6 Ağustos 2018 Pazartesi

FRANSA GEZİ NOTLARI -1




Fransa' ya gitmek, gezmek hayallerimden biriydi. Eşim  iş nedeniyle sık sık Fransa' ya gitmeye başlayınca bu fırsat kaçmaz, "Go go let' s go" dedim.

İlk iş schengen vizesi çıkarmaktı. Vize başvurusuna arabuluculuk eden TLScontact var. Tanca' da bu hizmetten faydalandık.  Telefon ile önce arayıp, randevu almak gerekiyor. Şubat sonu aramaya başladık Mart sonuna premium servisten  randevu aldık. Premium dediğim farklı kapıdan aynı binaya giriş yapılan, içeride kahve, kurabiye vs. self servis hizmet sunan, ilgi, alakada uzay, evrakta eksik varsa hemen arama&uyarma&kurtarma hizmeti sunan, vizeyi alırız  bakışı ile işi halleden  ama bunun için ekstra para ödediğiniz  bir hizmet. Diğer insanlar kapı önünde sıra beklerken siz Bülent Ersoy edasıyla yan kapıdan beklemeden giriş yapıyorsunuz. Daha nasıl anlatılır bilemedim. :)
VİZEYİ ALDIĞIM GÜN NANE ÇAYI İLE BUNU KUTLADIM. :)

Belirlenen tarihe  kadar istenen zibilyon adet evrağı hazırlamamız gerekiyordu. Kağnı hızıyla hizmet sistemi olmasa Fas' ta çalışan kişiyi çok ta zorlamayan türden evraklar. Tarih ve belirlenen  saatte gidip, istenilen belgeleri teslim ettim. Parmak izi aldılar. Vize bedeli, premium ücret bedeli dahil kızım ve kendım olmak üzere iki kişi için toplam 1600- 1700 Dirhem arası bir rakam ödedim. Eşim bir hafta öncesi Fransa ya gideceği için kızımla yolculuk yapacaktım. 'Çocuk annesi ile yolculuk yapabilir '  evrağı  istediler eşimden.  Onu da hallettik teslim ettik. Bir hafta içinde SCHENGEN VİZEMİZ  güle oynaya çıktı.

Bu arada "Çocuk annesi ile yolculuk edebilir" yazısı  TLScontact tarafından alınınca benim elime yazı kalmadı. İçimdeki ses " Söyle kocana bu kağıttan iki tane daha çıkartsın Yolculukta sorun yaşama" dedi. Eşim gider ayak tekrar  imzalı, mühürlü, kaşeli  o kağıttan çıkarttı. Bu arada iki ülkede de bu evrağı sordular. Uçak biletini  TRANSAVIA dan almıştık.  "Nasıl bir firma, memnun kaldın mı? " derseniz, "Evet" derim..  Yeme, içme istersen ekstra ödeme alıyorlar.  Kişi başı 10 Kg. el bagajı hakkı var , bilet ücreti diğer tarifelere göre ekonomik.  Millet Fransa da efil efil tek parça gezinirken benim de kıyafet fazlalığına zaten ihtiyacım yoktu. Sırt çantası bir de el çantası neyime yetmiyor dedim ve istikamet    TANGER IBN BATTOUTA  HAVAALANI.

gideceğim tek yer havaalanı , bana lazım yeni yaşam alanı...


Tanca' da görüştüğüm tek Türk  arkadaşım,  Hatice ablam bizi havaalanına  bıraktıktan sonra kontrollerden geçtik, uçağa giriş yaptık. Çayır, çimen, dere, tepe, ova, deniz uçtuk ta uçtuk   En sonunda Fransa-  ORLY havalimanına iniş yaptı uçak. Kontrollerden geçtik. Kısa sürede  çıkış kapısına  yöneldik. Bir de ne göreyim? Beşiktaş forması giymiş bir Türk. Fanatiklik te böyle bir olay sanırım. Eşim ufukta göründü neyse ki ve otele doğru yola koyulduk. 

