6 Haziran 2018 Çarşamba

FRANSA GEZİ NOTLARI - 2



Ben Fransa' yı sevdim Fransa da beni sevmiştir  umarım. 💝

Eros un dünya haritasında hangi ülkeyi vursam diye düşünüp, ok fırlattığı yerdir Fransa. Tatile gidilesi hatta yaşanılası aşk, sanat, tarih, parfüm  kokan,  eril ve dişil enerjisi dengeli bir ülke.  

Bunca imkan içinde Fransa da yaşayıp,  para kazanıp,  halen alışamadım vs. diyen kişileri evren  köyüne, evine geri roketlesin  :) diyerek Fransa gezi notlarımın ikincisine başlıyorum. 


Bir önceki yazıda rotamızın  Moulın Rouge olduğunu paylaşmıştım . Kabare gösterisi izlemedik. Caddeyi keşfederek  zaman geçirdik. Bana kalırsa hormonları coşturan, kırmızının en canlı olduğu   bu hareketli caddenin adı  +onsekiz  olmalı.  Caddenin her iki tarafında da yetişkinler için  oyuncaklar satan yanarlı dönerli  shoplar var mesela. Disko, restaurant, alkollü alkolsüz içecek servisi zengini kafeler ve otellerin feriştahı burada gibi. Fotoğraf çektirmek için gelen kişiler ile hep aktif olan bu cadde  gezilesi, görülesi yerler arasında olmalı. 

BURAYI  BEĞENDİM MESELA. OTURMAK NASİP OLMADI.


Evin yolunu bulduğumuzda saat üç sularıydı. Sabah eşim işe gitti biz de  kahvaltı, keyif, hazırlık derken evden çıktık. Arkadaşım Fransızca kursuna gidecek biz de otele geçecektik. Metro ile yolculuğumuz Lüksemburg bahçesinin önündeki durakta sonlandı. Bu arada  metro bileti 1.60 €.  Arkadaşım ile bu güzergahta ayrıldık. Otele doğru yola koyulduk. Kaybolma lüksüm yoktu çünkü otel devasa yüksek bir binanın olduğu caddedeydi. 



Tıngır mıngır yürüdük, mağazalar bakındık derken otele giriş yaptık. Kızım asansörde otel müşterisi Japon  kadına Salam. Kif tina? Labas?  Yani nasılsın, iyi misin diye sordu Fas Arapçası ile. Dil ve ülke farkını anlaması zaman alacak.

Eşimin otele gelmesi ile  restauranta gittik oradan da Sacre Couer. Saat epey geç olmuştu, çoğu yer kapanmıştı ama müzik yapan gençler, kalabalık hatta gecenin o saatinde benim gibi başka Türkler de vardı. Gece pek anlam veremedim buraya neyse ki  gündüz görmek için Aytaç ile program yapmıştık. 

Cuma günü eşim işe gitti, biz biraz uyuduk derken Aytaç ile anlaştığımız saatte otelin önünde buluştuk,  Sacre Coeur e doğru yola koyulduk. Metronun  merdivenlerinden çıkarken  "Bugün çok merdiven çıkacaksın "  dedi arkadaşım.  


Yüksek yüksek yerlere çıktık.  Yükseldik 😂 Önce kiliseye girmek için üç beş dakika sıra bekledik. 


Kızım mumları görünce happy birthday to you diye şarkı söyleyip, mumları  üflemeye kalktı. Aman kızım, yapma kızım, nereye kayboldun kızım derken kiliseyi gezip ne ara çıkış kapısına geldik anlamadım. Dışarıda müzik yapanlar vardı biraz onları dinledik derken kuleye çıkmak için yöneldik.   

Aytaç kule için bilet aldı. Kişi başı 6 € ödemiş. Çocuk küçük olduğundan  ücret almadılar. Daracık merdivenlerden, döne döne yüz, ikiyüz , üçyüz basamak-cık çıktık. 

O kadar dar bir alan ki yanyana iki insan sığmaz.  Önde Aytaç ve kızım  arkada ben ve benden sonra  diğer turistler.  Zaman zaman yorulup  insanlara eciş bücüş olup yol verdim. Kapalı alanda merdiven bitti açık havada yine dar merdivenlerden yürüdük sonra tekrar kapalı alanda yürüyüş devam etti. Kapanda hissedeceğiniz bir ortam, ciddi efor istiyor. Kalp, şeker, tansiyon hastası, kişiler  başta olmak üzere kilolu kişiler ve kapalı alan fobisi olanlara asla  önermiyorum. 

Açıkçası buranin, kilisenin enerjisini ürkütücü ve soğuk buldum. Bu kuleye Rapunzel' i kapatsalar saçını uzatmak ve prens beklemek ile uğraşmaz. Helikopter  kiralar da kaçar. Korkunç sanki buralar  😄😱





Neyse efendim merdivenleri çıktım çıkmasına ama ter içinde kaldım. Hemen hırka ve sal ile muhafaza ettim kendimi,  estiriyor. Manzara güzel ama aynı manzarayı yakalayacağımız asansörle çıkılan başka yerler bulun derim 😂Kuleye çıktığınızda çocuğunuzun elini tutun. Küçük çocuk için riskli yerler var. Yine Türkce konuşmalar duydum ama kimse birbiriyle iletişim kurmuyor o ayrı.  Fotoğraf çekimi,  biraz dinlenme derken sıra geldi merdivenleri inmeye. Minnacık yerde döne döne merdiven inmekten başım fırıldak gibi dönünce  dışarı  çıktığımız  gibi  ilk işim yere oturup normale dönmek için beklemek oldu. (Bu kadar harekete hazır değilmişim 😂)



Yol boyunca hediyelikler, insanlar, tarih, estetik, sanat, müzik sesi. Sihirli değnek dokunmuş sanki buraya. Dondurmacı ise en sihirli olanı. 







