz vermek için parlak kıyafetler giyinmiş  ellerinde çiçekler ile poz veren ponçikler , çikolatalı krep yapanlar, hediyelikler ve şarap  satanlar,  bu dünya kimseye kalmaz modunda sevelim, sevilellim  modunda  insanlar derken bu gözler neler gördü neler. 😁. Krep yedim, kahve içtim, Eyfel in ışıklandırmalarını izledim. Hatıra kalsın diye fotoğraf video çekimi de yaptıktan sonra eve doğru yola koyulduk.  İkinci yazının sonunda video linkini de ilave ederim.

                                  

Saat üçtü belki daha geçti eve vardığımızda. Kız uyumuş, evde çıt yok. Sabaha gram uyku ile eşim işe gitti, uyandığımda arkadaş ile program yaptık ve Sen nehrinin kıyısında güzel bir yürüyüş yoluna attık kendimizi. Yolumuz kilisenin olduğu yerden geçince bir bakayım içine dedim mutlu mesut. Meğer cenaze varmış. 



Gölün kıyısında, cadde kenarındaki evler de çok hoştu. Burada biraz yürüdük, sevdiklerimize bağlandık WhatsApp üzerinden. Huzurlu bir ortam. 




Havayı güzel bulmuşuz ardından Garde des Sceaux a gittik. Aytaç' ın verdiği bilgiye göre koca bahçe vakti zamanında soylu birine aitmiş. Belediyeye bağışlamış. Belediye de mükemmel bakmış. Ne bahçeymiş kardeşim bu ne zenginlikmiş peh peh dedirtiyor insan. Tarihçesini merak ediyorum ama fırsat bulup henüz bakamadım.



Ücretsiz girip gezebiliyorsunuz. Bisiklet ile gezenler kadar yürüyenler, koşanlar, oturanlar vardı. Ben kafede oturanlardan. Bu uçsuz bucaksız yeşil ve muazzam alan, oyun parkı, çiçekler, tarih insanı şimdiki zamandan alıp zamanın olmadığı bir yere uçuruyor sanki. Yoga meditasyon neyim iyi yapılır burada. Epey keyifli zaman geçirdikten sonra  rotamız Sushi restorantı diyerek yola koyuluyoruz.  




Arkadaşım, çocuklar ve ben oturduk beğendiğimiz bir  masaya. Kısa zaman sonra Aytaç' ın eşi de dahil oldu bizlere.  Mostafa, yani eşim de  iş çıkışı evde biraz dinlendikten sonra aramıza  katılacaktı. Neyse efendim biz muhabbete daldık bir ara restauranta yağız bir delikanlı girdi:)  ne kadar hoş bir adam dedim saniye zaman içinde farkettim ki eşimmiş. Masadakilere de söyleyince bir gülüş oldu. :)) Restaurantın adı sushi ama içerisi olay. Açık büfe, self servis. Sushi, börek, tavuk, soslu patatesler, salatalar, tatlılar, atıstırmalıklar, meyveler, sıcak ve soğuk içecekler, dondurma, şekerleme, alkol  varoğlu var. İnsan yedikçe yemek istiyor. Bu arada ilk defa sushi test edeceğim o da Fransa da kısmet oldu. Aman aman meraklısı değilim ama tatmadığım zevk kalmadı Fransa da demeyelim :)) 

Sonuç olarak günlerce aç kalsam ve yiyecek olmasa yerim diyeceğim bir lezzet. Dondurma ve tatlı ile hayatımı tatlandırmam ile arkadaşım ve eşi çocuklarının uyku saatinin yaklaştığını, gitmeleri gerektiğini söyleyip Julia' yı da yanlarına alıp gittiler. Böyle arkadaşlara can kurban. 

Eşim de yemeğini bitirince, Nicole Kidman' ın başrolde oynadığı Kırmızı Değirmen filminden bildiğimiz  kabare gösterisi yapılan MOULIN ROUGE  rotamız  olsun dedik ve yollara düştük. 



Yazının ikinci bölümü yakında. Takipte kalın. 
Mrs. Lucky sağlıklı ve keyifli bir PAZAR günü diler. 


Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY

1 Haziran 2018 Cuma

IRKÇI MISINIZ?




Türkiye sınırları içinde büyüyorsan çoğunlukla toplumdan ya Türk ya Kürt ya Alevi ya Arap ya da Gavur denilen başka dinden olan  insanlardan nefreti öğrenirsin.  Irkçılık dünya genelinde olan bir beyin tutulması ama ülkemde olan ile devam edelim. 