 Citadines Maine Montparnasse 

Paris'te, konumu süper, caddeye bakan, lobide ücretsiz kahve & sıcak içecek makinesi olan, internet bağlantısı canavar gibi çalışan, mini mutfaklı bir  apart hotel CİTADİNES.  Otelde iki gece kalıp arkadaşa geçtikten sonra tekrar aynı otelde kalacaktık..  Lüksemburg parkına yürüme mesafesinde, metro istasyonuna  yakın işlek cadde üstünde TAVSİYE EDİLESİ  bir aparthotel. 
Sayfada paylaşılan gibi.Hayal kırıklığı yaşamazsınız rahat olun. 


İki yetişkin, üç yaş altı kızımız konaklama bedeli olarak ilk iki gece için toplam 200 euro ödedik. Son üç gece için 149 EURO, 129 EURO, 129 EURO yani 410 Euro ödedik. Rakamlar sabit değil. Otelin gecelik ücreti şudur diyemiyorum. 100-130 euro olarak bulursanız rezervasyon yaptırın derim. Memnun kalırsınız. 


Lüksemburg Bahçesi

İlk gün otelin yakınındaki Lüksemburg bahçesine gittik. Muazzam güzel. İnsanın ömrü uzar burada.  Kitabını eline alan, doğayı seven, gezmeye gelenler ile doluydu ve ortamın enerjisi harikaydı. Selfie yapalım diyen Türkler duydum ama  konuşmadık o ayrı. Kimseyi rahatsız etmeyelim mantığı.

Otele giden yolda Türk restaurantı görmüştük. Geceye orada devam ettik. Konumu kolay, lezzet olarak iyi. Otelden yukarı dümdüz yürüyünce İdeal Design mağazasının karşı cadde  aralığından  biraz yürümek yeterli döner tabelasını görmeye. Restaurant Sibel. Yolun sağında da  Beyrut restaurantı vardı yaprak sarmaları lezzetli olan. 



Yol yorgunluğu ve günün telaşesi derken pert olduk, uyuduk. Sabah eşim işe gitti Fransa da  yaşayan arkadaşım ve  ailesi ile istikamet  ver elini SERGY.



Sanat eseri gibi evlerin olduğu, gökyüzünün muhteşem mavi, çimlerin bak yeşil yeşil dediği tarz  bir yer. Kafede oturduk daha sonra doğanın kollarına attık kendimizi, çocuk parklarına doğru yürüyüş yaptık derken çok keyifli zaman geçirdik. 





Piknik modunda takılanlar, yürüyüş yapanlar, oynayan çocuklar, kısaca herkesin huzurlu olduğu  tertemiz bir ortam.  Gelin, görün burayı derim. Günü burada noktaladıktan sonra eşimin işten çıkıp bizi alması ile ver elini İtalyan restaurantı  PİZZA PUNİ. Caddeye bakan, nezih bir mekan. Pizza fena değildi. Müşteri kitlesi de 'izle benisi' olan tipler. Karşı masada telefonuna gelen mesaja sinirlenip, mırıldanıp şarabını çalkalaya çalkalaya içen bir adam, yan masada makarnaya dalmış  iştahlı bir başka adam  ve biz restauranttan ayrılmadan iki dakika önce bitişiğimizdeki masaya oturan Hint' li aile.vardı.  Fransa zaten her ülke insanını içinde barındıran zengin bir ülke. Nereye baksan Abidin' in tablosu. :)

Salı sabahı eşim işe giderken valizleri, eşyalarımızı araca aldı. Biz de onbir gibi otelden çıkışımızı yaptık. Sırt çantamı aldığım gibi kızımla düştük yollara. Bir saat yürüdükten sonra cocuk parkına denk gelmemiz ile kızım oynadı ben oturup dinlendim. Yerde bir euro buldum, cüzdanıma daha çok yakışır diyerek yerden  aldım.  Yemek için cadde üstünde bir Türk restaurantına girdik. Köftenin tadını beğenmeyip sorduğumda  hindi eti karıştırdığını öğrendim,  yiyemedim. Açıkçası Türk restaurantı gördüğünüzde pek te sevinmeyin, lezzet aynı olmuyor. 




Arkadaşımın bizi almak için geleceği saatin yaklaşması ile otelimize yakın bir kafeye oturduk.Bize servis eden garson kız çok güleryüzlü ve ilgiliydi. Yoldan geçen bazı kişilerin dışarıda oturan müşterilerden  sigara istemelerini izledik, bir ara pata küte  yağmur yağdı. Vakit gelince hesabı ödedim ve kalktık. Otelin önüne yürüyüp , arkadaşım ile buluştuk.  Metro, otomobil derken eve vardık.  


ATLANTIQUE CAFE

(Eşimi sahura kaldırıp devamını yazacağım. Sanırım uzun bir yazı olacak. Sıkıcı olmamak adına iki bölüm olarak paylaşabilirim bu FRANSA macerasını )




Neyse efendim arkadaşımda prensesler, krallar gibi ağırlandık.  Yemek, sohbet,  çocuklar derken Aytaç, "Julia' ya  ben bakarım, siz başbaşa kalın,  gezin" dedi. En son ne zaman başbaşa kaldık vallahi hatırlamıyordum. Kaçmaz bu fırsat dedik ve eşimle gece yarısı Eyfel kulesine gittik. Gecenin o saatinde bile ortalık yıkılıyordu. Yiyenler, icenler, Eyfel önünde poz vermek için parlak kıyafetler giyinmiş  ellerinde çiçekler ile poz veren ponçikler , çikolatalı krep yapanlar, hediyelikler ve şarap  satanlar,  bu dünya kimseye kalmaz modunda sevelim, sevilellim  modunda  insanlar derken bu gözler neler gördü neler. 😁. Krep yedim, kahve içtim, Eyfel in ışıklandırmalarını izledim. Hatıra kalsın diye fotoğraf video çekimi de yaptıktan sonra eve doğru yola koyulduk.  İkinci yazının sonunda video linkini de ilave ederim.

                                  

Saat üçtü belki daha geçti eve vardığımızda. Kız uyumuş, evde çıt yok. Sabaha gram uyku ile eşim işe gitti, uyandığımda arkadaş ile program yaptık ve Sen nehrinin kıyısında güzel bir yürüyüş yoluna attık kendimizi. Yolumuz kilisenin olduğu yerden geçince bir bakayım içine dedim mutlu mesut. Meğer cenaze varmış. 



Gölün kıyısında, cadde kenarındaki evler de çok hoştu. Burada biraz yürüdük, sevdiklerimize bağlandık WhatsApp üzerinden. Huzurlu bir ortam. 




Havayı güzel bulmuşuz ardından Garde des Sceaux a gittik. Aytaç' ın verdiği bilgiye göre koca bahçe vakti zamanında soylu birine aitmiş. Belediyeye bağışlamış. Belediye de mükemmel bakmış. Ne bahçeymiş kardeşim bu ne zenginlikmiş peh peh dedirtiyor insan. Tarihçesini merak ediyorum ama fırsat bulup henüz bakamadım.



Ücretsiz girip gezebiliyorsunuz. Bisiklet ile gezenler kadar yürüyenler, koşanlar, oturanlar vardı. Ben kafede oturanlardan. Bu uçsuz bucaksız yeşil ve muazzam alan, oyun parkı, çiçekler, tarih insanı şimdiki zamandan alıp zamanın olmadığı bir yere uçuruyor sanki. Yoga meditasyon neyim iyi yapılır burada. Epey keyifli zaman geçirdikten sonra  rotamız Sushi restorantı diyerek yola koyuluyoruz.  




Arkadaşım, çocuklar ve ben oturduk beğendiğimiz bir  masaya. Kısa zaman sonra Aytaç' ın eşi de dahil oldu bizlere.  Mostafa, yani eşim de  iş çıkışı evde biraz dinlendikten sonra aramıza  katılacaktı. Neyse efendim biz muhabbete daldık bir ara restauranta yağız bir delikanlı girdi:)  ne kadar hoş bir adam dedim saniye zaman içinde farkettim ki eşimmiş. Masadakilere de söyleyince bir gülüş oldu. :)) Restaurantın adı sushi ama içerisi olay. Açık büfe, self servis. Sushi, börek, tavuk, soslu patatesler, salatalar, tatlılar, atıstırmalıklar, meyveler, sıcak ve soğuk içecekler, dondurma, şekerleme, alkol  varoğlu var. İnsan yedikçe yemek istiyor. Bu arada ilk defa sushi test edeceğim o da Fransa da kısmet oldu. Aman aman meraklısı değilim ama tatmadığım zevk kalmadı Fransa da demeyelim :)) 

Sonuç olarak günlerce aç kalsam ve yiyecek olmasa yerim diyeceğim bir lezzet. Dondurma ve tatlı ile hayatımı tatlandırmam ile arkadaşım ve eşi çocuklarının uyku saatinin yaklaştığını, gitmeleri gerektiğini söyleyip Julia' yı da yanlarına alıp gittiler. Böyle arkadaşlara can kurban. 

Eşim de yemeğini bitirince, Nicole Kidman' ın başrolde oynadığı Kırmızı Değirmen filminden bildiğimiz  kabare gösterisi yapılan MOULIN ROUGE  rotamız  olsun dedik ve yollara düştük. 



Yazının ikinci bölümü yakında. Takipte kalın. 
Mrs. Lucky sağlıklı ve keyifli bir PAZAR günü diler. 


Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Sevda ALAN ELARABY

8 yorum:

  1. Ne güzel bir gezi olmus.türk yemekleri asla türkiyedeki tadi vermiyor maalesef et farkli baharatlar farkli. Alisamadim hala tam mutfak isine 😂😂😂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neredeyse yedi sene olacak mutfak işlerine ben de alışamadım 😂 Güzel bir gezi oldu evet canım. ❤

      Sil
  2. Konakladığınız yerler güzelmiş gerçekten, yoğun turisti olan bir ülkede keyifle kalacak yer bulmak biraz da ufaklığın nasibi belki:) Hayal kırıklığı yaşayanları çok duyuyoruz. Ne güzel gezi olmuş, devam..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konaklama yapılan yer kesinlikle insanı etkiliyor. Gün bitiminde yorgun olarak döndüğünüzde içinize sinen bir otelde konaklamak gibisi yok. Ayrıca kişinin kardeşi gibi sevdiği görüştüğü birinin de Fransa da olması büyük avantaj. Ben bu konuda gerçekten çok şanslıydim. ❤ ikinci yazı için hazırlıklar devam. Bittiği gibi burada 😉😊 Sevgiler.

      Sil
  3. ah bayıldım yazına. e otel orası için paalı sayılmaz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol deep. O konumda bir otel için otelin fiyati dediğin gibi pahalı sayılmaz 😉

      Sil
  4. Hindi etli köfteyi ben de yiyemezdim sanırım. Bir de, yazının başlarını yavaş okudum, sonra hızlanıp şöyle bir geçtim ama o arada "Çikolatalı krep" şeysi aklımda kaldı. Algıda seçicilik böyle bir şeydi, de mi? Veya işine geleni aklında tutmak veya da neyse. = )

    YanıtlaSil
  5. Uzun bir yazı oldu. 😊 dondurmalar, pastalar, çikolatalar harikaydı.😉

    YanıtlaSil