Kızım,   ağzına  yediği   kadar yüzüne, üstüne de dondurma yedikten sonra bir kafede oturduk. Dondurma enkazının altından ıslak mendil ile yavrumu çıkarmaya çalıştık. 😅 Kahvemizi yudumlayıp ortamın havasını soluduk ve görsel  zenginlikte  biraz gölgelendikten  sonra otele doğru yola  koyulduk,  Bir sonraki Fransa turnemizde görüşmek dileğiyle Aytaç' a teşekkür ettim ve  vedalaştık.  Canım benim ilgin alakan için buradan da tekrar tekrar teşekkür ederim. İyi ki varsın.  İyi ki vardın.  

Bu arada  gece gezmelerimiz de oldu fakat kendimizi yormadan.


Cumartesi günü eşim çalışmıyordu. Rotamıza karar vermiştik.  Akvaryum Paris. Araç ile belirli bir mesafe gidip, aracı park ettik ve kalan yolu yürüdük.

Çocuk  küçük  olduğundan ücret  almadılar. Kişi başı  20,5 € ödeyerek  burayı da gezdik. İzlemelik balıklar  ve dokunarak sevilmelik balıklar diye ayırmışlar hayvanları.  Kızım suyla oynarken sırılsıklam oldu. Neyse ki yedek kıyafet almıştım.


Akvaryum Paris kısa videosunu izlemek isterseniz videosu aşağıda :




 Akvaryumdan çıktık otele yakın bir yerde eşim ve kızımdan ayrıldım restauranta gittim. Eşim de kızımla çocuk parkına gitmiş. Ne zaman sonra  Türk marketine gitmek için otel önünde buluştuk ve  Paris in epey dışına çıktık. 

Türk marketinde de kısa Video çekimi yaptım. İzlemek isteyenler için video aşağıda :


Marketin havasını solumak için içeri girince gözüm genç ve coşkulu bir nüfus bakındı.  Alev, Okşan, Gözde, Tonguç, Berke, Batuhan gibisinden ama  yok.  Çoğunluk Mehmet emmi, Ayşe teyze, Hasan dayıdan oluşan bir kitle. Eli ekmek tutana "Yürü ya kulum " demiş hayat. Yine de bu insanları hangi rüzgar  bu ülkeye uçurmuş?  Hikayelerini merak eder gibi oldum ama sormadım. Zaten kimse kimseyle konuşmuyor. :) Bir adet cantık için  ödediğimiz 7  ile düşüncelerim dağıldı,  otele doğru yol aldık. 

Son gece dışarıya çıkmayalım dedik. Odanın mutfağında birşeyler hazırla, yemek ye, valiz hazırla çantanı ayarla, pasaport kontrolü vs vs derken saat oldu iki.  Dörtte yola çıkılacak. Ne ara uyudum ne ara uyandım inanın bilmiyorum. 




 Tanca dan uçağa binip  Orly havaalanına  iniş kolaydı fakat buradan uçağa binmek o kadar kolay olmadı.  Bilmeyen için ilk yolculuk biraz zahmetli. Neyse ki eşim belirli bir yere kadar bize eşlik etti gerisini ben koştur koştur  hallettim ve uçağa giriş yaptık. 

Şimdi gelelim kapanış satırlarına...
Tatilimiz boyunca fotoğraf  ve video çekimi yapmaya çalıştım. Telefonum maalesef fabrika ayarlarına dönmek zorunda kaldı  ve bir takım görseller, çok fazla video silindi. Buna rağmen elimde olan videoları birleştirip kısa video hazırladım. İzlemek isterseniz video aşağıda:
 



Bu afişi metro istasyonunda gördüm ve beğendim. Keyfi paylaşım olarak burada kalsın. 
Fransa' nın kapısını açan anahtar neydi? 
TOTEM değil herhalde.😂😄😅 Fransa' nın kapısını açan anahtar '€' 
Napolyon " para para para" diyordu fakat para var paracık var. Bakın mesela Euro Türk Lirasının beş katı , Fas Dirheminin de on bir katı. 


Dilerim € bazında paralanır ve Fransa' yı gezme imkanı bulursunuz / buluruz.  🍀❤ 



Okuduğunuz için teşekkür ederim. 
Sevda ALAN ELARABY 

8 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı, ne güzel gezmişsiniz :)

    YanıtlaSil
  2. İnstagram hesabınız varmı takip için

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Instagram hesabim : birsevda_fasli Buradan takip edebilirsiniz. Selamlar.

      Sil
  3. Ben severdim sanirim 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevilesiydi 😍 Tekrar tekrar sevesim var.

      Sil
  4. :) yine tatliş her şey. hepi börtdey tu yuuuu kilisede he ciciii :) gitmemiştim ama giderim, e tabii aşk ve sanat dili, bunun için öğrenmiştim fransızcayı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ❤ Ne mutlu sana. Ben Fransızca öğrenmeye yeni başlıyorum. 😀

      Sil