 Arap ile evlenir misin? diye bir video yapılmış. Altına  yazılan yorumlar 'Oha' dedirten türden. Eskiden de vardı  düşmanlık  ve ırkçılık  ama günümüz  Türkiyesinde Suriye Araplari ile bu düşmanlık daha bir artmış durumda.

Youtube kanalında yayınladığım bir videonun altına fındık beyniyle biri yorum  yapmış. Yorum ırkçılık içeriyor . Yabancı biri ile evlenen bir başka kadının kocası için de " Adamı  Türkleştirdin"  diye yorum yazılmış. Hakaret mi iltifat mı bilinmez. Nasıl  bir yüksekten görme durumu varsa milletimizde.

Ortalıkta  nefret söylemi,  negatiflikten beslenme,   yoruma açık  her paylaşıma abanma durumu olan  parazitlere şahsen  fırsat vermiyorum.  Youtube ve instagram hesabım yorumlara kapalıdır.  Blog yazılarıma gelen yorumları da okumadan onaylamam.

İlk olarak şunu bir açıklamak istiyorum. Eşim Fas' in yerel halkı olan amazigh,  berberi kökenli bir insan olup Arap değildir.  Soyadı verilirken babası listeden Elaraby soyadını seçtiği için soyadları Elaraby olmuş.  Eşimi ilk gördüğümde Arap, Afro .. ne olduğunu da önemsemedim doğrusu. Dinini bile bilmiyordum.   İnsan olmak yeterliydi  bana göre.

Kızlar özellikle Türk kızları başka ülke vatandaşı ile evlendiyse  kesinlikle hakaret, küfür  veya hadsiz yorumlara maruz kalıyor. Türk erkeği başka dinden ve ülkeden biri ile evlendiginde ise  aynı tepki verilmez. Yani burada yine gizli  kadın düşmanlığına da şahit oluyoruz.


Fas'ta evlilik bilinci olan, evden işe hayatı olan, haftasonu ailesi ile zaman geçiren adam sayısı  cok mu? HAYIR!  Herkes Mostafa değil kısaca. Peki bu sadece Fas a özgü bir durum mu ? HAYIR! Türkiye de muhafazakar geçinen is seyehati diye Rusya s.. turizmine katılan adamlar var. Kızı yaşındaki kişiyi sevgilisi yapanlar, evinin geçimini karısına yükleyenler,  maçı, kahvesi, meyhanesi,  pavyonu derken evin yolunu bulamayanlar, karısını döven mi desem kesen mi😒  var oğlu var .  O yüzden bu ülke insanı ile evlenilir veya evlenilmez demeyeceğim. Herşey  den önce insanlığa önem verip, insan mı ? sorgulamak gerekir

Mesela ben  tekrar dünyaya gelmiş olsam ve Türkiye topraklarında doğmuş olsam yine farklı ülke vatandaşı ile evlenmek isterim. Farklı bir kültür ve ülke insanı ile evlilik  zenginliktir. Dünya  insanı bilincini de besler. Fanatiklesme, taraf tutma gibi gibi beyin tutulması yaşatan durumların dışında tutar kişiyi. .

Irkçılık ile beslenilen, üstünlük taslanan, geçmişin gölgesinde serinleyen  toplumlarda ırkçılık  giysisini çıkarabilmek zordur  demeyeceğim!  İnsan  olan bunu rahatlıkla başarır. İnsanı
ulke,  din, mezhep,  ırk olarak ayırmayan insan olarak değerlendirenlere selam olsun.

Irkçılık,  sistemin toplumlara  bulaştırdıgi bir hastalıktır.  Dünyada çoğu negatif olayların başlıca sebebidir. "Başka  bir Dünya mümkün" diyorum Metin Hara' nın  da dediği gibi.

Sevgiyle, bütünlük içinde kalın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY

29 Mayıs 2018 Salı

YOLCULUK VE ŞİFA



Yolculukta büyüdüğüm doğrudur.

Kendimi keyifsiz hissettiğim bazı zamanlar olur. Üstelik o gün arkadaşım ile görüşmek için program yapmış olurum veya başka bir programım olur.  Hastayım diyerek eve kapanmak hastalığı besler düşüncesindeyim. Bu nedenle programı ertelemem, kendimi evin dışına atarım. Ortamın enerjisi, muhabbet derken şifalanır, eve dönerim çoğu zaman. 


Tren, otobüs, otomobil, uçak, teleferik, bisiklet, motosiklet, feribot ... yolculuğunu deneyimlemiş biri olarak en favori yolculuk otomobil ile yapılan olduğunu söyleyebilirim. Benzin istasyonlarında durmak, zaman zaman aracı sağa çekip dinlenmek, fotoğraf çekmek  gibi imkanlar sunar.


Uçak ile yolculuk harika. Bulutların üstünde olmak ve cam kenarında bir koltukta oturup bu görsel şölene bizzat şahit olmak ınsanın gözüne, gönlüne, ruhuna işliyor. Hava alanına  iki saat önce gitmek, kontrollerden geçmek, rötar ve aktarmalarda beklemek sıkıcı bir durum gibi algılansa da gözlem yapma, yeni insanlarla tanışma, daha fazla gezme imkanı bulma gibi avantajları içinde barındırıyor. 




Tren ile yolculuk keyifli. Fas' ta bilet alırken fazla para ödeyip VIP almamıza rağmen elimde ıslak mendil ile gezdiğim ise gerçek. Hijyeni es geçersek giderken gördüğüm manzara dahil bütünüyle çok keyif verici. İnsan mutlu oluyor.

Neticede tüm ulaşım araçları yolculuğa hizmet ediyor ve insanın ruhuna sihirli dokunuşlar yapmayı başarıyor. Defalarca Fas' ın başka şehirlerine  veya Türkiye topraklarına yolculuk yaptık. Bu defa  programda kızımla Afrika dan Avrupa ya yolculuk yapmak vardı.


Bulduğum ilk parkta ayakkabıları, çorapları  çıkardım, çimlere bastım.  :)

Gittiğiniz ülkenin de bir enerjisi vardır. Fransa bu konuda çok iyi. Park ve yeşillik zengini bir ülke. İnsanlar da bunun keyfini doyasıya çıkarıyor. Biz de doğanın kollarına bıraktık kendimizi. Eşim işteyken her yere yürüyerek gittik. Yürüyerek keşif çok daha keyifli. Harita yok, telefonda internet yok fakat iyi bir yol hafızam olduğu için, tabelaları, metro duraklarındaki haritaları gözden geçirmem ile yolların şifresini çözdüğümü söyleyebilirim :))

Fransa' da yaşayan arkadaşım Aytaç bize eşlik ettiğinde metro ve otomobil ile  yolculuk ettik. Eşimin işi bittiğinde ise  otomobil ile yolculuk bize hizmet etti. Açıkçası çocuğunuz yoksa ve tatiliniz uzun süreli ise en güzeli yürüyüş diye düşünüyorum. Yürümek, yolculukta  en büyük şifa kanalı.  

Oksijeni bol olan, hava kirliliğinin az olduğu yerde solunan hava şifadır. 'Uyumayı', hayatı kaçırıyormuş gibi algılayan kızım bile yenik düştü.  ben de Tanca da hortlayan bronşitimden bu ülkeye gelince kurtuldum. 



 Mekan, şehir, ülke değişikliği, içinde bulunduğunuz ruh halinden dışarıya başımızı  uzatmak  veya   bulunduğunuz mekandan dışarı adım atmak gözümüz, gönlümüz, ruhumuz ve  bedenimize şifalı bir dokunuş gibi. Yolculuk keyifliyse veya keyif almayı biliyorsak müthiş moral buluruz. Şifayı tetikleyen en büyük gücün moral olduğunu da düşünürsek yol şöyle bir eşitliğe çıkar: 
YOLCULUK = ŞİFA


Toprağa bastığımız, doğanın içine dahil olduğumuz, spor salonlarına hapsolmadan yolların hakkını vererek yürüdüğümüz, hayatın dört duvar dışında daha ritmik aktığını ve bu ritme uyum sağlamak için evden dışarı çıkmaya  bahaneler bulduğumuz, kalabalığa keyifle  karıştığımız,  bol yolculuklu günlerimiz olsun diyerek,

sağlınıza içiyorum.


Bir sonraki paylaşımda  Fransa' da nerede, ne kadar meblağ ödeyerek  kaldık? Ne yedik, içtik? Nerelere gittik? Tavsiyeler, tecrübeler, yaşanmışlıklar neler? Enerjimi de içine katarak sizinle paylaşacağım.
 Takipte kalın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY